(The Turkish Post) – TUNA CEVHER
Türkiye’de ve dünyada aile şirketlerinin büyük çoğunluğu, kurucularının vefatı ya da emekliliği sonrasında ciddi krizlerle yüz yüze kalıyor. Şirketlerin bölünmesine, markaların zayıflamasına ve uzun yıllar süren hukuki kavgalara yol açan bu durum, ekonomik ve sosyal açıdan da önemli kayıplara neden oluyor.
Son yaşanan Türkiye’de yaşanan Ramsey – Gürmen Group örneği, bu sorunun yalnızca bir yüzünü gösteriyor. Erkek moda markası Ramsey ve KİP’in çoğunluk hissedarı Remzi Gür ile, vefat eden ortak Hüseyin Doğan’ın ailesi arasında yaşanan kavga, 11’den fazla dava ve bir savcılık soruşturmasına kadar uzandı. Doğan ailesi, şirketten dışlandıklarını ve haklarının gasp edildiğini savunuyor.
Ancak Ramsey olayı tekil bir kriz değil; tam tersine, çok daha yaygın ve yapısal bir sorunun Türkiye’deki ve dünyadaki örneklerinden sadece biri.
NEDEN DEVAM EDEMİYORLAR?
Aile şirketlerinin en büyük handikaplarından biri, kurucuların vizyonu ve liderlik gücüyle büyüyen yapının sonraki nesillere kurumsal bir düzen içinde devredilememesi. Çoğu zaman kurucu kuşak, planlama yapmayı erteliyor ya da “aile içi bağlar” sayesinde her şeyin kendiliğinden yürüyeceğine inanıyor. Ancak gerçek hayatta durum çoğu kez bunun tam tersi. Nesiller arası geçişte yaşanan en büyük sorunlardan biri yetki ve rol belirsizliği. Kim yönetici olacak, kim yatırımcı kalacak, hangi karar kimde olacak gibi temel sorular netleşmediğinde, karar süreçleri tıkanır ve çatışmalar başlar. Kurumsallaşamama da önemli bir handikap. Yazılı kuralların, aile anayasasının, aile konseyi veya bağımsız yönetim kurulunun bulunmadığı yapılar, kişisel inisiyatiflere dayalı yönetilir. Böylece, sistemli ve şeffaf bir yapı kurulamadığı için her kriz dönemi yeni bir çatışma doğurur.
PAYDAŞ ÇATIŞMALARI VE HUKUKİ SÜREÇLER
Türkiye’deki pek çok aile şirketinde, ortaklar arasındaki bağlar kan bağı kadar sıkıdır. Ancak bu bağ, kriz anında bir avantaj olmaktan çıkar ve hızlıca bir silah haline gelir. Ramsey örneğinde olduğu gibi hisselerin devri, miras anlaşmazlıkları ve şirketin geleceği üzerine çıkan tartışmalar mahkeme salonlarına taşınıyor. Sonuç olarak uzun süre devam eden hukuki süreçler hem markaların değer kaybetmesine hem de iç piyasadaki güvenin sarsılmasına yol açıyor.
YALNIZCA TÜRKİYE’YE ÖZGÜ DEĞİL
Benzer örnekler dünya genelinde de sıkça görülüyor. Rupert Murdoch ailesinde, milyarlarca dolarlık medya imparatorluğunda halef belirleme süreci uzun yıllar büyük kavgalara neden oldu. Gucci ailesinde yaşanan miras kavgaları, lüks markanın büyük ölçüde el değiştirmesine ve markanın kimliğinin değişmesine yol açtı. Hindistan’da Reliance Industries örneğinde ise kurucunun vefatı sonrası iki kardeş arasında çıkan yönetim savaşı, ülkenin en büyük özel şirketinin bölünmesine sebep oldu.
KURUMSALLAŞMA VE AİLE ANAYASASI
Uzmanlar, aile şirketlerinde sürdürülebilirliği sağlamak için öncelikle aile anayasası oluşturulmasını öneriyor. Haklar, sorumluluklar ve kriz anında izlenecek yolların önceden yazılı hale getirilmesi, belirsizlikleri ortadan kaldırır ve çatışmaların önünü keser. Profesyonel bir yönetim kurulunun oluşturulması, aile dışından bağımsız üyelerle yönetim kararlarının dengelenmesine yardımcı olur. Bu sayede stratejik kararlar daha objektif bir bakış açısıyla alınır. Halef yetiştirme programlarıyla yeni kuşak işin tüm süreçlerinde erken dönemde sorumluluk alır ve adım adım hazırlanır. Bu kademeli geçiş hem genç yöneticiyi hem de şirketi olası şoklara karşı daha dirençli hale getirir.
Birçok girişimcinin “çocuğum gibi” dediği markalar, kurumsal önlemler alınmazsa bir sonraki nesilde yalnızca “miras kavgası” dosyalarının bir parçasına dönüşüyor. Ramsey örneği bu yaygın sorunun yalnızca görünen yüzü. Kurucuların, şirketlerini ve markalarını yaşatmak için zamana bırakmadan plan yapmaları, şirket hafızasını kişilere değil, kurumsal ilkelere dayandırmaları şart.




















