(The Turkish Post) – SUNA YAMAN
2020 yılında dönemin ABD Başkanı Donald Trump’ın en büyük dış politika başarılarından biri olarak sunulan İbrahim Anlaşmaları, yeniden küresel diplomasinin merkezine yerleşiyor. Trump’ın son açıklamalarında Türkiye’nin de aralarında bulunduğu bazı ülkelerin bu sürece katılması gerektiğini söylemesi, Ortadoğu’da yeni bir jeopolitik denklem kurulmaya çalışıldığı yorumlarını beraberinde getirdi.
Bir dönem “Arap-İsrail normalleşmesi” olarak görülen süreç artık çok daha geniş bir stratejik projeye dönüşmüş durumda. Çünkü mesele bugün yalnızca İsrail ile diplomatik ilişki kurulması değil İran’a karşı şekillenen yeni bölgesel güvenlik mimarisinin içinde yer almak anlamına geliyor.
TRUMP’IN HEDEFİ NE?
İbrahim Anlaşmaları ilk bakışta barış ve diplomatik normalleşme projesi gibi görünüyordu. Nitekim anlaşma metinlerinde dinler arası diyalog, hoşgörü, ekonomik iş birliği ve bölgesel barış vurgusu öne çıkarılmıştı. Ancak perde arkasındaki asıl motivasyonun İran olduğu uzun süredir konuşuluyor. ABD’nin son yıllardaki Ortadoğu stratejisinde temel hedeflerden biri, İsrail ile Sünni Arap ülkelerini ortak güvenlik ekseninde bir araya getirmekti. Özellikle İran’ın nükleer programı, bölgedeki vekil güçleri ve artan askeri etkisi Washington, Tel Aviv ve Körfez monarşileri açısından ortak tehdit olarak görülüyor.
Trump’ın bugün Türkiye, Suudi Arabistan, Katar, Mısır ve Ürdün gibi ülkeleri açık biçimde anlaşmalara katılmaya çağırması da bu nedenle dikkat çekiyor. Çünkü Washington artık daha geniş çaplı bir bölgesel blok oluşturmak istiyor.
TÜRKİYE NEDEN ÖNEMLİ?
Türkiye’nin adı bu süreçte özel bir yere sahip. Çünkü Ankara zaten İsrail’i tanıyan ve uzun yıllardır diplomatik ilişkileri bulunan bir ülke. Bu nedenle Trump’ın çağrısı teknik olarak “İsrail’i tanıyın” çağrısı değil. Asıl mesele, Türkiye’nin ABD merkezli yeni bölgesel güvenlik düzenine ne ölçüde dahil olacağı.
Ankara son yıllarda İsrail ile ilişkilerde dalgalı bir süreç yaşadı. Özellikle Gazze savaşı sonrası Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İsrail hükümetine yönelik sert açıklamaları ilişkileri yeniden gerdi. Türkiye kamuoyunda Filistin meselesi son derece hassas bir konu olmaya devam ediyor. Bu nedenle Türkiye’nin İbrahim Anlaşmaları benzeri bir yapıya resmi olarak dahil olması, iç politikada ciddi tartışmalar yaratabilecek bir başlık. Öte yandan Ankara’nın Körfez ülkeleriyle son dönemde geliştirdiği ekonomik ve diplomatik yakınlaşma, bölgesel denklemde Türkiye’yi tamamen dışarıda bırakmayı da zorlaştırıyor.
SUUDİ ARABİSTAN KİLİT ÜLKE KONUMUNDA
Bugün İbrahim Anlaşmaları’nın geleceğini belirleyecek en önemli aktörlerden biri Suudi Arabistan. Riyad uzun süredir İsrail ile normalleşme konusunda ABD ile görüşmeler yürütüyor. Ancak Gazze savaşı süreci dengeleri değiştirdi. Suudi yönetimi artık Filistin devleti konusunda somut ilerleme olmadan İsrail ile resmi normalleşmeye yanaşmıyor. Veliaht Prens Muhammed bin Selman açısından mesele yalnızca dış politika değil. Arap ve İslam dünyasında kamuoyu baskısı da Riyad’ın hareket alanını sınırlıyor. Bu yüzden Suudi Arabistan’ın atacağı adım, diğer Müslüman ülkelerin pozisyonunu da doğrudan etkileyebilir.
FİLİSTİN MESELESİ SÜRECİN ÖNÜNDEKİ EN BÜYÜK ENGEL
İbrahim Anlaşmaları’nın en tartışmalı yönü ise Filistin sorununun geri plana itilmesi oldu. Uzun yıllar boyunca Arap dünyasında hâkim yaklaşım, bağımsız Filistin devleti kurulmadan İsrail ile tam normalleşmeye gidilmemesi yönündeydi. Ancak BAE ve Bahreyn gibi ülkelerin attığı adımlar bu politikayı değiştirdi. Hamas’ın 7 Ekim 2023 saldırıları ve ardından İsrail’in Gazze operasyonu ise bölgede tüm dengeleri yeniden sarstı. İsrail’in askeri operasyonları Arap kamuoyunda büyük tepki toplarken, normalleşme sürecine yönelik siyasi desteği de zayıflattı. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Filistin devletine mesafeli yaklaşımı da diplomatik çözüm ihtimalini daha karmaşık hale getiriyor.
YENİ ORTADOĞU DÜZENİ Mİ KURULUYOR?
İbrahim Anlaşmaları artık sadece diplomatik bir metin değil enerji koridorlarından savunma iş birliklerine, ticaretten teknoloji yatırımlarına kadar uzanan geniş kapsamlı bir jeopolitik projenin parçası olarak görülüyor. ABD’nin hedefi, Çin ve İran’ın bölgede artan etkisini dengeleyecek yeni bir eksen oluşturmak. İsrail ise Arap dünyasıyla entegrasyonunu derinleştirerek hem ekonomik hem de güvenlik alanında yalnızlığını azaltmak istiyor. Ancak Gazze savaşı, Filistin sorununun çözülmeden kalıcı bölgesel barışın mümkün olmadığını yeniden ortaya koymuş durumda. Bu nedenle İbrahim Anlaşmaları’nın geleceği, yalnızca diplomatik masalarda değil Gazze’de, Batı Şeria’da ve bölge halklarının siyasi algılarında şekillenecek gibi görünüyor.























