(The Turkish Post) – AYŞEM NARLI
Bugüne kadar hep başkalarını mutlu ve memnun etmeye çalıştın. Onlar üzülmesin, kırılmasın ya da seninle ilgili olumsuz duygu ve düşüncelere kapılmasınlar diye sürekli alttan almak zorunda kaldın. Ancak alttan aldıkça, maalesef bu duygusal yüklerin altında da kaldın.
Daha çok sevilirim umuduyla sürekli fedakârlık yaptın. Yapmaya da devam ettin. Hatta istenmediği ve senden beklenmediği hâlde o kadar çok fedakârlık yaptın ki artık yaptığın fedakârlıklar senin görev ve sorumluluğun hâline geldi. Yapmadığın zaman ise suçlanmaya başladın.
Yüreğin öylesine güzel ve naif ki çevrendekiler için tabiri caizse saçını süpürge ettin; yine de suçlanan taraf sen oldun. Sen kendini feda ederken, çevrendekiler bundan fayda sağlamaya çalıştı. İnsanların yaralarına yara bandı, ihtiyaçlarına çare oldun. Bir gün bile yüzünü asmadın; hep güler yüzlü oldun. Ancak günün sonunda, kolay erişilebilir olduğun için ilk vazgeçilen de sen oldun.
İYİ Kİ VARSIN DERKEN…
Çevrendekiler önce seni çok iyi biri olarak tanımladılar; “İyi ki varsın, sevgin bizi sımsıkı sarsın.” dediler. Ama artık yoruldun ve biraz geri çekildin. Bu defa da değiştiğini söylediler. Şunu asla unutma: “İnsanlar seni eskisi gibi kullanamadıkları zaman değiştiğini söylerler.” Bununla beraber, artık gözden çıkarıldığında melek dahi olsan insanlar senin kanat sesinden bile rahatsızlık duyacaklardır.
Herkese ve her şeye yetişeyim derken geriye dönüp bir bakmışsın ki kendini çok ihmal etmişsin; kendine çok geç kalmışsın. Kendi isteklerini görmezden gelmiş, kendi iç sesine kulak vermemişsin. Başkaları için dağları, tepeleri aşarak hedefe ulaşırken kendi özüne giden dümdüz yolda kaybolmuş ve birçok yol kazası yapmışsın.
Bir sürü kuru gürültüye ve onlarca sese tahammül ederken, kendi iç sesini dinlemek hiç aklının ucundan geçmemiş. Bu sese hiç kulak kabartmamışsın. Sürekli bastırılan bu ses, bir süre sonra çıkmaz bir sokağa dönüşmüş ve sana darılmıştır. Çünkü kendine geç kalmak sadece zamanı kaçırmak değildir; ruhunun kapısını çalan ve sana iyi gelecek olan o sesi sürekli ertelemektir. Kendine geç kaldıkça, başkalarının onayı ve alkışlarıyla mutlu olmaya çalışırsın. Oysa ruhun çoğu zaman yalnızca kendi sesini, yalnızca kendisine ait olanı duymak ister.
Bazı yorgunluklar uykuyla ya da dinlenmekle geçmez; çünkü problem daha derinlerdedir. Bu kronik yorgunluklar, insanın kendisinden uzak düşmesinden ve kendine yabancılaşmasından kaynaklanır. Kendine ne kadar sert ve acımasız davranırsan, başkaları tarafından sevilmek ve takdir edilmek için o kadar fazla çaba harcarsın. Unutma, beğenilmek uğruna çabaladıkça daha fazla yara alacaksın.
Günün sonunda her şey sustuğunda geriye yalnızca tek bir soru kalır: “Başkalarının istediği kişi mi oldum, yoksa gerçekten kendim olabildim mi?” Bu soruyla yüzleşmek hem çok zor hem de çok acıdır. Çünkü kendini, muhtemelen kendi hayat hikâyenin başrol oyuncusu olarak değil, bir figüran olarak bulacaksın.
HAYIR DİYEMEMEK…
Hayırsız ya da vefasız görünmemek adına hiçbir zaman kimseye hayır diyemedin. Herkese ve her şeye var gücünle koştun. Günün sonunda ise çok yoruldun, gerildin ve yıprandın. Sınır koyamadın; sınır sahibi olamadığın için maalesef sinir sahibi oldun. Başkalarını memnun etmek için sürekli maskeler taktın ve olmadığın biri gibi davrandın. Şimdi aynaya baktığında ise artık kendini tanıyamıyor, gerçekteki seni bulamıyorsun.
Kendine geç kalmak; ömrünün büyük kısmını başkalarının defterini temize çekmekle uğraşırken, kendi defterine tek bir satır bile yazmaya vakit ve güç bulamamanın derin pişmanlığını, öfkesini ve çaresizliğini yaşamaktır.
Kendini sürekli başkaları için feda edenler, kendi istek ve düşüncelerini sürekli erteleyenler; iç dünyalarındaki gerilimle baş edemediklerini fark ettiklerinde, ellerinde yalnızca başkalarının mutluluğu ve kendi hayatlarının enkazıyla öylece kalakalırlar.
Geçmişin pişmanlıkları ve “eyvah”ları ile geleceğin korkuları ve kaygıları arasında sıkışıp kaldığın böylesine zor zamanlarda, lütfen daha fazla kendine geç kalma!























