(The Turkish Post) – TUNA CEVHER
Türkiye’de üniversite tercih dönemi yaklaşırken, gençler yine benzer bir ikilemin içinde: “İş bulabilir miyim?” sorusu, tercih listesinin başına yerleşmiş durumda. TÜİK’in 2024 verilerine göre lisans mezunlarının sadece %56’sı kendi alanında iş bulabiliyor. Geri kalanların önemli bir kısmı ya alan dışı işlerde çalışıyor ya da hiç iş bulamıyor.
Gelecek hayalleriyle üniversiteye başlayan binlerce genç, mezun olduklarında kendilerini işsizlik kuyruğunda buluyor. Bu durum artık münferit değil; yapısal bir sorun haline geldi.
RAKAMLAR UMUT VERMİYOR: BAZI DİPLOMALARA PİYASA KARŞILIK VERMİYOR
2024 verileri gösteriyor ki, tıp, dil terapisi, özel eğitim öğretmenliği gibi belirli alan mezunları hızla iş buluyor. Ancak sosyal bilimler, iletişim, gazetecilik ve benzeri alanlarda mezun olanlar için tablo oldukça karanlık. Bu bölümlerde mezunların yalnızca %20’si eğitim aldıkları alanda iş bulabiliyor.
Her yıl binlerce öğrenci bu bölümlere yerleştirilirken, mezun olduktan sonra “işe yaramayan” diplomalarla yalnız bırakılıyorlar. Eğitim politikalarının piyasa ihtiyaçlarından bu kadar kopuk olması hem gençlerin emeğini boşa çıkarıyor hem de toplumsal kaynakların israfına neden oluyor.
MEZUN OLDUĞU HALDE BAŞKA SEKTÖRLERE SAVRULANLAR
Kendi mesleğini yapamayan gençlerin büyük çoğunluğu çağrı merkezlerine, market kasalarına ya da düşük vasıflı işlere yöneliyor. Bu durum sadece kişisel hayal kırıklığı yaratmıyor, aynı zamanda toplumsal bir kayıp anlamına geliyor. Yıllarca eğitim almış bireylerin mesleki donanımından faydalanılamıyor.
Öğretmen olmak isteyen bir genç atanamadığı için kurye oluyor. Gazeteci olma hayaliyle okuyan bir başka mezun, sosyal medyada ürün tanıtımı yaparak geçinmeye çalışıyor. Bu tablo, gençlerin sadece mesleki değil, aynı zamanda psikolojik bir yıpranma süreci yaşadığını da gösteriyor.
“AİLEMİN YANINDA OKUYAYIM, HİÇ DEĞİLSE AÇ KALMAM”
Ekonomik krizin derinleşmesiyle birlikte artık tercih kriterleri de değişti. Gençler istedikleri bölümü seçmek bir yana, yaşadıkları şehir dışına çıkmayı bile göze alamıyor. KYK yurtlarına yerleşememe riski, ev kiralarının astronomik düzeye ulaşması ve temel yaşam giderlerinin artması, aileden uzakta üniversite okumanın neredeyse imkânsız hale geldiğini gösteriyor.
İdealler geri planda; önemli olan karnını doyurmak ve barınacak bir yer bulmak.
GELECEĞİN MESLEKLERİ LİSTESİ UMUT VADEDİYOR AMA HERKES ERİŞEMİYOR
Yazılım mühendisliği, yapay zekâ, veri analizi, siber güvenlik gibi alanlar geleceğin parlayan meslekleri arasında. Ancak bu bölümlerin kontenjanları sınırlı, giriş puanları yüksek. Kırsalda veya dezavantajlı bölgelerde yaşayan öğrenciler bu bölümlere yeterince hazırlanamıyor. Eğitimdeki eşitsizlik, yeni nesil mesleklere erişimi de engelliyor.
Birçok öğrenci, “geleceğin mesleğini” sadece ekran başında izleyebiliyor; içinde yer alma şansı bulamıyor.
ÜNİVERSİTE DİPLOMASI, GEÇİM GARANTİSİ OLMAKTAN UZAK
Gençlerin bir kısmı hâlâ umutla üniversite sınavına hazırlanıyor; ancak büyük çoğunluk, üniversiteyi sadece zaman kazanmak için görüyor. Çünkü artık kimse diplomayla iş bulabileceğine inanmıyor. Üniversiteler, bilgi üretiminden uzaklaşmış, istihdama katkı sunmayan birer formaliteye dönüşmüş durumda.
Bu tablo değişmediği sürece, üniversite tercih dönemi her yıl bir umut değil, bir belirsizlik mevsimi olarak kalmaya devam edecek.




















