(The Turkish Post) – TUNA CEVHER
Türkiye’de milyonlarca çalışan, “asgari ücret” adı verilen rakamla geçinmeye çalışıyor. 2025 yılı için net 22.104 TL olarak belirlenen asgari ücret, kâğıt üzerinde bir iyileştirme olarak sunulsa da, vatandaşın mutfağına, masasına, cebine yansıyan durum çok daha farklı.
Resmi enflasyon oranı yüzde 35 seviyesindeyken, bağımsız araştırmalar fiyat artışlarının yüzde 60’ları geçtiğini gösteriyor. Yüksek enflasyon nedeniyle asgari ücretli çalışanların maaşı, reel olarak yaklaşık 19.000 TL değerine gerilemiş durumda. ENAG gerçek enflasyon rakamları dikkate alındığında alım gücünde dramatik bir düşüş yaşanıyor. Market raflarındaki fiyatlar, kira bedelleri, ulaşım giderleri derken, asgari ücretlinin ay sonunu getirmesi artık neredeyse bir mucize haline gelmiş durumda.
BARINMA VE GIDA: EN BÜYÜK YÜK
Büyük şehirlerde kiralar başlı başına bir kriz. İstanbul, Ankara, İzmir gibi şehirlerde tek başına yaşamak, asgari ücretlinin gelirinin yarısından fazlasını kiraya ayırması anlamına geliyor. Bir evde iki kişi çalışsa bile, temel giderler karşılandıktan sonra sosyal yaşama veya birikime yer kalmıyor.
Haziran 2025 itibarıyla açlık sınırı aylık 26.115 TL’ye, yoksulluk sınırı ise 85.066 TL’ye çıktı. Ortalama bir çalışanın temel geçim maliyetleri 33.586 TL’yi buluyor; bu da asgari ücretlinin yaklaşık 11.400 TL açıkla yaşadığı anlamına geliyor.
SOSYAL HAYAT: LÜKS OLMAKTAN ÇIKTI, YOK OLDU
Asgari ücretle çalışanlar için sinemaya gitmek, bir kafede oturmak ya da hafta sonu kısa bir tatil yapmak artık neredeyse imkânsız. Çoğu kişi, sadece temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek için ikinci bir iş bulmaya çalışıyor. Bu da hem fiziksel hem psikolojik yıpranmayı artırıyor.
Borçlar ve kredi kartı ekstreleri, her ay biraz daha kabarıyor. Çalışanlar, gelecek kaygısıyla yaşarken ruh sağlıkları da ciddi şekilde zarar görüyor.
MUHALEFET VE SENDİKALARIN ÇAĞRISI
Muhalefet partileri ve sendikalar, asgari ücretin yılda bir kez belirlenmesinin yeterli olmadığını, enflasyon karşısında eriyen maaşların yılda en az iki kere güncellenmesi gerektiğini savunuyor. Hükümet ise ara zam konusuna sıcak bakmıyor, bunun enflasyonu daha da körükleyeceğini iddia ediyor. Bu ortamda, ücret baskısının kontrollü olması yatırımcılar için bir güven sinyali olsa da milyonların yaşadığı krizle örtüşmüyor. Kamuoyu, geçici makro düzenin ötesinde, bireysel düzeyde çözüm bekliyor.
Vatandaş açısından mesele “makro ekonomik dengeler” değil; akşam yemeğine ne koyacaklarını, elektrik faturasını nasıl ödeyeceklerini düşünmek zorunda kalmaları.
SAYILAR DEĞİL, HAYATLAR
Türkiye’de asgari ücret sadece bir rakam değil; milyonlarca insanın hayatta kalma mücadelesinin adı. Her yeni zam haberi umut yaratmak yerine yeni kaygılara yol açıyor. Eğer bir ülkede çalışanlar, maaş günü geldiğinde borç ödemek için sıraya giriyor, ertesi gün yine ekside başlıyorsa, burada yalnızca ekonomik değil, ciddi bir sosyal sorun da var demektir.
Asgari ücretli için geçim derdi artık bir “istatistik” olmaktan çıkmış durumda. Raflarda yükselen fiyatlar, dolmayan tencereler ve geleceğe dair kaybolan umutlar, toplumun göz ardı edemeyeceği bir gerçeklik olarak karşımızda duruyor.





















