(The Turkish Post) – TUNA CEVHER
Türkiye, son yıllarda giderek artan kuraklık tehlikesiyle karşı karşıya. Meteoroloji Genel Müdürlüğü verilerine göre, 2025 su yılında ülke genelinde yağışlar uzun yıllar ortalamasının yüzde 26 altına gerileyerek son 52 yılın en düşük seviyesine indi. Uzmanlara göre bu durum, kısa vadeli bir dalgalanma değil; kalıcı bir iklim kaymasının işareti. Sıcaklıkların artışı, yağış rejimlerinin bozulması ve su kaynaklarının bilinçsiz kullanımı, Türkiye’yi giderek daha kırılgan hale getiriyor.
EN FAZLA ETKİLENEN BÖLGELER: EGE, AKDENİZ VE İÇ ANADOLU
Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Merkezi’nden Prof. Dr. Murat Türkeş, kuraklıktan en fazla etkilenen bölgelerin Ege, Akdeniz, Güneydoğu Anadolu ve İç Anadolu olduğunu belirtiyor. Türkeş’e göre, “Bu bölgeler artık yalnızca mevsimsel kuraklık değil, yapısal bir su kıtlığı riskiyle karşı karşıya. İklim değişikliğiyle birlikte tarımsal üretim desenleri ve ekosistem dengesi yeniden şekilleniyor.” Ayrıca Güney Marmara ve Doğu Anadolu’nun güney kesimleri de riskli kuşağa dahil ediliyor. Uzmanlar, özellikle yaz aylarında uzun süren sıcak hava dalgalarının bu bölgelerde su stresini artırdığına dikkat çekiyor.
“SORUN SADECE İKLİM DEĞİL, YÖNETİM EKSİKLİĞİ DE ETKİLİ”
İstanbul Teknik Üniversitesi’nden Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, Türkiye’deki su krizinin yalnızca doğa kaynaklı olmadığını vurguluyor. Kadıoğlu’na göre, suyun verimsiz kullanımı ve plansız şehirleşme, mevcut durumu daha da ağırlaştırıyor: “İklim değişikliği tersine işlese, yani yağışlar artsa bile su kıtlığı yine yaşanabilir. Çünkü su yönetimi konusunda hâlâ sürdürülebilir bir planlama eksikliği var.” Uzmanlar, yerel yönetimlerin su tüketim projeksiyonlarını güncellemesi, kayıp-kaçak oranlarını azaltması ve tarımda modern sulama yöntemlerini yaygınlaştırması gerektiği konusunda hemfikir.
KURAKLIK TARIMI VE ŞEHİRLERİ ZORLUYOR
Kuraklığın etkisi hem tarımsal üretimde hem de şehirlerin su arzında hissediliyor.
Özellikle İç Anadolu’daki göllerin çekilmesi, Ege ve Akdeniz’de yeraltı sularının azalması, tarımsal verimlilik üzerinde baskı oluşturuyor. Bazı barajlarda su seviyeleri kritik eşiklere gerilerken, kırsal bölgelerde içme suyu temininde zorluklar yaşanıyor. Uzmanlara göre, Türkiye’nin gelecekte karşılaşacağı en büyük risklerden biri “hidrolojik kuraklık” olacak — yani toprakta ve yeraltı sularında kalıcı nem kaybı.
BİLİNÇLİ SU YÖNETİMİ VE İKLİM UYUMU
Kuraklık riskine karşı yalnızca kısa vadeli tedbirlerin yeterli olmayacağı belirtiliyor.
Uzmanlar, havza bazlı su yönetimi, yağmur suyu toplama sistemleri, gri su geri dönüşümü ve damla sulama teknolojilerinin yaygınlaştırılmasının önemini vurguluyor. Ayrıca, iklim değişikliğine uyumlu kent planlaması ve toplum genelinde su tasarrufu bilincinin artırılması, gelecekteki krizlerin önlenmesinde belirleyici olacak.
BİLİM UYARIYOR, ZAMAN DARALIYOR
Türkiye’nin iklim kuşağı değişiyor ve bu dönüşüm artık geri döndürülebilir bir aşamada değil. Uzmanlar, “Kuraklıkla mücadelede en kritik unsur zaman” diyor. Su yönetiminde kalıcı adımlar atılmalı. Anadolu topraklarının dört mevsim yaşadığı dönemler, yalnızca geçmişte kalabilir.





















