(The Turkish Post) – TUNA CEVHER
Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) Aralık 2024 verilerine göre, tüketici fiyatları bazında en fazla zamlanan ürün yüzde 12,17 ile yumurta oldu. Hemen ardından yüzde 9,88 artışla kahvaltılık tahıl ürünleri ve yüzde 9,33 ile patates geliyor. Ancak sokaktaki vatandaşın yaşadığı gerçeklik, bu rakamların çok ötesinde. Pazarda bir kilo peynirin fiyatı 300 liraya dayandı, beş litrelik ayçiçek yağı yeniden üç haneli fiyatlara yükseldi.
TÜİK’in enflasyon sepetinde yer alan bu veriler, halkın mutfak masrafını gerçekten yansıtıyor mu? Kurumun açıkladığı verilerle market raflarındaki fiyatlar arasında ciddi farklar olduğu açık. Bağımsız araştırma kuruluşları ve akademisyenler, resmi enflasyon oranlarının metodolojik olarak sorunlu olduğunu ve halkın hissettiği gerçek enflasyonu örtmeye çalıştığını ileri sürüyor.
GIDA ENFLASYONU
Yumurta gibi temel bir protein kaynağına dahi erişim zorlaşmışken, beslenme hakkı doğrudan tehdit altına giriyor. Artan fiyatlar sadece ekonomik değil, aynı zamanda toplumsal bir kriz doğuruyor. Sağlıklı ve dengeli beslenemeyen çocuk sayısı her geçen gün artarken, okullarda beslenme çantası boş kalan öğrenciler ülkenin yeni normali haline geldi.
Yıl boyunca çikolata ve şekerleme ürünlerinde yüzde 77,7, balıkta yüzde 75,2, taze sebzelerde ise yüzde 73,6 oranında fiyat artışı yaşandı. Bu artışlar, sadece lüks tüketim ürünlerinde değil, en temel gıda maddelerinde de yaşanıyor. Özellikle dar gelirli vatandaşlar, artık eti, sütü, hatta patatesi dahi almakta zorlanıyor.
TARIMDA İTHALATA BAĞIMLILIK: KRİZİN ANA KAYNAĞI
Türkiye’nin yaşadığı gıda enflasyonunun temel nedenlerinden biri, tarımsal üretimdeki yapısal bozukluklar ve ithalata dayalı politikalar. Girdi maliyetleri (mazot, gübre, yem) sürekli artarken, çiftçiler üretimden çekiliyor. Yerli üreticinin desteklenmemesi ve ithalata dayalı çözüm arayışları, fiyat istikrarını sağlamaktan uzak. Gıda arzında yaşanan bu kırılganlık, her ay mutfak masraflarının daha da kabarmasına neden oluyor.
DEVLETİN ROLÜ İZLEYİCİ MODUNDA
Gıda fiyatlarındaki artışa karşı hükümetin aldığı önlemler ise sınırlı ve geçici kalıyor. Tarım Kredi Kooperatifleri ve TMO gibi kuruluşlar üzerinden yapılan indirim kampanyaları, birkaç günlüğüne market kuyruklarına çözüm olsa da kalıcı bir fayda sağlamıyor. Oysa uzmanlar, tarımda yapısal reformlar, çiftçiye doğrudan destek, girdi sübvansiyonları ve gıda tedarik zincirinde şeffaf denetim çağrısı yapıyor.
YOKSULLAŞMA DERİNLEŞİYOR: MUTFAKTA YANGIN VAR
Gelir artışları fiyat artışlarının çok gerisinde kalırken, orta sınıf dahi temel ihtiyaçlarını karşılamada zorlanıyor. Asgari ücretlinin mutfak alışverişi neredeyse lüks hale gelmiş durumda. Gıda enflasyonu, yoksulluğu derinleştiriyor ve gelir eşitsizliğini artırıyor.
Temel gıdaya erişim artık yalnızca bir bütçe meselesi değil, ciddi bir yaşam mücadelesi. Devletin bu krizi yalnızca istatistiklerle yönetmeye çalışması değil, sahadaki gerçekliği görerek harekete geçmesi bekleniyor. Aksi takdirde, gıda enflasyonu yalnızca sofraları değil, toplumsal barışı da tehdit edecek boyutlara ulaşabilir.























