(The Turkish Post) – TUNA CEVHER
Slovenya’da geçtiğimiz hafta yaşanan bir olay, Avrupa ile Türkiye arasındaki yönetim anlayışı farkını bir kez daha gözler önüne serdi. Novo Mesto kentinde, 21 yaşındaki Roman kökenli bir gencin karıştığı ölümcül saldırı sonrası İçişleri ve Adalet bakanları, “güvenliği sağlayamadıkları” gerekçesiyle istifa etti. Başbakan Robert Golob istifaları kabul ederken, olayın siyasi krize dönüşmemesi için derhal yeni önlemler açıkladı. İki bakanın suça doğrudan karışmadıkları hâlde kamu güvenliği sorumluluğunu üstlenerek görevlerinden ayrılması dikkat çekti.
SLOVENYA’DA SORUMLULUK, TÜRKİYE’DE SESSİZLİK
Aynı günlerde Türkiye’de, Kocaeli’nin Gebze ilçesinde yedi katlı bir bina çöktü. İki çocuk yaşamını yitirdi, bir genç kız ağır yaralı kurtarıldı. Olayla ilgili bilirkişi raporları, binada günler öncesinden çökme belirtileri görüldüğünü ve insanların tahliye edilmesi gerektiğini ortaya koydu. Ancak hiçbir yetkili görevden alınmadı, hiçbir kurum yöneticisi istifa etmedi. Türkiye’de böylesi felaketler artık sıradanlaştı. Her faciadan sonra “soruşturma başlatıldı” cümlesi duyuluyor, ancak sonuç hep aynı: sorumluluk havada kalıyor.
FELAKETLERİN ORTASINDA HESAP VERMEYENLER
Türkiye’nin yakın tarihinde benzer birçok örnek var.
6 Şubat depremlerinde on binlerce insan hayatını kaybetti, şehirler yerle bir oldu ama tek bir kamu görevlisi istifa etmedi. ,
36’sı çocuk 78 kişinin hayatını kaybettiği ve 133 kişinin yaralandığı Grand Kartal Otel yangınında da ihmaller tartışıldı; yine üst düzey kimse görevinden ayrılmadı. Her olayın ardından kameraların karşısına çıkan yetkililer “gereken yapılacak” açıklamasıyla durumu geçiştiriyor.
SORUMLULUK KÜLTÜRÜNÜN YOKLUĞU
Slovenya’da iki bakanın istifası, demokratik bir refleksin ürünüydü. Toplumun adalet duygusu zedelenmeden, devlet kurumları güven tazeledi. Türkiye’de ise aynı refleks neredeyse tamamen ortadan kalkmış durumda. İstifa, zayıflık ya da suçluluk göstergesi olarak görülüyor. Bürokratlar ve siyasetçiler için koltuk, görevden çok statü anlamına geliyor. Bu anlayış, devleti yönetenlerin hatadan arınmış olduğu yanılgısını besliyor.
“DEVLETİN BÜYÜKLÜĞÜ” SÖYLEMİ VE HESAPSIZLIK
Türkiye’de yaşanan her büyük krizden sonra sorumluluk bireylerde değil, “doğa olaylarında” veya “mücbir sebeplerde” aranıyor. Binalar “kendi kendine çöküyor”, yangınlar “rüzgâr yüzünden büyüyor”, can kayıpları “kadere” bağlanıyor. Oysa demokratik yönetimlerde, bir insanın bile hayatını kaybettiği bir olayda sorumlular istifa eder; çünkü devletin büyüklüğü, hatayı sahiplenebilme olgunluğunda yatar.
HESAP VERMEDEN DEVAM EDEN SİSTEM
Depremlerden yangınlara, tren kazalarından maden facialarına kadar yaşanan her kriz, Türkiye’de istifa müessesesinin neden işlememesi gerektiğini değil, neden işlemesi gerektiğini bir kez daha hatırlatıyor. Ancak tablo değişmiyor: Hesap veren yok, görevden ayrılan yok. Böyle olunca da Türkiye’de sorumluluk duygusu bir yönetim refleksi olmaktan çıkıyor; sadece kriz anlarında hatırlanan, ardından hızla unutulan bir kavram hâline geliyor.























