(The Turkish Post) – MÜMTAZ’ER TÜRKÖNE
Muhalefeti tasfiye etmek, iktidarın bekasını sağlamak kastıyla son zamanlarda sağa sola fazlasıyla savrulan yargı sopası seçim sandığına çarpınca ne olacak? Kamuoyu araştırmaları, çıkan sesin, aldığı karşılığın iktidarın bütün ritmini, insicamını ve simetrisini yani sahadaki dengelerini bozup alt-üst ettiğini anlatıyor.
Mahkemeler Türk Milleti adına karar verir. Sandık Türk Milleti’nin kendisi demek; seçimlerde Millet aracıyı kaldırarak doğrudan karar veriyor. Yargı yolundan saptıysa, Millet sadece iktidarı değiştirmez, ona da yepyeni bir güzergâh çizer. Haddini aşıp halkın iradesini ve tercihini belirlemeye kalkan yargı, boyunun ölçüsünü alıyor.
Sadece iktidarın yüksek koltuklarında oturanlar değişmekle kalmaz; yasaması, yürütmesi ve yargısıyla sistem kılcal damarlarına kadar temizlenir. Bu yüzden siyasetin de devlet kurumlarının ve egemenliği kullananların kıblesi her zaman sandık, yani halkın iradesidir.
Anlaşıldığı kadarıyla halk, ucu görünen sandıktan kafasını çıkartıp sadece iktidara değil, egemenliğin diğer şubelerine de güçlü mesajlar veriyor.
Kıbrıs’ta kim kaybetti?
Kıbrıs’taki seçim sonuçları sadece Kıbrıs halkının değil, Türkiye genelinde halkın tepkisini temsil eden bir tablo olarak görülmeli. 200’binin biraz üstünde seçmen kitlesi üzerinde yürütülen kampanya ve alınan sonuçlar, bir laboratuvar deneyi gibi, önümüze çıkacak sandığın Türkiye’yi hangi istikamete götüreceğini açık-seçik gösteriyor.
Sandıklar açılana kadar neticenin öngörülememesi, bu laboratuvar deneyinin en önemli bulgularından biri. Demek ki kamuoyu araştırmalarına 23 yıllık iktidarın estirdiği kurt yılgını havanın gölgesinde bakmak lâzım. Sandık özgürleştiriyor. Pusulaya mührü basan seçmen, o kapalı ortamda korkularından sıyrılıyor. Görünen irade ile sandıktan çıkan irade arasındaki sapma miktarı artıyor.
Kıbrıs’ın kendine özgü şartları var. Yine de Kıbrıs seçimlerini 200 bin kişilik bir örneklem üzerinden mevcut iktidarın akıbetine dair önemli bir işaret saymamız lâzım. İktidar topuyla, tüfeğiyle, propaganda cihazlarıyla seçime asılmasaydı belki bu kadar fazla üzerinde durulmayabilirdi. En önemlisi: İktidar kanadının bu sonuç karşısında bozgun çapında yaşadığı şaşkınlık.
Şiraze tutturulamıyor:
Son zamanlarda dev holdinglere karşı yürütülen soruşturmalar ve tutuklama furyası Hukuk Devleti’nin kaymış olan şirazesini düzeltme çabası olarak görülebilir mi?
Kara para aklama ve onunla eş değer tutulan illegal bahis piyasası üzerinden çok büyük servetlere el konulması, perde gerisinde saklı duran devasa bir düzeni ifşa ediyor.
Arkada ne tür komplolar dönüyor, bilemeyiz. Ön planda görünen, piyasa kurallarını belirleyen hukuk devletine dair çok derin bir krizin sonuçlarıyla karşı karşıya olduğumuz gerçeği.
Son 20 yılda 10 kere Varlık Barışı ilan edilmiş. Her Varlık Barışı’nda bugün büyük servetlere el koymanın, büyük patronların tutuklanmasının gerekçesi olan suçlar yürürlükten kaldırılmış. Türkiye kara para cennetine, illegal internet siteleri üzerinden kumar masasına dönüşmüş. Böyle bir düzenin ekonominin geri kalanını nasıl zehirlediğini tahmin edebilirsiniz.
Serbest piyasa dediğimiz ekonomik yapının, AK Parti iktidarına özgü çarpık üçlü bir mimarisi oluştu. Hepsi iktidarın himayesinde veya kontrolü altında gelişti. En tepede, en hızlı ve en büyük paraların kazanıldığı kara para sektörü vardı. Bu illegal ekonomi, mafya ve çetelerle işler. 10 varlık barışının sonucu: Türkiye çetelerin cirit attığı bir yer oldu. İkincisi rant sektörüydü. Devlet ihaleleri, lisanslar ve kent rantı üzerinde yükselen bu sektör sonunda denizi tüketti. Üçüncüsü finans sektörüydü. Ekonomi çatır çatır çökerken finans sektörü büyük kârlar elde etti.
En büyük holdingimiz artık TMSF. Ülkedeki toplam sermayenin büyük kısmının el değiştirmesi, sadece bir servet transferi olarak kalmadı. Özel sektörün önemli bir kısmı kamuya devredilmiş oldu. Piyasa kuralları ihlal edildi. Rasyonalite ve verimlilik azaldı.
Reel sektör üvey evlat muamelesi gördü. Takatinin üzerinde yüklerin altında ezildi.
Bugünkü ekonomik krizin doğrudan sebebini anlamak için, reel sektörün zayıflamasına odaklanmak gerekir. Enflasyonla mücadelenin kabaca iki yolu vardır. Halkın satın alma gücünü kısarak talebi azaltma ve böylece fiyat artışını durdurmak. İkincisi üretimi arttırıp malı bollaştırarak arz-talep dengesinde fiyatların daha aşağı çekilmesini sağlamak.
Mehmet Şimşek’in uyguladığı program maliye araçlarıyla talebi kısmaktan ibaret. Reel sektörün desteklenerek üretimin arttırılması gündemlerinde yok. Tam tersine reel sektörün üzerine vergi yoluyla yeni maliyetler yükleyerek, üretimi daha pahalı hale getiriyorlar.
Asıl gözden kaçırılmaması gereken husus, Kara Para operasyonlarının ekonominin çarpık dengeleri üzerinde yol açacağı yıkım. Kara para ile işleyecek, sıcak parayla dönecek bir piyasa ve ondan nemalananlar artık olmayacak. Korsan ekonomi devre dışı kalınca, kolu kanadı zaten kırık olan reel sektörün üzerine binen ilave yükü taşıması çok zor.
Bu cehennemden çıkış yok. Mevcut iktidar ve onun temsil ettiği irrasyonel ekonomi politikaları ve güvensizlik devam ettiği sürece ekonominin yukarıya doğru bir ivme yakalaması neredeyse imkânsız.
Bu yorumu, ekonomik krizin hukuk boyutunu göstermek için yapıyorum. Hukuk güvencelerinin işlemediği bir ülkede rasyonel şekilde işleyen bir piyasa oluşmaz. Piyasa sadece mülkiyet hakkı, sözleşme özgürlüğü güvenceleri ile yürümez. Basın özgürlüğü, ifade özgürlüğü, adil yargılanma ilkeleri, nihayetinde keyfilikten uzak anayasal düzen de piyasanın ve piyasada iş gören müteşebbislerin güvenceleridir.
Halk, yargı eliyle siyaseti tanzim ve muhalefeti örseleme operasyonlarına, kendi iradesinin yok sayılması olarak bakıyor. Siyaset kendi özgür-demokratik rekabet şartlarına kavuşmadan ülke selamete ulaşamaz. Durumu düzeltecek olan siyasî iktidar değil. Sahip olduğumuz her şey yargı çuvalının içinde. Demokrasi, Çözüm Süreci ve refah üreten adil bir ekonomik düzen bu çuvalda birbirine geçmiş vaziyette.
İktidar denizi tüketti, kendisi için bile bir ışık görmüyor; istikbalini kendi gücüne değil muhalefeti tasfiye operasyonlarına bağlamış durumda. Muhalefet, adı üzerinde muhalefette, elinde güç yok; üstelik elleri-kolları bağlı, cezaevi hücrelerinde gün sayıyorlar.
Sihirli değnek Yargının elinde. Sopayı muhalefetin kafasına indirmesini, seçim sandığına toslayıp iktidarı hafakanlara sokmasını değil, zarif bir sihirbaz asası gibi şapkadan tavşanlar çıkarmasını bekliyoruz.























