(The Turkish Post) – SAFA KAR
Ben süper kupa finalinde yaşananları özetleyebilecek ve Riyad’la hatırlanacak bir kelime ve kavram bulamıyorum. Nazım, sanatçı Abidin Dino’ya ‘Mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin’ diye sormuş ya… Belki oradan yürüyebilirim. Skandalın, rezaletin, çirkinliğin, iş bilmezliğin, krizin sadece resmi değil heykeli dikildi Riyad’da.
Süper Kupa finalini Suudi Arabistan’da oynamak kimin fikriydi? Hem de 100. Cumhuriyet’in yüzüncü yılında… Bu ülke için semboller çok önemlidir. 100. Yıl, Cumhuriyet, Atatürk hassasiyetinin zirve yapacağı nasıl hesap edilmez. Suudi Arabistan’a ‘umreye’ veya ‘hacca’ gidilir. Maça gidildiğini ben ilk kez duyuyorum. Neden Suudi Arabistan… FB ve GS taraftarları çok olduğu için mi?
Yıldızı sönen büyük oyuncular sırf para için Arabistan çöllerinde futbol kariyerlerinin son demlerini geçiriyorlar. Portekizli Ronaldo gibi, Fransız Benzama gibi. Suudi Arabistan cazip tekliflerle gelmiş olabilir. Futbol dünyasının gözlerini ülkesine çekmek için parayı bastırmış olması muhtemel. Petrol dolarlarının son dönemde top için de harcandığı dikkatlerden kaçmıyor.
Riyad’da süper kupa finaline kim ‘evet’ dedi? Çıkıp konuşsun… Gerekçelerini de anlatsın. Federasyon yönetimi mi? Yoksa onu da aşan irade mi söz konusu? Spor Bakanlığı kararın neresinde? Ansızın ortaya çıkan bir skandal değil bu. Göz göre göre geldi. Bile bile lades. İşaretleri günler öncesinden verildi.
İki kulüp yönetiminin başlangıçta itiraz etmediği anlaşılıyor. Kamuoyunda başlayan tartışma üzerine Suudi Arabistan’a ‘gönülsüzce’ gittikleri, futbolcuların maçın oynanma ihtimalini çok düşük gördükleri kulaktan kulağa fısıldanmakta. Federasyon yönetimi bu atmosferi anlamaktan bu kadar mı aciz?
Taraftarlara ‘hurma’ demeyin diyecek kadar ayrıntılı bilgilendirme yapan Federasyon asıl işini ıskalamış meğer. Skandalı önleyecek tedbirler alması gerekirken kılını kıpırdatmamış, olayı kendi seyrine bırakmış. Sonuç ortada… Türk futbol tarihinin en büyük rezaleti çıktı.
Can sıkıcı haberler öğle saatlerinde gelmeye başladı. Maçın başlamasından saatler önce… Atatürk ve İstiklal Marşı krizin konusu oldu. Federasyon haberleri ‘dezenformasyon’ olarak niteledi ve ‘İnanmayın, maç oynanacak’ dedi. Doğru değilmiş. İp öğle saatlerinde kopmuş… Suud yönetimi takımların antrenman için sahaya Atatürk fotoğraflarının bulunduğu tişörtlerle çıkmasını yasaklamış. Bırakın oyuncuları, taraftarları tribünlere almamışlar.
‘Yurtta Sulh, Cihanda Sulh’ ve ‘Ne mutlu Türküm diyene!’ yazılı pankartlara da yasak gelmiş. Suudi Arabistan’ın yasaklar ülkesi olduğu bilinmiyor mu? Taa yolun başında sağlam bir anlaşma niye yapılmadı? Sözleşmenin içeriği nedense bu yazı yazıldığı saatlerde açıklanmamıştı. Postanın baştan konması gerekir. Son dakikada değil.
Takımların nasıl tişört giyecekleri, taraftarların hangi pankartı asacakları Suudi yönetimini niye ilgilendirir? Haydi, Cemal Kaşıkçı’nın katledilmesini hatırlatan döviz, pankarta olsa neyse… Bu bile insan hakları ihlali olarak yüzlerine vurulabilir. Hiçbir yönetim Türkiye’nin bir değeri olan Atatürk’e yasak koyamaz.
Suudi Arabistan’dan beklenir derseniz, ‘haklısınız’ derim. Ankara’yı ziyaretlerinde hiçbir Suudi Lider Anıtkabir’i ziyaret etmedi. O zaman federasyonun gelmekte olan krizi öngörüp tedbirlerini alması gerekmez miydi? Maç saati geldi, geçti hiçbir resmi açıklama yok. Türkiye gazetecilerin kulis bilgileriyle maçın oynanmayacağını duydu. GS kulübü dönüş için hazırlıklara başlayınca ‘tamam, buraya kadarmış’ dendi. Saatlerce süren toplantılar, tartışmalar, kulislere yansıyan iddialar, kulüp başkanlarının resti… Gerçekte ne oldu?
FB ve GS’nin maça çıkmama kararı doğru ve yerinde… Gerçek bir milli ve yerli davranış. Krizin gölgesinde ne futbolun ne de kupanın bir anlamı olurdu. Kimsenin gözü kupa falan görmezdi. Spor Bakanlığı ve federasyon kulüplere maça çıkmaları için baskı yaptı mı? Bu olayın siyasi yönü de var. İlk anlarda iki ülkenin başkentlerinden hiçbir ses çıkmadı. Bu skandal siyasete de yansıyacak. Göreceksiniz politik sonuçları olacak.
Kulüp yönetimleri baştan tavır koyabilirdi. Krizin ayak seslerini duyar duymaz ‘biz gitmiyoruz’ diyebilirlerdi. Her şeyin Ankara’dan belirlendiği bir ülkede böylesine bir karar alabilmek ve cesaretle arkasında durabilmek de kolay değil. Kulüpler sonuçta birer şirket… Başkanlar iş adamı. Büyük başkan böyle süreçlerde belli olur. Ali Koç ve Dursun Özbek’in Riyad’daki tavırları doğru ve alkışlanacak türden. Ama geç kaldıklarını da söylemek lazım. Bu rezaletin yaşanmasında onların da payı var. Buradan kahraman çıkmaz.
Akşamın ilerleyen saatlerinde iki kulüp ve federasyonun altına imza koyduğu, kısa açıklama rezaletin boyutunu izah etmekten ve olayın vahameti karşısında gösterilmesi gereken tepkinin şiddetinden çok uzak. Zayıf, cılız, güya diplomatik bir dil, üslup ve içerik. Hayır, bu olamaz. Ne taraftarların ne de halkın hislerine, duygularına tercüman…
Federasyon Başkanı ve yönetimi bir süredir tartışmaların odağındaydı. Bu skandaldan sonra ‘bitti’. Artık o koltukta oturamazlar. Ankara’nın desteği de kurtarmaz. İlk fatura federasyon yönetimine… Birileri bedel ödeyecekse ki ödemeli, işe federasyondan başlamak lazım. Spor Bakanı da kendini kurtaramaz. Daha doğrusu kurtaramaması lazım. Bizim ülkemizde istifa veya skandaldan dolayı görevden alma alışkanlığı olduğu için Bakan koltuğunu koruyabilir. Bu skandalın gölgesi altında bakanlık görevini doğru ve sağlıklı yapabilmesi mümkün değil.
Skandal, rezalet, çirkinlik, kriz… Ama sonunda Atatürk şampiyon… Riyad skandalının özeti bu. Süper kupa Anıtkabir’e konsa yeridir. Herkes kaybetti, Atatürk kazandı. Tartışmasız zafer de kupa da onun hakkı. Hakkı teslim etmek de benim görevim. Ey iki takımın taraftarları ve bütün futbolseverler bağırabilirsiniz ‘Atatürk şampiyon’ diye…























