KAMİL ASLAN
(The Turkish Post) – Türk futbolu ne yazık ki, iyi yönetilmiyor. Futbola yön vermesi gereken Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) ve yöneticileri, her gün güvensizliklerine yenilerini ekliyor. Bütün paydaşlarına adaletli bir yönetim sunması gereken TFF, bazı takımlara pozitif ayrımcılık gösteriyor.
Bunun ilk basamağını da, hakem atamaları oluşturuyor. Kamuoyunda tepkilerin odağında bulunan hakemler, nedendir bilinmez, en kritik maçların yönetimine veriliyor. Hem maçın atmosferi, hem de siyasi baskılar arttığında, hakemler bazı pozisyonlarda yanlış kararlara imza atıyor. Bu da haliyle maçın gidişatına etki ediyor. Bir anda adalet terazisini kaybeden hakemler, iki farklı takım taraftarını karşı karşıya getiriyor. Dostluk ve barış parolasıyla sahaya adım atan takımlar ve taraftarları, kararlardan sonra kanlı bıçaklı hale geliyor. Neticede kaybeden de Türk futbolu ve markası oluyor.
Neden bahsettiğimi anlamışsınızdır. Hafta sonu oynanan Trabzonspor- Fenerbahçe maçından sonra, kimse bir daha “futbol dostluktur” mavalı okumasın. Artık bu havayı birileri bilerek, ya da bilmeyerek baltaladı. Bundan sonra iki takım arasında oynanacak her maç, büyük bir gerilime neden olacak. Haliyle futbolcusu da, taraftarı da oynanan oyundan zevk almayacak. Daha da ötesi Avrupa kupalarına katılması halinde, bundan sonra kimse Trabzonspor’un sahasındaki maçlara gelmek istemeyecek.
17 Mart akşamı Türk futbolu adına kara bir gece yaşandı. Çarşamba’nın gelişi, salı gününden belliydi. Önce Ankaragücü eski Başkanı Faruk Koca, Halil Umut Meler’i saha ortasında yumrukladı. Meler ismini bir kenara yazın. Kendisine birazdan yeniden döneceğim. Ardından İstanbulspor Başkanı orta hakemin adaletsizliğini gerekçe göstererek, takımını sahadan çekti. Bu konuda adil kararlar vermesi gereken TFF yönetimi ise halk tabiriyle “ensesi üzerine” yatmayı tercih etti. Sorunları çözmek yerine halı altına süpürdü. Ne yazık ki, sorunlar 17 Mart gecesi büyük bir çöp yığınına dönüştü. Biriken gazlar bir anda patladı. Ortalık savaş alanına döndü. Ancak yine olayın merkezinde olması gerekli olan TFF, bu defa da üç maymunu oynamayı tercih etti. Ne yazık ki, bu sorunlar bir çözüme kavuşturulmazsa, Türk futbolu daha pek çok kara geceyi yaşamaya devam edecek.
Gelelim sorunların temeline… Şampiyonluk mücadelesi veren Fenerbahçe, Trabzonspor deplasmanına galibiyet parolasıyla geldi. Ev sahibi takım, misafir takımı bütün bir centilmenlik örneği ile karşıladı. Yönetim ve oyunculara iftar programı yaptı. Maçın dostluk içerisinde geçmesi için aslında her şey hazırdı. Ne var ki maça Halil Umut Meler atanmıştı. Yukarıda ifade ettim. Faruk Koca’dan yediği yumruğun etkisi gitmeden, bir hoca kritik bir maça verilmemeliydi. Ancak TFF yönetimi bu şehirdeki hassasiyeti görmezden gelerek, Meler’e düdüğü emanet etti. Maçın başlangıcından sonuna kadar, Meler adaletli bir yönetim sergileyemedi. Daha da ötesi tribünlerden sahaya yanıcı ve sert maddeler atılırken, inisiyatif alamadı.
EMNİYET MÜDÜRÜ VE VALİ AÇIĞA ALINMALI
Sorunların büyümesine çanak tuttu adeta. Maçın bitiş düdüğünün ardından Fenerbahçeli oyuncular, orta noktada toplanıp sevinmeye başladı. İşte bir anda sahaya seyirciler akın etmeye başladı. Oyunculara saldırmaya başladı. Bir futbol adamı olarak açıkça ifade edeyim. Bir maç kazanılmışsa, futbolcular sahada doyasıya kutlama yapabilirler. Analarının ak sütü gibi helaldir onlara. Bir Trabzonspor taraftarı olarak ifade edeyim ki, Sarı Lacivertli takımı galibiyeti sonuna kadar hak etti.
Sevinmekte futbolcuların en doğal hakkıydı. Ne var ki, tribünden gelen oyuncular Fenerbahçeli oyunculara saldırmaya başladı. Fenerbahçeli oyuncular da, saha ortasında taraftarları tartakladı. Burada “nefsi müdafaa” var. Ortada polisin, güvenlik görevlisinin ve ev sahibi takımın yönetiminin olmadığı bir yerde, futbolcular da kendini korumak zorunda. En önemlisi de, ya bu saldırganlar futbolculardan birini yaralasa ya da öldürseydi bunun hesabını kim verecekti. Ondan dolayı büyük bir lekeyi birkaç futbolcunun üzerine kimse atmasın. Burada en masum olanlar Fenerbahçeli ve Trabzonsporlu oyunculardır. Ev sahibi takım da, beceriksizliklerini başka kılıflara sakın büründürmesin.
Şimdi gelelim temel soruna. Dünyanın neresinde olursa olsun, böyle bir fiyaskonun acı reçeteleri olur. Ancak Türkiye’de olayın üzerinden 5 gün geçmesine karşın hiçbir şey yapılmadı. TFF ve PFDK, ihraçları ve cezaları dahi açıklayamadı. Çünkü bu işin siyasi bir reçetesi olacağını herkes biliyor. Bundan dolayı TFF beklemeye geçti. Ancak artık bekleme zamanı değil. Artık eylem kararı alınmalıdır. Fenerbahçeli oyunculara ciddi cezalar vererek, şampiyonluk yolundan alıkonulması adaletsizliği zirve yaptırır. Burada yapılacak eylemler bellidir. Sahada yeterli güvenlik tedbirlerini almayan Trabzon Valisi, Emniyet Müdürü, Güvenlik Şube Müdürü, İstihbarat Şubesi yetkilileri, iktidar tarafından açığa alınmadır. Görevi ihlalden soruşturma başlatılmalıdır. Ayrıca olayın arkasında iç ya da dış güçlerin olup olmadığı da araştırılması gereken konular arasındadır. Diğer bir yönden de, TFF Başkanı Mehmet Büyükekşi başta olmak üzere yönetim istifasını artık vermelidir. Çünkü güven sorunu artık had safhaya gelmiştir. Ayrıca Halil Umut Meler’in de artık düdüğünü asma vakti çoktan gelmiş de geçmiştir. Her takımın şüpheyle baktığı bir hocanın maç yönetmesi hiçbir ülkede kabul edilemez.
FENERBAHÇE LİGDEN ÇEKİLEMEZ
Gelelim en önemli konuya. Fenerbahçe Başkanı Ali Koç, 2 Nisan’da takımı ligden çekmek için olağanüstü olarak bütün delegelere çağrıda bulundu. Fenerbahçe taraftarında ciddi bir taraftar grubu, bu teklife sıcak bakıyor. Asıl meseleyi dile getirmeden önce Koç ile ilgili şu bilgileri vereyim. Gidişat o ki, Ali Koç bu yıl da kupa yüzü göremeyecek. Bu tarz bir blöfle başarısızlığını örtmeye çalışıyor. Temel sorun da buradan geliyor. Burada TFF ve PFDK’nın ciddi cezalar vermesi için gerekli hukuki çalışmanı yap, itirazlarında bulun. Ancak Fenerbahçe’yi ligden çekmenin bedelini kim karşılayacak buna da bir açıklama yapması gerekiyor ne yazık ki. O zaman kitabın tam ortasından konuşalım. Fenerbahçe kesinlikle Süper Lig’den çekilme kararı alamaz. Boş bir tehdidi her gün dile getirmenin bir anlamı yok. Koç, TFF Başkanı ve yönetiminden memnun değil. Ancak Başkan Büyükekşi’ye istifa et diyemiyor. Ancak sürekli blöf yapıyor. Ali Şen’den bu yana en az dört kez bu tehdit söylendi. Sonuç mu? Fenerbahçe hala ligde mücadeleye devam ediyor. Burada Sarı Lacivertli takımın ligden çekilmesini savunanlara da birkaç soru sormak istiyorum.
- Halka açık şirket nasıl ligden çekilecek?
- Yabancı oyuncuların sözleşmeleri ne olacak?
- Bankalar Birliği’ne borçlar nasıl ödenecek?
- 6,5 milyar TL borcu olan kulüp gelirsiz ne yapacak?
- Ali Koç, bu faturayı tek başına karşılama taahhüdünde bulunacak mı?
Soruları artırabiliriz. Ancak bunların hiçbirini Ali Koç karşılamayacak. Koç kendi aklınca bütün faturayı kongreye kesmeyi planlıyor. Bu acı reçetenin altına imza atacaksa, buyursun, takımını ligden çeksin. Ancak şunu bilsin ki, bir yıl sonra yeniden evine geldiğinde hiçbir şey değişmiş olmayacak. Yapması gereken sinekleri öldürmek değil elbette. Bataklığın kurutulması için kulüplere öncülük etmesi. İşte o zaman temiz bir futbol ortaya çıkar.






















