(The Turkish Post) – AYŞEM NARLI
Artık sosyal medya hayatımızın her alanında. Evde, işte ya da metroda yolculuk yaparken, insanlar telefonlarını ellerinde düşürmüyor. Örneğin ailesiyle birlikte bir restorana giden bir kadın, öncelikle telefona sarılıyor. Daha çatal kaşıya el uzatılmadan hemen masada “mutlu aile” selfisi çekiliyor. Sosyal medya hesabından yapılan paylaşımdan sonra ise masada derin bir sessizlik hakim oluyor. Aslında biz insanlar, mutlu olmanın yollarını aramıyoruz. Sadece mutluluk için bir kare fotoğrafın içine sıkışıyoruz. Kimi zamanda mutlu olduğumuzu, sosyal bir yaşamımız olduğunu çevremize göstermek istiyoruz.
Özellikle günümüz dijital dünyasında, sosyal medya platformları aracılığıyla kişinin kendini ifade etme biçimi, sıklıkla mutlu fotoğraflar, keyifli saatler ve özenle seçilmiş anlarla ve anılarla şekilleniyor. Dijital ortamlara yüklenen bu görseller, genellikle kişinin kusursuzluğun, neşesinin ve başarının birer temsili olarak karşımıza çıkıyor.
Dijital platformlarda idealize edilen ve kusursuz bir imaj çizen kişilerin gerçek dünyada nasıl bir yaşam sürdükleri çoğu zaman merak konusu. Dijital dünyanın büyüsüne kapılan, orada kendisine ışıltılı, parıltılı ve olduğundan daha farklı bir dünya inşa etmeye çalışan bireylerin, kendi gerçek benliklerinden uzaklaştıkları, kendileri gibi olamadıkları ve günlük yaşamlarının her anında her şeyin kusursuz ve mükemmel ilerlemediği zamanlarda derin hayal kırıklığı yaşadıkları görülüyor.
Sosyal medyanın yükselişiyle birlikte, insanlar kendilerini idealize edilmiş ve olduğundan çok daha harika bir şekilde sunma eğiliminde. Yapılan mükemmel tatiller, elde edilen başarılar, yaşanılan mutlu anlar, sürekli neşe içerisinde geçirilen keyifli vakitler… Bakınız, bunlar her zaman gerçek yaşamın içerisinde olmayan, pek az kişinin gerçekten sahip olabildiği şeyler. Unutulmamalıdır ki mutlu fotoğraflar ve kişinin iyilik halleri, genellikle bir anlık mutluluğu yansıtırken, kişinin tüm yaşam deneyimini kapsamaz. Bir insanın tüm gününü, haftasını veya hatta yılını özetleyen tek bir kare, gerçek duygusal durumunu tam olarak yansıtmayabilir. Bununla birlikte aşırılıkların olduğu durumlarda, bu duyguların altında tam zıddı duygu ve düşünceler de olduğu görülmekte. Şöyle ki günlük yaşamdaki sıradan hayatını, dijital dünyada renkli ve eğlenceli bir dünyaymış gibi sergileme bunun bir sonucudur aslında.
MÜKEMMEL FOTOĞRAFLAR, MUTSUZ YAŞAMLAR
Sonuç olarak, sosyal medyada gördüğümüz “mükemmel” hayatlar, aslında birçok insanın içinde bulunduğu gerçek zorlukları ve duygusal çalkantıları gizleyebilir. Bu durum, özellikle hassas dönemlerde olan bireylerde yalnızlık ve yetersizlik hislerini pekiştirebilir. Sürekli mukayese ve karşılaştırma içerisinde olan kişiler için ise bu durum kişiye cehennemi yaşatır. Aynı şartlara ve konfora sahip olmadığını için kendini ve çevresini suçlama eğilimine girebilir ya da kendisinden daha iyi bir hayat yaşayan bireylere karşı yoğun kıskançlık barındıran olumsuz duygular besleyebilir.
İnsanlar, sosyal medyada gördükleri “sürekli mutlu(!)” hayatlarla kendi hayatlarını karşılaştırdıklarında, kendilerini eksik, yetersiz ya da başarısız hissedebilirler. Bu, kişinin psikolojik sağlığı üzerinde olumsuz etkiler yaratabilir ve depresyon veya kaygı bozukluğu gibi durumların tetiklenmesine neden olabilir. Sürekli kendi ile başkalarını kıyaslayan birey bir süre sonra kendi mutluğunu, başkalarının mutsuzluğu üzerine inşa etmeye başlayacaktır maalesef.
Unutulmaması gereken, paylaşılan her fotoğraf bir hikâyenin sadece küçük bir parçası. Gerçek mutluluk, sürekli bir gülümseme veya kusursuz bir yaşamdan ibaret değil. İnişleri ve çıkışları olan, karmaşık ve çok boyutlu ve uzun bir deneyim olarak bilinmeli.






















