(The Turkish Post) – KAMİL ASLAN
Türk ve Avrupa futbolunu yakından takip eden bir uzman olarak söylemem gerekiyor. Avrupa futbolu, Türk liginin en az yirmi yıl önünde. Bu sayede oynanan futbol değil tabii ki. Yönetim sistemi, futbol mantalitesi, transfer politikası ve futbolcuların eğitimi ile ilgili. Ne yazık ki, Türk liginde takımlarda hiçbir yönetim sistemi ve transfer politikası yok. Yapılacak transferlere, takımın hocasından ziyade başkanı karar veriyor. Takımların iyi bir scout ekibi olmadığı için de, takımlar adeta menajerlerin oyuncağı olmuş durumda. Bundan dolayı bazı bilinen menajereler de, iyi bir iletişim kurduğu yöneticiler üzerinden kulüplere futbolcu pazarlıyor. Milyon Eurolar harcanarak kadroya katılan oyuncular da ne yazık ki, birkaç maç sonrasında yokları oynuyor. Elinde bulunan birkaç yıllık yüksek maaşlı kontratlar üzerinden de adeta kulüplerin kasasını boşaltıyorlar.
Bu cümleleri neden kullanma ihtiyacı hissettim. Futbol benim için bir eğlenceden öte, bir tutku. Tarafgirlik yapmadan sadece oynanan ve zevk alınan oyuna bakarım. Bu açıdan fırsat buldukça Türkiye ligini izlemeye çalışıyorum. Ancak artık Türk futbolu ne yazık ki yokları oynuyor. Takımların sahadaki oyun sistemi, kurgusu ve göze hitap eden hiçbir planı yok. Sadece doldur boşalt sistemi ile etkili birkaç oyuncu üzerinden sonuca endekslenen bir oyundan başka bir şey yok. Liglerin sonu yaklaştığı için İngiltere, İspanya ve Almanya liglerini de takip ediyorum. Ayrıca Şampiyonlar Ligi, UEFA ve Konfederasyon Kupası’nı da büyük bir dikkatle izliyorum.
Özellikle yarı final eşleşmelerine de bakıldığında İngiltere, İspanya ve Almanya öne çıkıyor. Bunun temel nedeni de Avrupa’da top koşturan oyuncuların ve hocaların işlerini büyük bir haz ile yapmalarını. Hem futbol kariyerlerinde, hem de hocalıkları döneminde onlarca kupayı kaldıran bu isimlerin hala aşklarını ve tutkularını kaybetmemelerinin nedeni, yaptıkları işe duydukları saygı ve öz güvenleri ile ilgili. Ne yazık ki, Türkiye’de tam tersi yaşanıyor.
Daha önce birkaç kez yazdım. Maalesef bazı eleştirilere maruz kaldım. Yol gösterici yorumlara sonuna kadar açığım. Benim anlayışıma göre; Galatasaray’ın hocası Okan Buruk artık kendini hem Avrupa’da hem de Türkiye’de fazlasıyla ispatladı. Bunun nedeni Buruk’un öğrenme iştiyakı ve Avrupalı meslektaşlarını yakından takip etmesi. İlla beğendiğiniz bir hocanın oyun sistemini moda mod kopyalamazsınız. Ancak ondan esinlenirsiniz. Buradan hareketle oyun sisteminize yeni bir bakış açısı katarsınız. Bu açından Okan Buruk, dünya yıldızları oyuncularını bu öz güvenle yeniden harmanlıyor. Onlara yeni bir bakış açısı sunuyor. Sahadaki oyuncu, hocasından iştiyakı gördüğünde bu harmoniye o da ekleniyor.
ABDULLAH AVCI’DA DEĞİŞEN BİR ŞEY YOK
Ancak Abdullah Avcı ve İsmail Kartal ile ilgili aynı şeyleri söylemem mümkün değil. Şunu açıkça ifade etmem gerekiyor. Hem Avcı hem de Kartal final hocası değil ne yazık ki. Neden mi önce Avcı ile başlayıp, yazıyı Kartal ile bitirelim. Çarşamba günü Trabzonspor’un Karagümrük ile oynadığı Türkiye Kupası yarı final maçını izledim. İnanır mısınız, 90 dakika boyunca Trabzonspor adına birkaç oyuncu haricinde hiçbir şey göremedim. Bir kere Avcı’nın geldiği günden bu yana takımı oynattığı hiçbir oyun sistemi yok ki. Bir hoca hem saha içi dizilişleri hem de saha dışındaki müdahaleleri maçın içerisinde yer alır. Ancak Avcı, saha kenarında ayak ayak üstüne atıp düşünüyor sadece. Maçın akışının bozulduğu durumlarda da, oyunu okuma yeteneği ne yazık ki yok. Bu tür şeyler aslında çalışılarak elde edilir. Ama Abdullah Avcı, hocalık serüvenine başladığı anda hangi durumdaysa, bugün de bir milim ilerisinde değil ne yazık ki. Bana göre; hoca Avrupalı meslektaşlarını takip edip, fikir alma ihtiyacı hissetmiyor. Ben bilirim mantalitesiyle de her gün geri gidiyor. Ertuğrul Doğan, bu sisteme ne kadar rıza gösterir bilemem. Ama Trabzonspor taraftarı sezon sonuna kadar bu sevimsiz oyuna daha fazla sabretmez benden söylemesi.
İSMAİL KARTAL FİNAL HOCASI DEĞİL
Gelelim Fenerbahçe hocası İsmail Kartal’a. Kartal özünde iyi bir insan olabilir. Eyvallah! Ama iyi bir hoca değil ne yazık ki. İyi bir hoca olmak için de çok çalışmaya ihtiyaç var. Önce oyuncularının sana hem içerde hem de saha dışında saygı göstermesi gerekiyor. Özellikle de dünyanın sayılı takımlarında futbol oynamış oyunculara hocalık yapıyorsan, onların bir adım önünde olmalısın. Bu açıdan Okan Buruk’a Galatasaraylı oyuncuların öncelikle saygı göstermelerindeki temel etken, Buruk’un Avrupa’da gösterdiği iyi bir oyunculuk kariyeri. Ancak aynı şeyler Kartal için geçerli değil. Evet, Kartal Anadolu’da bir takımı çalıştırabilir ancak bu Fenerbahçe olmamalıydı.
Neden mi? Hoca takımı final ortamına hazırlayan, motivasyonuyla onlara kupayı kaldıran kişidir. Nitekim Fatih Terim Hoca da bu karizma ve final oynatma psikolojisi üst seviyedeydi. Ama İsmail Kartal kendisine milyon altın tepside sunulan Tadic, İrfan Can Kahveci, Fred, Becao, Dzeko, Dominik Livakovic, Leonardo Bonucci, Çağlar Söyüncü, Cengiz Ünder ve Sebastian Szymański gibi kadroyla bile sezonu kupasız tamamlama başarı gösterdi. Geçen hafta Sivasspor deplasmanında aldığı beraberlik ile de ne yazık ki, takımın 10 yıllık şampiyonluk hasretine son veremedi. Ve maç sonunda yaptığı skandal açıklama ile gündeme damga vurdu. Kartal, “Önümüzde 5 tane daha maç var. Hemen toparlanıp önümüzde bakacağız. Biz 5 maçımızın 5’ini de kazanmak için bütün var gücümüzle çalışacağız. Asla pes etmedik etmeyeceğiz de.”
Ne yazık ki, bu skorla Fenerbahçe üç kupa parolasıyla çıktığı yolculukta evine yine eli boş döndü. Türkiye Kupası, Süper Kupa, Lig Kupası ve son olarak da Avrupa’ya veda etti. Başarı her ne kadar hoca yazarsa da, başarısızlığın ana mimarı da takımın hocasıdır. Ne yazık ki, Fenerbahçe bu yıl başarısız olmuşsa bunun temel sorumlusu öncelikli Kartal’dır. Artık Kartal için su ısındı. Sezon sonunda Sarı Lacivertli takımdan ayrılmasından artık kimsenin şüphesi yok. Artık Ali Koç’un Kartal’a dayanacak bir günü bile yok.






















