(The Turkish Post) – MÜMTAZ’ER TÜRKÖNE
PKK terörü ile yükselen Türk milliyetçiliğini, Kürt sorununun anti tezi olarak resmederseniz, bugün karşımıza çıkan sonucu kendi diyalektiği içinde daha tutarlı açıklayabilirsiniz. Bu diyalektiğin Türk milliyetçiliği tarafı, önemli ölçüde yakın tarihin eseri.
Her ulus devlet gibi Türk devleti milliyetçiliği resmî düzeyde etkili bir propaganda aracı ve psikolojik savaş mevzii olarak kullandı. 12 Eylül, sağın da solun da üzerinden tanklarla geçerken, durum birkaç yıl içinde, bilhassa PKK’nın 84 Eruh baskınından sonra hızla değişti. Kürt mafyası kısa zamanda tasfiye edildi, Türk milliyetçiliği yeraltı dünyasının da hızla yükselen raconu haline geldi. Milliyetçiler arasında “ver kurtulcular” ile “vur kurtulcular”ı karşı karşıya getiren 90’lı yılları hatırlarsanız, PKK terörünün yükselen değerlere katkısını teşhis edebilirsiniz. Hatırlıyorum, anlı-şanlı milliyetçiler arasında bile “ver kurtulcular” epeyce yekün tutuyordu.
Devlet iktidarı her zaman mantıklı ve tutarlı davranmıyor. 28 Şubat Süreci, akılsızca yerleşik devlet politikasının dışına çıktı ve Ülkücüleri zamanın Kırmızı Kitabı’na “zararlı faaliyetler” başlığı altına yerleştirdi. Ne var ki PKK terörü Türk milliyetçiliğini, kitle ideolojileri yelpazesinin baş köşesine yerleştirdi.
Devlet milliyetçiliği ve Türk milliyetçiliği:
Ulus devlet sıfatıyla Cumhuriyet, bir ortak payda olarak Türk milliyetçiliğini sistematik olarak besledi ve destekledi. Doğrudan devlet ihtiyaçlarına göre belirlenen adına Atatürk milliyetçiliği denilen bir milliyetçilik türü ile sınırları belirsiz milliyetçilik türleri ortaya çıktı. En başta ulusalcılık CHP içinde kendi özerk alanını titizlikle korudu. MHP milliyetçiliği veya Ülkücülük kendi sosyolojisine uygun olarak daha ademi merkeziyetçi bir çoğalma yaşadı. Ben bile bugün kaynağı 70’lerin MHP’si olan Ülkücü partilerin adedini çıkartamıyorum. Son seçimde bu kökenden gelen partilerin oyları % 27 gibi inanılmaz bir orana yükseldi.
PKK terörü, devlet milliyetçiliği ile özerk milliyetçiliklerin ortak alanını genişletti. Milliyetçilik, Kürt sorunu karşısında tepkisel bir refleksle neredeyse bütünüyle devlet şemsiyesi altında toplandı.
Şimdi Kürt sorununa kalıcı bir çözüm yolunda ilerlerken, devlet milliyetçiliğinin tahkim ettiği alan MHP’nin, daha doğrusu Devlet Bahçeli’nin tekeline geçmiş durumda.
Bahçeli’nin devlet aklını temsil ettiği tezi de bu tekeli kurup işletme yeteneğine dayanıyor.
Kürt sorunu konusunda toplumu dün milliyetçilik ile doktrine eden devlet bugün tersini yapıyor, iklimi yumuşatıyor ve çözüme yaklaştırmaya çalışıyor. Bahçeli ve MHP değişen şartlara uygun bu değişen milliyetçilik üslubunu tek başına temsil ediyor.
Gerçekler ve hamaset:
Bahçeli’nin şaşkınlık yaratan çıkışlarının çoğu, devlet adına bu son derece hassas alanı elverişli hale getirme ve iklimi yumuşatma amacı taşıyor. Aniden kıştan yaza geçiş yapmak da devletin acelesi yüzünden. Hızla mesafe almak gerekiyor ve MHP heterojen bir katalizör olarak tepkimeye girdiği maddeyi değiştiriyor ve kendisi aynı kalıyor.
Bahçeli’nin Öcalan için söylediği “Kurucu önder” lafı, bu cümleden basit bir kataliz işlemi. Muhatap ise Kürtler. Sıradışı sözlerini elde edilen sonuçla birlikte düşününce bu katalizör görevinin nasıl işlediği ortaya çıkıyor. Bahçeli tek başına bastığımız zemini pamuk gibi yumuşattı.
Peki sonuç ne?
Sonuç, devlet açısından en iyisi, yani gerçek anlamıyla Şam’da kayısı.
MHP Genel Başkan yardımcısı İsmail Özdemir’in bu “kurucu önder” sözüne getirdiği “teknik gerçeklik” gerekçesi durumu açıklıyor: “Daha geniş ve olumlu düşünmeliyiz. Ülke olarak birçok hedefimiz var. Avrupa ile Türkiye arasında da önümüzdeki günlerde güzel gelişmeler göreceksiniz.”
Özdemir bu sözleri söylediği gün Polonya Başbakanı, Türkiye’nin AB üyeliğinin mümkün olduğunu açıklıyor.
Her şey değişiyor:
Çağ değişiyor, önümüzde yeni kapılar açılıyor. Geçmişe saplanıp kalanlar fırsatları kaçırıyor.
Dünya hızla Trump düzenine geçiyor. Türkiye’nin terazideki ağırlığı arttı. Hızla evimizin içini ve arka bahçemizi düzene sokmamız lâzım. Çözüm Süreci, doğrudan bu ihtiyacın ürünü.
Kürt siyaseti bu durumun farkında. Farkında olmayanlar, at gözlüğü ile bakanlar. Ulusalcılardan ve İYİ Parti’den gelen tepkiler bir gelecek vizyonuna dayanmıyor; geçmişin alışkanlıklarından ve kalıplarından besleniyor. Hamaset ve “daha önce böyle demiyordun” eleştirisi dışında bir söz yok.
Suriye düne kadar “failed state” (arızalı devlet) kategorisinde ilk sıralardaydı. Bugün Kürtlerle uzlaşarak, Türkiye’nin desteği ile kendini yeniden inşa etmeye çalışıyor. Ortaya bir ulus devlet çıkmayacak ve Türkiye ile hiçbir zaman egemen bir devlet olarak ilişki kuramayacak. Eskimiş ulus devlet kalıplarını işletemeyecek. Türkiye Kürt sorununu, ulus devlet standardını kuvvetlendirerek çözüyor.
Başka, bambaşka bir dünya kuruluyor. Türkiye bu dünyada hızla yerini alıyor. Talih bizden yana. Ulusal sorunları güvenlik politikaları ile değil demokrasi ve hukuk araçlarıyla çözeceğimiz bir tarihsel evrenin içindeyiz.
Devletin ihtiyaçları ve öncelikleri değişti, milliyetçilik de değişiyor.























