(The Turkish Post) – MEHMET EREN Sevgili okuyucular, huzurlu bir pazar sabahı kahvenizi yudumlarken sizi son günlerde yaşanan ilginç bir olaya göz atmaya davet ediyorum: 7 bin 204 aracın Jandarma ve Emniyet Teşkilatına törenle teslim edilmesi! Evet, yanlış duymadınız; bu araçlar görkemli bir törenle dağıtıldı. Böyle büyük etkinliklerin önemini hepimiz biliyoruz, ama bu törenin gerçekten gerekip gerekmediğini biraz düşünelim.
Tören denince akla hemen büyük askeri geçitler ve ihtişamlı kutlamalar gelir. Kuzey Kore’nin dev geçit törenlerini, Rusya’nın Kızıl Meydan’daki tanklarını hatırlamak zor değil. Ama biz de kendi tarzımızla bu gösterileri yapıyoruz. Yerli ve milli savaş uçağımız, tankımız henüz olmasa da TOGG’umuz var! Hem madem Avrupa’nın altıncı büyük havalimanını kapatıyoruz, bu etkinliğin önemli olduğunu kanıtlamamız lazım, değil mi? Düşünsenize, havalimanı açık kalsaydı, devlet gücünü nerede gösterecekti?
Burada sormamız gereken önemli bir soru var: Bu araçlar neden İstanbul’da toplandı? Törende sergilenen bu araçlar gökyüzünde bir mesaj mı oluşturuyor? “Dosta güven, düşmana korku!” gibi ifadeler, belki de bu gösterinin altında yatan düşünceler arasında. Havalimanının kapatılmasıyla, bu etkinliklerin ekonomik ve politik açıdan ne tür bir imaj yaratmayı amaçladığını da sorgulamak gerekiyor.
Muhalefetten gelen sesler de var tabii. Örneğin, DP İzmir Milletvekili Salih Uzun, bu büyük törenlerin gerekliliğini sorguluyor: “Bu kadar masrafa ne gerek var?” diye soruyor. Haklılar; ekonomik durumu göz önünde bulundurmak lazım. Ancak bu tür etkinlikler, hükümetlerin prestijini artırma ve halkın moralini yükseltme amacı taşıyor.
Törenin maliyeti, sadece araçların alımından ibaret değil elbette. Organizasyon, güvenlik önlemleri ve basın yayın gibi detaylar da bütçeyi etkiliyor. Törenin medya kısmı adeta film gibiydi. Zaten son yıllarda her şey film gibi değil mi bize? Ekonomik kriz döneminde bu tür harcamalar, halk arasında tartışmalara neden olabiliyor. Ama artık insanlar, ekonomik zorluklar içinde dikkatlerinin başka yöne çekilmesinin belki de bu tür gösterilerin en önemli amacı olduğunu düşünüyor.
Bu tür etkinlikler, iktidarın halkına ve dünyaya “Bakın, biz buradayız!” demek için bir yolu. Fakat bazen bu, sadece bir şovdan ibaret kalıyor. Kuzey Kore liderlerini eleştirirken, aslında biz de benzer bir şov peşinde koşuyoruz. Ancak Türkiye’nin dinamikleri ve toplum yapısı, bu gösterilerin algısını farklılaştırıyor.
Düşünün ki, Mehmet Şimşek gibi ekonomi yöneticileri bile bu masrafları hesaplarken, “Tasarruf tedbirleri dedik ama bu gösteri olmadan da olmaz ki!” diyebilirler. Ekonomik sıkıntılarla büyük gösteriler arasında bir çelişki var. Belki de yalnızca İstanbul’daki araçlarla bir tören düzenleyip, diğerlerini doğrudan görev yerlerine göndermek daha mantıklı olurdu. Ama sonuçta şov dediğin büyük olmalı!
Sonuç olarak, pazar gününün bu güzel sabahında, büyük törenlerin büyük devletlerin işi olduğunu unutmayalım. Öyle kuru kuruya araç teslim etmekle olmuyor; illaki bir havalimanı kapatılacak, araçlar sıralanacak ve büyük liderler konuşacak. Belki de bu tür gösteriler, halkın moralini yükseltmek ve ekonomik sorunları unutturmak için en iyi yol. Türkiye olarak her zaman büyük düşünmeli ve büyük oynamalıyız! Aksini düşünmek ya vatana ihanettir ya da dış mihrakların oyunu!
İyi pazarlar…






















