(The Turkish Post) – TUNA CEVHER
Türkiye, uzun süredir dillendirilen “nüfus gençleşiyor” söyleminin tam tersine, sessiz ve derin bir demografik krizle yüzleşiyor. Ülke, kadın başına düşen çocuk sayısının (TFR) 1,48’e inmesiyle tarihi bir dönüm noktasına geldi. Bu, Türkiye nüfusunun kendini yenileyemediği anlamına geliyor. Ancak asıl korkutucu olan, gençlerin neden evlenmediği ya da çocuk yapmadığı değil, neden artık geleceğe dair en küçük bir umudunun kalmadığı gerçeği.
EKONOMİ BAHANESİ DEĞİL, GERÇEKLİK
Yetkililer “ekonomik teşvik” açıklamalarıyla günü kurtarmaya çalışsa da gençlerin evlilik ve çocuk planlarını iptal etmesinin ardında derin ve yapısal sorunlar var. Ev kiraları astronomik seviyelere çıktı. Birçok genç, ailesiyle yaşamak zorunda kalıyor; kendi ev hayali tamamen rafa kalkmış durumda. Düğün masrafları ve beyaz eşya fiyatları fırladı. Orta halli bir düğün artık milyonluk bir yük haline geldi. Mama, bez, sağlık ve eğitim giderleri katlanarak artıyor.
Yetkililerin “nüfusu artırmak için çocuk parası vereceğiz” açıklamaları, gençlerin gözünde trajikomik bir karşılık buluyor. Çünkü gençler için asıl sorun tek seferlik 5 bin TL değil, yaşanabilir bir gelecek umudu.
POLİTİK İKLİM: UMUTSUZLUK VE KAYGI
Türkiye’de uygulanan antidemokratik baskılar, gençlerin bireysel özgürlüğünü ve kendini ifade etme hakkını ciddi biçimde sınırlandırıyor.
Bir yanda adalet ve özgürlük eksikliği, diğer yanda derinleşen ekonomik kriz… Tüm bunlar birleşince gençler, “çocuk yetiştirmek” gibi uzun vadeli bir sorumluluğa cesaret edemiyor.
Sürekli “en az üç çocuk” tavsiyesi veren iktidar, gençlerin cebine, hayallerine ve en temel ihtiyaçlarına dair bir çözüm sunmuyor. Kaldı ki, “Aile Yılı” ilan edilerek yapılan göstermelik kampanyalar, gençlerin gerçeğini değiştirmiyor.
BİREYSELLEŞME Mİ, ÇARESİZLİK Mİ?
Yetkililer, düşük doğurganlığı “Batılılaşma” veya “bireyselleşme” eğilimine bağlamayı seviyor. Oysa gençlerin büyük çoğunluğu bireyselleşmekten değil, çaresizlikten evlenmiyor.
Sadece kariyer yapmak ya da “özgür yaşamak” değil, barınma, eğitim, sağlık ve temel geçim derdi nedeniyle gelecek planları kökten değişmiş durumda. Kısacası, evlilik ve çocuk yapma arzusu ekonomik ve sosyal gerçekler karşısında eriyip gidiyor.
VERİLER ÇIĞLIK ATIYOR
TFR: 1,48 (tarihî en düşük seviye).
Ortalama ilk evlenme yaşı: Erkeklerde 28, kadınlarda 25,7; doğum yaşı 29’u geçti.
Doğum sayısı: 2023’te – 958 bin; düşüş devam ediyor.
En yüksek doğurganlık: Şanlıurfa (3,28), en düşük: Bartın, Ankara, Eskişehir (1,12–1,17 arası).
Durum böyle devam ederse Türkiye, 2038 itibarıyla nüfusunun ilk kez azalması riskiyle karşı karşıya kalacak. Ancak yönetenler hâlâ gençlere hayal satmakla meşgul.
GENÇLERİN SESSİZ ÇIĞLIĞI
Bugün Türkiye’de gençler, yoksulluğa mahkûm edilen bir düzenin kurbanı. Çözüm olarak sunulan faizsiz düğün kredileri, bebek parası ya da kira destekleri, ancak bir pansuman görevi görüyor.
Gençlerin gerçek ihtiyacı; özgür, demokratik, adil ve ekonomik olarak öngörülebilir bir ülke. Ancak baskıcı politikalar, sansür, işsizlik, barınma krizi ve gelecek korkusu devam ettikçe, Türkiye’nin doğurganlık hızının yükselmesi bir hayalden ibaret.
BİR NESİL UMUTSUZLUĞA TESLİM
Türkiye, gençlerine umut vermediği sürece “nüfus artışı” söylemleriyle yol alamayacak. Sadece “en az üç çocuk” demekle olmuyor; gençlerin başını sokacak evi, çocuklarına süt alacak parası, barış içinde yaşayacak özgürlüğü olmadıkça kimse aile kurmaya yanaşmaz.
Görünen o ki Türkiye, yıllardır ertelenen sorunların acı faturasıyla karşı karşıya. Bu faturayı ödeyen ise hayallerinden, geleceğinden ve mutluluğundan vazgeçmek zorunda bırakılan gençler.






















