(The Turkish Post) – TUNA CEVHER
İskenderun Deniz Er Eğitim Alayı’nda temel eğitim gören iki asker, yüksek ateş ve bilinç kaybı şikâyetiyle kaldırıldıkları hastanede yaşamını yitirdi. Milli Savunma Bakanlığı, askerlerin ölüm nedenini aşırı sıvı kaybı ve buna bağlı gelişen çoklu organ yetmezliği olarak açıkladı. Beş asker ise tedavi altında tutuluyor.
Bu açıklama, kamuoyunda ciddi bir soru işaretini de beraberinde getirdi: Askeri eğitim ortamlarında temel sağlık güvenliği önlemleri neden göz ardı ediliyor?
YİNE “KAZA”, YİNE “İHMAL” SESSİZLİĞİ Mİ?
Askerlerin sıcak ve nemli havada eğitim sırasında fenalaştığı, belirtiler başladıktan sonra sağlık birimlerine götürüldüğü ifade ediliyor. Ancak asıl sorun, bu belirtiler ortaya çıkmadan önce neyin yapıldığı ya da yapılmadığı. Bu olay mağara faciasıyla bağlantılı bir sorumluluk sorunu zinciri.
Askeri disiplin elbette önemli. Ancak 40 dereceyi aşan sıcaklıkta suya erişim kısıtlıysa, eğitim yerine adeta bir ceza ortamına dönüşmüş demektir. Askerliğin temel ilkesi olan “önce can güvenliği”, burada göz ardı edilmiş olabilir.
Yetkililer hızlıca açıklama yaparak soruşturma başlatıldığını duyurdu. Ne var ki, soruşturma başlatmak, yaşanan kaybı telafi etmiyor. Kamuoyu, artık gerçek bir hesap verilmesini talep ediyor.
“TERÖR BİTTİ” SÖYLEMİYLE GÜVENLİK İHMAL EDİLEMEZ
Her ne kadar terörsüz Türkiye söylemi vurgulasa da, bu olay gösteriyor ki tehdit sadece dışarıdan değil, içeriden gelen ihmal ve sorumsuzluklarla da oluşabiliyor. Aileler, çocuklarını “vatan borcu”nu ödemeleri için gönderiyor; ancak bazıları sıcak çarpması ve susuzluk gibi önlenebilir nedenlerle geri dönüyor.
Bu, sadece acı bir istisna mıdır, yoksa sistematik bir denetimsizlik zincirinin yeni bir halkası mı?
NE BİR İSTİFA, NE BİR ÖZÜR
Şehit olan askerlerin aileleri perişan. Göz göre göre gelen bu ölümlerin ardından ise ne bir komutanın istifası, ne de bir yetkilinin kamuoyundan özür dilediği görülüyor. Oysa gelişmiş demokrasilerde benzer durumlarda önce yetkililer kamuoyunun karşısına çıkar, sonra hesap verir.
Türkiye’de ise işler tam tersi işliyor: Önce ölüm oluyor, sonra soruşturma başlıyor. Sonuç ise çoğu zaman unutulup gidiyor.
“BUNUN ADI EĞİTİM DEĞİL”
Sosyal medyada ve muhalefet cephesinde yükselen tepkilerde ortak bir görüş hâkim: “Bunun adı eğitim değil, ihmal, vicdansızlık ve denetimsizlik.” CHP Genel Başkan Yardımcısı Murat Bakan, “Bu bir ihmal değilse, vicdansızlıktır ve kasıttır” diyerek, ihmale göz yumanlar hakkında en ağır cezaların uygulanmasını talep etti. CHP Grup Başkanvekili Murat Emir de yaptığı açıklamada “Bu acının tek sebebi ihmâl” diyerek, “Soruşturma sonunda yaptırımı olmayan cezaları asla kabul etmeyeceğiz” ifadelerini kullandı. Emekli asker ve kurmaylardan da “kolay ölümler ülkesi olduk” gibi ifadelerle tepkiler yükseldi.
GERÇEK SORUMLULAR ORTAYA ÇIKACAK MI?
Bu ülkede defalarca şahit olundu: Kazalar “talihsizlik”, ölümler “şehadet” olarak tanımlanıyor ve hiçbir yetkili gerçek anlamda hesap vermiyor. Bu kez farklı olur mu? Aileler ve kamuoyu yalnızca bir ‘araştırma komisyonu’ değil, açık bir sorumluluk zinciri görmek istiyor.
İskenderun’daki trajedi, sadece iki askerin ölümüyle sınırlı değil. Bu olay, askerî eğitimde hâlâ çözülmeyen yapısal sorunları, denetimsizlikleri ve ihmalleri açığa çıkarıyor. Sorumluların tespit edilip edilmediği, istifaların gelip gelmeyeceği, ailelerin sesi olup olunmayacağı ise bir ülkenin yönetim ciddiyetiyle doğrudan ilgili.
Asıl mesele şehitler değil; şehitliğe bu kadar kolay ve acımasızca gönderilmek.





















