(The Turkish Post) – TUNA CEVHER
Türkiye son aylarda art arda yaşanan olaylarla sarsılırken, tüm bu felaketlerin ortak bir noktası giderek daha görünür hale geldi: Denetim mekanizmalarının uzun süredir sadece “varmış gibi” işlemesi. Kağıt üzerinde görevli çok sayıda kurum, yönetmelik ve prosedür bulunmasına rağmen, pratikte işleyen bir sistem olmadığı her yeni vakayla bir kez daha ortaya çıkıyor.
BÖCEK AİLESİNİN ÖLÜMÜ: İLAÇLAMA SEKTÖRÜNDEKİ KÖTÜ TABLOYU ORTAYA SERDİ
Almanya’dan tatile gelen dört kişilik Böcek ailesinin İstanbul Fatih’te restorasyon yapılan bir binada kullanılan haşere ilacı nedeniyle hayatını kaybetmesi, aslında buzdağının yalnızca görünen kısmı. Türkiye’de haşere ilaçlama alanında binlerce firma olmasına karşın, her üç firmadan birinin ruhsatsız olduğu, milyonlarca liralık kayıtdışı bir pazarın hiçbir kontrol olmadan büyüdüğü biliniyor.
Tehlikeli kimyasalların sosyal medyadan veya Eminönü’ndeki dükkânlardan hiçbir belge istenmeden alınabilmesi, en temel güvenlik normlarının bile unutulduğunu gösteriyor. Bu tablo, sadece ilaçlama sektörüyle sınırlı değil; tam tersine ülke genelindeki yapısal çöküşün bir örneği.
FARKLI SEKTÖRLERDE AYNI SORUN: MEVZUAT VAR, DENETLEYEN YOK
Gıda güvenliğinden inşaat sektörüne, iş güvenliğinden tarımsal üretime kadar pek çok alanda benzer bir tabloyla karşılaşılıyor. Son dönemde yaşanan gıda zehirlenmeleri, kaçak üretim skandalları, çöken binalar ve iş kazaları; çok sayıda kurumun sorumluluk alanına giren denetim zincirinin neredeyse tamamen koptuğuna işaret ediyor.
Uzmanlar, denetimlerin farklı kurumlara dağılması, sorumluluğun sürekli başkalarına devredilmesi ve yaptırım süreçlerinin işletilmemesi nedeniyle oluşan boşluğun yıllardır derinleştiğini belirtiyor. “Denetim var” söylemi çoğu zaman yalnızca kağıt üzerindeki yönetmeliklerden ibaret kalıyor.
İHMALKÂRLIĞIN BEDELİNİ VATANDAŞ ÖDÜYOR
Zamanında yapılmayan incelemeler, gereksiz yere uzatılan soruşturmalar ve kağıt üzerinde gerçekleştirilen eğitimler; sonuçta vatandaşın canıyla, sağlığıyla, hatta yaşam alanıyla ödediği ağır bedellere dönüşüyor. Her olayda benzer açıklamalar yapılıyor, ancak uygulamada değişen pek bir şey olmuyor.
Bu durum yalnızca teknik bir yönetim sorunu değil; aynı zamanda insan hayatının giderek daha düşük bir değer taşıdığı, risklerin olağanlaştırıldığı bir toplumsal atmosfere işaret ediyor.
‘MERKEZİ VE BAĞIMSIZ DENETİM ŞART’
Uzmanlar, sektörden sektöre değişen dağınık yapının ortadan kaldırılması, kimyasaldan gıdaya, iş sağlığından çevre güvenliğine kadar tüm alanlarda merkezi, bağımsız ve yaptırım gücü yüksek bir denetim modeline geçilmesi gerektiğini vurguluyor.
Aksi halde bugün Böcek ailesinin ölümüyle ortaya çıkan tablo, yarın başka bir sektörde benzer bir trajediyle yeniden karşımıza çıkacak. Türkiye’nin kronikleşen denetim zaafı, artık sadece ekonomik veya idari bir sorun değil; doğrudan doğruya bir yaşam hakkı meselesi.




















