(The Turkish Post) – ASLI GÜNEY \ STRAZBURG
Nerede olursa olsun… Bir yangın gördüğümde yüreğim yerinden çıkacak zannediyorum. Ateşin olduğu bir ortam, bütün canlı türleri için bir tehlike arz ediyor. Hatta yangının şiddetine göre; ateşe müdahale eden görevlilerin can verdiğini düşünmek, acılarımı katmerli hale getiriyor. Ne yazık ki, bu acı benim ülkemde yaşanıyorsa, geceleri gözüme bir türlü uyku girmiyor. Ne yalan söyleyeyim… Bir haftadır uykularım param parça… Benim doğduğum topraklarda birkaç gündür acı hâkim. Şehrimin her bir noktasında orman varlıkları alevlere teslim oldu. Bununla yetinmedi alevler… Onlarca köyünde tahliye edilmesine neden oldu. Yangının ardından binlerce hektarlık alan alev alev yandı. Benim gençliğimi geçirdiğim, hafta sonları piknik için koşarak gittiğimiz ormanlar artık yok. Bir daha da olmayacak ne yazık ki. Çünkü artık o oksijen deposu alanlarda sadece acı ve gözyaşı olacak. Sosyal medyaya yansıyan kapkara alanlarda artık havsalamda kötü bir anı olarak yer edinecek.
Bursa ve çevresindeki ormanlık alanlar alev alev yanarken, herkes sadece izlemekle yetindi. Haydi vatandaşlar ve köy ahalisinin elinden bir şey gelmedi. Devlet erkanı da izlemekle yetindi. Hatta öyle bir resme şahit olduk ki, kimi yağmurun yağması için elini açtı. Kimi de “Allah’ım yardımcı ol” diyerek sosyal medyadan paylaşımda bulundu. Bize de sadece “Amin” demek düştü! Ne yazık ki, siyasi iktidar krizleri bir türlü yönetemiyor. Hele hele bakanların açıklamalarını ve paylaşımlarını görünce, “Bunlar nerede yaşıyor” diyesiniz geliyor.
Sahi yangının bütün şehri etki altına aldığı bir sabahta, bir bakanın sabah sporu yapıp, ardından bunu sosyal medyadan paylaşmasını nasıl yorumlamak gerekiyor. Şunu net olarak ifade edeyim ki, yaşadığım ülkede Fransız bir bakan aynı paylaşımı yapmış olsaydı, bir sonraki gün kapının önüne konulurdu. Türkiye’de yine beklentileri karşılayan bir yaklaşım geldi. Bakan, tepkilerin artması üzerine sosyal medyadan yoğunluğunu gösteren paylaşımlar yaptı bir anda. Ah canım… Çok yorulmuş belli ki. Dikkatimi çeken bir ayrıntı vardı. Bakan iki gündür yoğunluktan aynı tişörtü giyiyordu! Değiştirmeye vakti bile olmamış! Yazık…
Gelelim, Avrupa ile Türkiye’yi yangın söndürme ve alınan önlemler konusunda kıyaslayamaya. Akdeniz iklim kuşağında yer alan Türkiye, iklim krizinin etkisiyle daha sık ve daha yıkıcı orman yangınlarıyla karşı karşıya. Bunu zaten uzmanlar havaların ısınmasıyla zaten bangır bangır söylüyorlar. Önemli olan bu felaketlere karşı verilen mücadele, hem kurumsal hazırlık hem de teknik kapasite açısından toplumda bulduğu karşılık. Ne yazık ki, beklentilerin karşılıksız kaldığı aşikar. Çünkü binlerce hektarlık alanın yanması ve bir yangın söndürme uçağının bile ortada görünmemesi bunun bir göstergesi. Son dönemde Türkiye’de çıkan yangınların ardından bir kıyaslama yapma ihtiyacı hissettim. Ne var ki, veriler bizim sınıfta kaldığımızı gösteriyor.
Türkiye’de 2021 yılında yaşanan büyük orman yangınlarının ardından, siyasi iktidar ciddi şekilde eleştirilmişti. Özellikle bu dönemde yangın söndürme uçaklarının yetersizliği toplumun tepkisini çekmişti. Bu süreçte, Türk Hava Kurumu’nun (THK) atıl bırakılmış uçakları ve merkezi yönetimin geç tepki vermesi uzun süre tartışılmıştı. Bu facianın üzerinden tam dört yıl geçmişti. Gördük ki, bizim mahallede değişen bir şey yoktu. Ne yazık ki, yangın söndürme uçaklarının yetersizliğinin yanı sıra, koordinasyon eksikliği, personel eğitimsizliği ve tedarik sorunlarından değişen bir şey yoktu. Zamanında alınmayan önlemler ve kriz anında geç kalınmasından dolayı, masum insanların bütün emekleri yok olup gitti. Şimdi ne olacak acaba? Birkaç siyasetçinin kriz noktasında değerlendirme yapmaları da artık bir anlam ifade etmiyor. Çünkü sorun doğru teşhis edilmezse, anlık müdahale edemezsiniz. Ancak siyasi iktidar bir türlü sorunu ve hatayı kabul etmediği için, sorunun doğru tespit edilmesini de engelliyor.
AVRUPA ORTAK YANGIN MÜCADELE FİLOSU KURDU
Türkiye’de durum bundan ibaretken, Avrupa’da ciddi bir koordinasyon süreci yaşanıyor. Örneğin; Yunanistan AB destekli planlar kapsamında en az 40 hava aracıyla yangın sezonuna hazırlanıyor. İtalya’nın kendi filosunda 30’un üzerinde uçak ve 60’ın üzerinde helikopter bulunuyor. Fransa’da da durum farklı değil. Fransa, yangınla mücadele filosuna 12 Canadair CL-415 gibi büyük kapasiteli uçakların yanı sıra onlarca destek uçağı ve helikopter eklemiş durumda. Fransa buna ek olarak, uçak filosunu güçlendirmek amacıyla de Havilland Canada şirketi ile iki adet DHC-515 tipi uçak alımı için sözleşme imzalayarak, kapasitesini güçlendirdi. İspanya’da da benzeri bir yoğunluk hakim. Ülkenin merkezi ve bölgesel yönetimlerin ortak koordinasyonuyla 100’ün üzerinde hava aracına sahip durumda. Bunun yanı sıra, AB ülkeleri ayrıca RescEU adı verilen ortak yangınla mücadele filosunu da devreye alarak felaket anlarında birbirine destek sunabiliyor. Bu sistem Türkiye’de yok ne yazık ki. Herhangi bir olağandışı durum yaşandığında Türkiye’nin resmi olarak başvuru yapması gerekiyor. Nedendir bilinmez, yardım talepleri bizim ülkemizde bir eksiklik olarak algılanıyor. Ama Avrupa ülkeleri en küçük bir olayda, RescEU sistemini devreye koyuyor. Yangınlarda daha fazla alana yayılmadan bir anda söndürülüyor. Bizde olduğu gibi, yüz yıllık emekler bir günde heba edilmiyor.
Türkiye’yi eleştireceğim diğer konuysa, kurumlar arasında yaşanan koordinasyon eksikliği. Ne yazık ki, siyasi iktidar ana muhalefet partisi ya da muhalefet görünümlü vakıf ve derneklerin yardım ve eylem planlarını elinin tersiyle itmeyi tercih ediyor. Bunun yanı sıra THK’nın yıllarca göz ardı edilmesi, ihalelerdeki şeffaflık sorunları ve yerel yönetimlerin merkezi iktidar tarafından yeterince sürece dâhil edilmemesi, yangınlara karşı etkili mücadeleyi sekteye uğratan ana nedenler arasında yer alıyor. Türkiye’de durum böyleyken, Avrupa’da yangın yönetimi, genellikle bilimsel temelli, yerel yönetimlerin aktif katılımıyla ve uzun vadeli planlamalarla yürütülüyor. İspanya’da yangın yönetimi, ormancılık uzmanlarından meteorologlara kadar çok geniş bir uzman ağı tarafından yönetiliyor.
TÜRKİYE, YANGINA MÜDAHALE ETME ODAKLI
Son olarak şunun da altını çizmem gerekiyor. Türkiye, yangın çıktığında müdahale etmeye odaklı bir strateji yürütüyor. Oysa Avrupa ülkeleri, önleyici tedbirleri en az yangın anındaki müdahale kadar ciddiye alıyor. Akdeniz kuşağındaki İspanya ve Portekiz gibi ülkelerde yüksek riskli bölgelerde koruyucu orman yönetimi, yangına dayanıklı ağaç türleri, yangın koruma şeritleri, erken uyarı sistemleri ve eğitim kampanyaları gibi uzun vadeli önlemler uygulanıyor. Ayrıca ülkemizde, orman yangınları sadece yaz aylarında gündeme getiriliyor. Sadece yangın anında krizi yönetmeye çalışan bir refleksle hareket ediliyor. Ancak kriz yönetimi değil, risk yönetimi esas olmalıdır. Avrupa’nın bazı ülkeleri bu dönüşümü gerçekleştirmişken, Türkiye hâlâ temel kapasite sorunlarını konuşuyor. Tabii ki, yangınlar kaçınılmaz olabilir. Ama yangınlara hazırlıksız yakalanmak, bir tercih meselesidir. Türkiye’nin yaşadığı bir tercih sorunu.






















