(The Turkish Post) – MERCAN BULUT
Birkaç gün önce sosyal medya mecralarında dolaşırken, karşıma şok olacağım bir fotoğraf karesi çıktı. Öncelikle photoshop olacağını düşünerek fotoğraf karesine birkaç kez daha dikkatlice baktım. Karşımda güzelce donatılmış, çakırkeyiflerin zevkine göre hazırlanmış bir masa vardı. Karpuz, peynir dilimleri, mezeler ve bir şişe de rakı.
Aslında seküler bir yaşantı yaşayanlar için şaşılacak bir şey yoktu. Ancak benim dikkatimi celbeden temel kare, masada tek başına oturan ve elinde rakı bardağı ile resim çektiren başörtülü genç bir bayan vardı. Yani anlayacağınız muhafazakar kimliği ile sokakta boy gösteren hanımefendi, dini kimliğinin altında da bazı sırlar saklıyormuş.
Şunu öncelikle ifade etmemde yarar var. Ben burada hanımefendinin alkol kullanmasını kesinlikle eleştirmiyorum. Benim de haddime değil haddizatınca. Çünkü bireysel bir yaşantısı olan insanlar, inancını, kimliğini, siyasi görüşünü ve yaşam tarzlarını özgürce tercih edebilirler. Bunu hem özel hayatlarında hem de toplumsal bulundukları çevrelerde de göstermelerinde bir beis yok. Olmamalı da zaten. Çünkü din ve inanç kavramı, kişi ile yaratanı arasında yaşanır. Hiçbir zaman üçüncü şahıslar bu ilişkiye taraf olamazlar. Kısacası özgürlük kavramının çizgileri hukuksal olarak da çizilmiş kanunlarla. Başkalarının özgürlük sınırlarını işgal etmediğiniz sürece, kendi düşüncelerinizi özgürce yaşayabilirsiniz.
Hem Türkiye’de hem de Avrupa’nın değişik ülkelerinde alkol kullanılan onlarca sohbet masasında yer aldım. Kendim içki kullanmasam da, çevremdeki insanların kullanmasına da müdahalede bulunmadım. Bu ortamlarda hiçbir zaman alkol kullanmadığım için ötekileştirilmedim. Dostlarımı da sohbet meclislerine çağırmama gibi bir davranışta bulunmadım.
Ama bahsini ettiğim fotoğraf karesi tarihe bir not olarak düşecektir. Şunu ifade etmem gerekiyor. Bu hanımefendinin yerinde, aynı yaşlarda başı açık, başka bir bayan olsaydı dikkat bile çekmezdi. Çünkü seküler kimliği ile ön plana çıkan yüzlerce bayan, bulundukları sosyal ortamı paylaşmakta hiçbir beis görmüyorlar.
Ancak içki masasının merkezinde dindarlığı ve inancı temsil eden, başörtülü bir bayan yer aldığında muhafazakar camianın ayağa fırlaması gerekiyordu. Aslında hem seküler toplum hem de muhafazakarlar nezdinde başörtüsü bir temsil olarak yer alıyor. Özellikle 28 Şubat döneminde üniversitelere girişte, inançlı genç kızlarımızın mücadelesini düşündüğümüzde, bugün aynı temsilin ayağa düştüğünü açıkça görmekteyiz. Söz konusu hanımefendinin kime ya da kimlere kendini ispat etmek istediğini bilemem. Ancak başında temsil ettiği bir inanç figürü ile rakı masasında poz veremez. Baştan ifade ettim. Kendi özel hayatındaki yaşantısı tamamen onu bağlar. Ancak sosyal ortamda temsil ettiği inanç sisteminin de bazı gereklerini yapmak zorunda olduğunu hatırlatmak gerekiyor.

GENÇLER BASKILARLA KAPANIYOR
Burada daha önce de dile getirmiştim. Özellikle de İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyükşehirlerde yaşayan bazı muhafazalar ailelerin çocuklarının, gece kulüplerine girerken başörtülerini çıkardıklarını, eve dönerken de yeniden taktıklarını yazmıştım. Maalesef bunun onlarca örneği mevcut. Artık gençlik inanç, ibadet ve itikat noktasında ciddi bir travma yaşıyor. Bazıları aile ve sosyal çevrelerinin tepkileriyle karşılaşmamak için zorunlu olarak tesettür kıyafetler tercih ediyor. Ancak bu mahallenin dışına çıkıldığında da kıyafetlerin şekli tamamen değişiyor. Burada artık temel bir sorun baş gösteriyor. Gençlerin karşılarında imani ve itikadi olarak ciddi bir temsil sorunu olduğu için, gençler de farklı tercihlere yöneliyor.
Uzman görüşlerine göreyse, gençler tercihlerinde özgür bırakılmalı. Ancak onların gelecek tercihlerinde tabii ki büyükleri öncü ve yol gösterici olmalıdır.
Ama baskıcı bir yöntem her zaman ters sonuçları beraberinde getirmektedir. Bu hanımefendinin son verdiği poz aslında, aile bireylerine verdiği bir tepkiden öte değildir. Genç kızlarımız kapanmak istediğinde de, istemediğinde de aile bireyleri akil bir bakışla sahiplenmelidir. Aksi durumda sosyal çevreler, örnek gösterilerek zorla yapılan tercihler, her zaman ters tepmiştir. Öncelikle çocuklara ve gençlere, ahlaklı olmayı, başkalarının özgürlüklerine saygı göstermeyi, inanan ya da inanmayan bireylere hoşgörü gösterilmesi gerektiği özellikle anlatılmalı. Zaten gençlerde oluşan ahlak duvarı bütün tercihlerin ve kötülüklerin karşısında bir set gibi duvar örecektir. Aksi durumda birkaç yıl içerisinde gençlerimizin inançtan hızla uzaklaştığını ve ahlak sınırlarını zorladığına şahit olacaksınız.
Benim anlamadığım şey Türk makamlarının sessizliği.
Yaklaşık yirmi yıldır ülkeyi muhafazalar inanca sahip bir iktidarın yönettiği düşünüldüğünde, bu bahsedilen konuların konuşulmaması gerekirdi. Ancak temsil noktasında belli ki bazı sorunlar baş gösteriyor. Bundan dolayı da gençlerin inançlı kesimlere olan güveni zedeleniyor. Artık bu kareden hareketle Türkiye’de laiklik ve muhafazakarlık yeniden ele alınmalı. Son söz olarak şunu ifade etmem gerekiyor. Başörtülü hanımefendinin fotoğrafını gören, yüzlerce seküler birey, kahkaha atarak gülmüştür. Çünkü siyasi iktidar onlara başörtüsü taktıramadı. Ancak onlar, başörtülü bir bayanın eline rakı bardağını tutuşturmayı başardı.
İşte asıl mesele bu. Bu hanımefendinin bu hale gelmesinin sorumluluğu sizce kimde? Ailesinde mi, toplumsal çevresinde mi, yoksa hepimizde mi? Bence bütün sorumluluk biz büyüklerde. Demek ki, biz gençlere imanı hakkıyla temsil edememişiz. O da yanlış öğrendiği bilgilerle, kendine yeni bir dünya inşa etmiş. İşin özeti ne yazık ki bu.
























