(The Turkish Post) – TUNA CEVHER
Türkiye’nin batı kıyısındaki Aliağa, bir süredir gemi söküm faaliyetleriyle gündemde. Ancak son denetimlerde ortaya çıkan tablo, çevre ve insan sağlığı açısından kaygı verici bir boyuta ulaştı. Aliağa Belediyesi’nin yürüttüğü incelemelerde, yaklaşık 15 bin ton tehlikeli atığın toprakla örtülerek “vahşi depolama” yöntemiyle saklandığı tespit edildi.
Görünen o ki, çevre koruma ilkeleri yine kâğıt üzerinde kalmış, halkın sağlığı ve doğa bir kez daha “maliyet” bahanesine kurban edilmiş.
GEMİLERDEKİ “GÖRÜNMEZ” TEHDİT
Gemi söküm sektörü, geri dönüşüm açısından kârlı gibi gösterilse de aslında çevresel ve sağlık risklerini ucuz iş gücü ve gevşek denetimlerle örtbas ediyor. Özellikle Avrupa ülkelerinin hizmet dışı bıraktığı savaş ve yük gemileri, içlerinde asbest, kurşun, cıva, poliklorlu bifeniller (PCB) gibi son derece tehlikeli maddeler barındırıyor.
Son örneklerden biri olan İngiltere donanmasına ait HMS Bristol gemisi, geçtiğimiz günlerde Aliağa’ya ulaştı. İngiliz çevre örgütleri, bu geminin kendi ülkelerinde sökülmesinin mümkün olmadığını, Türkiye’ye gönderilmesinin “daha ucuz” bir çözüm olarak görüldüğünü açıkça ifade etti. İngiltere’de yasak olan işlemler, Türkiye’de “çevresel etki değerlendirme (ÇED) muafiyeti” kılıfıyla sessizce gerçekleştiriliyor.
RANT UĞRUNA GÖZ YUMULUYOR
Aliağa’daki tesislerin, AB standartlarına uyum konusunda ciddi eksikleri olduğu biliniyor. Asbest Söküm Uzmanları Derneği Başkanı Mehmet Şeyhmus Ensari, Avrupa Birliği tüzüklerine göre söküm yapılmadığını, maliyetlerin düşürülmesi için atıkların Türkiye’ye yönlendirildiğini söylüyor.
Uluslararası anlaşmalarla kağıt üzerinde “çevre dostu” ilan edilen gemi geri dönüşüm sektörü, aslında doğrudan kamu sağlığını ve ekosistemi riske atıyor. Çünkü atıkların büyük kısmı kontrolsüz şekilde toprağa gömülüyor veya denize karışıyor. Bu durum balıkların ağır metal yükünü artırıyor, ağaçları kurutuyor, kuşların yaşam döngülerini bozuyor.
DENETİMSİZLİK VE ŞEFFAFLIK EKSİKLİĞİ
Türkiye’de gemi söküm faaliyetlerinde ÇED raporları çoğunlukla yetersiz ya da hiç hazırlanmazken, kamuoyu bilgilendirilmekten uzak tutuluyor. Gemiye özel tehlikeli atık envanteri (IHM) raporlarının paylaşılmaması, halk sağlığına açıkça ihanet anlamına geliyor.
Aliağa Belediyesi’nin tespit ettiği 15 bin ton tehlikeli atık, denetimlerin yetersizliğini ve denetim süreçlerinin kâğıt üzerinde kaldığını bir kez daha gözler önüne serdi.
EKOLOJİK TAHRİBATIN BEDELİ
Türkiye, coğrafi olarak zengin biyolojik çeşitliliğe sahip bir ülke. Ancak üç tarafı denizlerle çevrili bu topraklarda deniz canlılarının ağır metal oranlarının yükseldiği, kuş popülasyonlarının düştüğü, tarımsal alanlarda ürün veriminin azaldığı bilim insanları tarafından sıkça dile getiriliyor.
Bu kirlenmenin bedelini yalnızca bugünün insanları değil, gelecek nesiller de ödeyecek. Çünkü bir kere toprağa ve suya karışan ağır metallerin temizlenmesi, on yıllar süren maliyetli ve çoğu zaman geri dönüşü olmayan bir süreç.
TÜRKİYE AVRUPA’NIN ÇÖPLÜĞÜ OLMAMALI
Aliağa’daki gemi söküm tesisleri, ekonomik kazanç uğruna doğaya ve insan hayatına açıkça zarar veren birer “zehir fabrikası” haline gelmiş durumda. Görünen o ki, ekonomik kazanç hırsı, halk sağlığı ve çevre güvenliğinin çok önünde tutuluyor. Bu yaklaşım, yalnızca bugünü değil, yarını da zehirliyor.




















