(The Turkish Post) – TUNA CEVHER
Tekirdağ’da bir baba, üniversite sınavına giren çocuğu için umutla değil, korkuyla bekliyor. “Kazanamasın diye dua ediyorum, nasıl okutacağım?” sözleri, Türkiye’de giderek derinleşen gelir eşitsizliğinin eğitimdeki yıkıcı etkisini gözler önüne seriyor.
2025 Yükseköğretim Kurumları Sınavı’nın ardından Türkiye genelinde milyonlarca genç ve aileleri büyük bir heyecanla tercih dönemine hazırlanırken, bazı ailelerde bu süreç buruk geçiyor. Tekirdağ’da hamallık yaparak ailesini geçindirmeye çalışan bir baba, çocuğunun başka bir şehirde üniversite kazanmasından endişe ediyor. “Şimdi yavrum kazandı bir şehir, nasıl okutayım? Kazanamasın diyorum. Elim ayağım titriyor.” sözleri, ekonomik krizle mücadele eden milyonlarca dar gelirli ailenin ortak sesi haline geldi.
SINAVI KAZANMAK DEĞİL, HAYATTA KALMAK ZORLAŞTI
Asgari ücretin açlık sınırının altında olduğu bir ülkede, dar gelirli bir ailenin çocuğunu başka şehirde okutabilmesi mümkün mü? Kira mı ödensin, yemek mi alınsın, kitap mı alınsın? Devletin KYK yurtları yetersiz; özel yurtlar ve kiralık daireler ateş pahası. Milyonlarca öğrenci eğitim hakkını kullanmak için değil, hayatta kalabilmek için mücadele veriyor. Hangi çağda yaşıyoruz ki bir baba, “Kazanmasın da bari yanında kalsın, gözümün önünde aç kalmasın” diyebiliyor?
SOSYAL DEVLET NEREDE?
“Ücretsiz eğitim” bir anayasa süsü olarak kaldı. İktidar, her fırsatta üniversite açtık diye övünse de o binaların içinde barınacak, beslenecek, okuyacak öğrenciler için somut bir politika yok. Gençler ya okudukları için yoksullaşıyor ya da yoksul oldukları için okuyamıyor. Bu da bize şunu gösteriyor: Devlet, vatandaşa eğitim hakkını değil, ancak kaderini sunuyor.
ÇOCUKLARA BORÇ, EBEVEYNLERE VİCDAN AZABI
Geri ödemeli KYK kredileriyle gençler üniversiteden borçlu mezun oluyor. Burs kazanamayan binlerce öğrenci ne özel yurda gidebiliyor ne ev tutabiliyor. Aileler çocuklarını okutabilmek için kredi çekiyor, borçlanıyor ya da onların “hiç kazanmasın” diye dua etmek zorunda kalıyor. Bu ülkenin gençlerine reva görülen bu mu?
EŞİTSİZLİK DERİNLEŞİYOR, SESSİZLİK YAYILIYOR
Eğitimdeki eşitsizlik artık istatistik olmaktan çıktı, sokakta yankılanıyor. Tekirdağlı babanın çaresizliği, Doğu’da, Güneydoğu’da, Karadeniz’in yaylasında ya da metropollerin arka sokaklarında yüz binlerce annenin, babanın yaşadığı ortak duygu. Ama ne yazık ki bu sesi duyan yok. Siyasi irade ekonomik gerçekliği görmek istemiyor, bürokrasi ise gençliğin yok oluşunu rakamlarla örtmeye çalışıyor.
YÜKSEKÖĞRETİM UMUT MU, YÜK MÜ?
Türkiye’de üniversiteye giren öğrencilerin büyük bölümü başka şehirlerde eğitim almak zorunda kalıyor. Ancak özellikle dar gelirli aileler için bu süreç hem maddi bir yıkım hem de manevi bir çöküntüye dönüşüyor. KYK yurtlarının kapasitesinin sınırlı olması ve özel yurt ya da ev kiralarının astronomik seviyelere ulaşması, aileleri “kazanamasın daha iyi” gibi trajik bir düşünceye itiyor.
EĞİTİMDE FIRSAT EŞİTLİĞİ SINIFTA KALDI
Anayasa’da tanımlı olan “herkesin eğitim hakkı” artık kağıt üzerinde kalıyor. Uzmanlara göre, ekonomik eşitsizlik eğitimdeki başarıya doğrudan yansıyor. Sosyologlara göre, bu durum sosyal hareketliliği durdururken, kuşaklar arası yoksulluğu kalıcı hale getiriyor.
ÇÖZÜM ÖNERİLERİ MASADA MI?
Uzmanlar yıllardır aynı reçeteyi yazıyor: Devlet yurtlarının kapasitesi artırılmalı, karşılıksız burs sistemi yaygınlaştırılmalı, dezavantajlı bölgelerde eğitim teşvikleri uygulanmalı ve belediyelerle STK’lar öğrencilerin barınma ve beslenme gibi temel ihtiyaçlarında sorumluluk üstlenmeli. Ancak bu önerilerin büyük bir kısmı ya kağıt üstünde kalıyor ya da siyasi irade ve bütçe önceliklerinin gölgesinde kayboluyor. Öğrenci yoksulluğu kronikleşirken, çözüm yerine pansuman niteliğinde uygulamalarla gençlerin geleceği oyalanıyor. Göz göre göre derinleşen bu krizin karşısında etkili, kapsayıcı ve sürdürülebilir bir politika üretilemiyor. Masadaki öneriler var, ama masanın başında oturanlar gerçekten dinliyor mu?
KAZANMAK BAŞARI MI, CEZA MI?
Tekirdağlı babanın “Kazanmasın diye dua ediyorum” cümlesi, yalnızca bireysel bir dram değil. Eğitim sisteminin çeperine itilen, yükseköğretimi yük gören geniş bir toplum kesiminin sessiz feryadı. Türkiye’de üniversiteye girmek artık yalnızca sınavla değil, ekonomik eşikle de yarışmayı gerektiriyor.






















