(The Turkish Post) – AK Parti’nin kurucularından eski Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, bir mecrada yazdığı yazıyla ilgili sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda din temelli cemaat ve tarikat yapılarına yönelik topyekûn suçlamalara karşı sert bir tavır ortaya koydu: “İnsanları, mensubiyetlerinden hareket ederek topyekûn suçlamak ve cezalandırmak aklen ve vicdanen korkunç bir yanlıştır.”
“Bir Sünni’nin ya da Alevi’nin hatasını camiasına mal etmek”
Çelik, argümanını dini ve hukuki referanslarla destekledi: “Bir Müslüman bir suç işlediği zaman bunu bütün Müslümanlar için bir suçlama vesilesi yapmak ne kadar akıl dışı ise, bir Sünnî’nin veya Alevi’nin, bir Nakşibendi’nin, bir Mevlevi’nin hatasını veya suçunu onun bütün camiasına mal etmek, beşer hukukundaki suçların kişiselliği prensibine aykırı olduğu gibi, Kur’an-ı Kerim’de defalarca tekrarlanan, kimsenin başka birinin hatasını yüklenemeyeceğini ifade eden ‘Ve lâ teziru vâziratün vizra uhrâ’ şeklindeki ayete de kesinlikle aykırıdır.”
“Bir cemaate ait hissetmek, o cemaati suçlu kılmaz”
Çelik, dini bir topluluğa mensubiyet hissetmenin doğal olduğunu, bu durumun grubun tamamını suçlu ilan etmeye gerekçe yapılamayacağını vurguladı: “İnsanlar bir hocaefendiyi veya diğerini sevebilir, onun ders halkasında bulunabilir, onun dinî telkin ve yorumlarını önemseyebilir ve dolayısıyla kendisini o gruba ait hissedebilir. Böyle bir durumda şeyh, hoca veya onların etrafındaki bazı insanlar suç işlediği zaman, bu durum bütün cemaati suçlu kılmaz.”
Ama denetimden muafiyet de savunmadı
Çelik’in açıklamasında dikkat çeken bir denge unsuru da var: Mensubiyetin suç sayılamayacağını vurgularken, bu yapıların hukuki denetimden muaf tutulmasını savunmadığını da açıkça belirtti: “Tarikat veya cemaat mensubiyetinin tek başına suç sayılmaması, bu yapıların hukuk denetiminin dışında kalacağı anlamına da gelmez. Çocukların korunması, mali şeffaflık, vergi yükümlülükleri, suç gelirlerinin önlenmesi ve kamu kaynaklarının yerinde kullanılması bakımından bu yapıların elbette bir ayrıcalığı olamaz. Tüm bu alanlarda herkese uygulanan usul ve esaslar ne ise dinî yapılara da aynı ölçüler uygulanmalıdır.”
“Sorun denetim değil, seçici uygulama ihtimali”
Açıklamasını bir uyarıyla tamamlayan Çelik, asıl endişesinin denetimin kendisi değil, nasıl uygulandığı olduğunu vurguladı: “Sorun denetim değil, denetimin seçici ve siyasi saiklerle uygulanması ihtimalidir.”
Yazının tamamını okumak için tıklayın:





















