(The Turkish Post) – ASLI GÜNEY
Turkishpost yazarı Hüsnü Yusuf Turabiç, son köşesinde kaleme aldı. “CHP ve Özel zorda; 8,5 saat pişmanlık ifadesi…!” şeklinde. Turabiç, Antalya Büyükşehir Belediyesi Başkanı Muhittin Böcek, oğlu Gökhan Böcek ve ardından da gelini Zuhal Böcek üzerinden CHP’ye ve dolasıyla parti yönetimine yönelik bir operasyon yapıldığını açıkça ifade etti. Merak edenler ayrıntısına bakabilir. Ancak aylardan beri Muhittin Göçek ve ailesi üzerinden ciddi bir tezviratın olduğu aşikar. Bundan daha önemlisi de söz konusu şahısların yeniden belediye başkanı olmak için, parti yönetimine verdikleri iddia edilen 1 milyon Avro. Yanlış duymadınız! Bahsedilen rakam tamı tamına 52 milyon lira. Burada da iki hukuki temel soru devreye giriyor: Birincisi Böcek ailesi söz konusu bu rakamı nasıl ve kimlerden topladı? İkincisi de parti yönetimi, rüşvet ve nepotizm yaptığından şüphe duymadığı bir belediye başkanından gerçekten 1 milyon avro para istedi mi? Bu iki sorunun cevabı da çok mühim. Böcek ailesi, söz konusu parayı verdiklerini belirtiyor. CHP yönetimi de ısrarla almadıklarını öne sürüyor. Bakalım bu kavga hangi karakolda son bulacak. Açıkçası iki durumda da, olay yargının alanına giriyor.
Ne yazık ki, son birkaç yıldır Türkiye’de siyaset kurumu, “ahlaki üstünlük” iddiası üzerinden yürüyen bir meşruiyet mücadelesi veriyor. Özellikle muhalefet partileri, iktidarı kamu kaynaklarının kullanımından belediye ihalelerine, akraba ilişkilerinden siyasi kadrolaşmaya kadar birçok başlıkta sert biçimde eleştirirken; aynı hassasiyetin kendi içlerinde ortaya çıkan iddialar karşısında gösterilip gösterilmediği ise kamuoyunun en temel sorgulama alanlarından biri haline geliyor. Sosyal medyaya yansıyan bilgiler ortada. Afyon, Aydın, Keçiören ve Bursa başta olmak üzere bazı belediye başkanlarının isimleri, hem rüşvet, zimmete mal geçirme ve imar yolsuzluğu gibi iddialarla anılıyor. Haliyle kendileri ya da aile çevreleri, kirli bir trafiğin içine girdiklerinde de, dolayısıyla belediye başkanları tutuklanmak yerine iktidar kanadını tercih ediyor. Hukuki olarak bu duruma tamamen karşıyım. Bir belediye başkanı, bir başka partiye geçmek istiyorsa öncelikle görevinden istifa etmelidir. Mevcut göreviyle başka bir partiye geçmek, siyasi ahlakla özdeşleşmez bana göre.
CHP’NİN BELEDİYELERİNDE AİLESE İÇİ “NEPOTİZM”
Son dönemde Antalya Büyükşehir Belediyesi ekseninde ortaya çıkan soruşturma dosyası da tam olarak bu tartışmayı yeniden gündeme taşıdı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında tutuklanan Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek’in gelini Zuhal Böcek tarafından verilen ifadelerde yer alan iddialar, yalnızca bireysel suç isnadı boyutuyla değil; aynı zamanda CHP içerisindeki siyasal kültür, nepotizm ve belediye yapılanmaları açısından da dikkat çekici bir tablo ortaya koyuyor.
VELİ AĞBABA, İSTİFA ETMELİDİR, NOKTA…
İddialara göre, Gökhan Böcek’in CHP’li siyasetçi Veli Ağbaba’ya 1 milyon avro verdiği yönündeki beyanın doğrulandığı öne sürülüyor. Ayrıca bugün verilen ifadelerde, Muhittin Böcek hakkında dile getirilen rüşvet iddialarının da teyit edildiği iddiası kamuoyuna yansıdı. Elbette ceza hukukunun en temel ilkesi gereği, kesinleşmiş mahkeme kararı bulunmadan hiç kimse suçlu ilan edilemez. Ancak burada asıl tartışılması gereken nokta, ortaya çıkan iddiaların niteliği ve bu iddiaların CHP’nin yıllardır savunduğu “temiz siyaset” söylemiyle oluşturduğu çelişkidir. Burada Veli Ağbaba suçludur asla diyemem. Ancak üç isminde aynı hedefe yönelmesi, burada bazı pis kokuların olduğu anlamına geliyor. Ağbaba’ya düşen de partisini rahatlatmak adına bir an önce görevinden istifa etmesidir. Bu sayede parti içinde soruşturmalar ve incelemeler daha şeffaf yürütülecektir. Aklandığı taktirde de aynı görevini yapmasında hiçbir beis görmüyorum.
Özellikle 2024 mahalli seçiminde ciddi bir ivme yakalayan muhalefet partisinin, gelinen süreçte aday belirlemede ne kadar yanlış yaptığının bir göstergesi. Ahbap çavuş ilişkisiyle belediye başkanı ve meclis üyeleri belirlerseniz, bugün gelinen sürecin de sorumluluğunu almak zorunda kalırsınız. Çünkü aday belirlemede, bazı ciddi temel kriterlerin olmaması, sadece bazı yöneticilerin verecekleri kararla adayların ortaya çıkması, parti içi nepotizmin de oluşmasının en temel nedeni olarak gösterilebilir. Çünkü Türkiye’de belediyeler artık yalnızca yerel hizmet üreten kurumlar değil; aynı zamanda siyasi güç, ekonomik nüfuz ve parti içi finans ağlarının merkezine dönüşmüş yapılar olarak öne çıkıyor. Özellikle büyükşehir belediyeleri üzerinden şekillenen ihale sistemleri, iştirak şirketleri ve siyasi referans ilişkileri, uzun süredir hem iktidar hem muhalefet açısından tartışma konusu.
BAŞKAN SEÇİMİNDE, “LİYAKAT” SORUNU
CHP’nin ise bu konuda kendisini “alternatif yönetim modeli” olarak sunduğu biliniyor. Bu nedenle CHP’li belediyelerle ilgili ortaya çıkan her rüşvet veya usulsüzlük iddiası, yalnızca hukuki değil aynı zamanda ideolojik bir kırılma yaratıyor. Buradaki ikinci önemli mesele ise nepotizm tartışması. Türk siyasetinde akrabalık ilişkileri üzerinden kurulan nüfuz ağları yeni değil. Ancak CHP’nin özellikle “liyakat”, “kurumsallık” ve “şeffaf yönetim” söylemlerini yoğun biçimde kullanması, kendi içerisindeki akraba ve yakın çevre ilişkilerini daha görünür hale getiriyor. Belediye başkanlarının aile üyeleri, yakın çevresi veya siyasi bağlantıları üzerinden yürüdüğü iddia edilen para trafiği; kamuoyunda “parti içi koruma mekanizması” algısını güçlendiriyor.
Hukuki açıdan bakıldığında mesele son derece kritik. Türk Ceza Kanunu kapsamında rüşvet suçu, kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı biçimde menfaat temin etmesi veya bu amaçla aracılık ilişkisi kurulması halinde oluşur. Eğer soruşturma dosyasındaki iddialar maddi deliller, para transferleri, tanık anlatımları ve teknik incelemelerle desteklenirse; bu yalnızca bireysel cezai sorumluluk doğurmaz, aynı zamanda belediye yönetim mekanizmasının sistematik biçimde sorgulanmasına neden olabilir. Şayet Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek, oğlu ve gelinin iddia ettiği rüşvet iddiaları doğruysa, ilk sorgulanması gereken Muhittin Böcek ve yakın çevresi olmalıdır. Burada ilgili ailenin bu kadar ciddi bir rüşveti veriyor olması, daha büyük bir rüşvet ve rant çarkını kurmuş olma olasılığını artırıyor. Dolayısıyla da yargı, söz konusu ailenin ilçe belediye başkanlığından bugüne kadar ki, bütün para hareketini incelemelidir. Buradan elde edilen gelirle Böcek ailesinin kimi ya da kimleri finanse ettikleri de ortaya çıkarılacaktır. Özellikle de belediyeler üzerinden oluşan siyasi-finansal ilişkilerin parti hiyerarşisiyle bağlantılı olduğuna dair ortaya çıkabilecek her yeni veri, CHP açısından ciddi bir kurumsal güven krizine dönüşebilir. Çünkü kamuoyu artık sadece “kim suçlu” sorusunu değil, “bu ilişkiler nasıl yıllarca görünmez kaldı?” sorusunu da soruyor. Dolayısıyla da ibreler CHP yönetimine çevrilecektir. Aslında iktidarın da tam istediği budur. “Tavşan kaç tazı tut” mantığı ile seçmen nezdinde partinin itibarı azaltılmaya çalışılmakta.
CHP’DE “AHLAKİ ÜSTÜNLÜK” KAVRAMI DARBE ALDI
Bu nedenle CHP açısından mesele artık birkaç ismin hukuki savunmasıyla sınırlı değil. Asıl sorun, partinin “ahlaki üstünlük” iddiasının kamuoyu nezdinde aşınıp aşınmadığıdır. Eğer CHP, kendi içerisindeki iddialar karşısında da iktidara yönelttiği ölçüde sert bir şeffaflık ve hesap verilebilirlik mekanizması işletmezse, seçmene sunduğu siyasal söylem ciddi biçimde zedelenecek, yerel seçimde elde edilen ezici üstünlük de kaybolup gidecektir. Bununla birlikte Türkiye’de toplumun siyasetten beklentisi artık sadece ideolojik söylemler değil; aynı zamanda tutarlılık, hesap verebilirlik ve eşit hukuk uygulaması. Bir siyasi parti, rakibi için istediği hukuku kendi kadroları için de talep edebildiği ölçüde demokratik meşruiyet üretir. Aksi halde “bizim yolsuzluk”, “sizin yolsuzluk” ayrımı, toplumun siyasete duyduğu güveni tamamen çürüten bir mekanizmaya dönüşür.























