(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
Sürece farklı yaklaşımlar var. Ben başlığa ikisini çıkardım ama ‘ihtiyatlı’ seçeneğini de yabana atmamak lazım. Ben ‘iyimser’ olmak isteyen fakat ülke gerçeklerini göz önünde bulundurarak ‘ihtiyatlı’ olmayı tercih edenlerdenim. Silahların susmasını, akan kanın durmasını elbette isterim. Ülkeye ağır bedeller ödeten PKK’nın tasfiye edilmesini de…
Bahçeli’nin çağrısı ve DEM heyetinin İmralı trafiğinin sonunda Öcalan’dan beklenen çağrı geldi. Öcalan’ın hazırladığı veya altına imzasını koyduğu metin Şubat’ın son günü İmralı’da çekilen fotoğraf eşliğinde kamuoyuna duyuruldu. Metinde ifadeler net: “tüm gruplar silahlarını bırakmalı ve PKK kendisini tasfiye etmeli.”
Meseleye iyimser yaklaşanlar için ‘Kürt sorunu da terör sorunu da çözülmüş, mesele bitmiştir…’ PKK da ‘ateşkes ilan ederek’ ilk adımı attı. Tasfiye için de kongresini toplayacak, Öcalan’a rağmen karar alması mümkün değil. Türkiye on yıllardır ayaklarına bukağı gibi vurulan prangalarından kurtulmuştur. Böyle düşünenler pek haksız da sayılmaz. Görünen tablo bu çünkü.
Fakat kötümser olmak için de sebep var. Mesele, Bahçeli’nin isteği DEM’i İmralı ziyaretleri ve Öcalan’ın çağrısından ibaret değil. Bu hikayenin başka unsurları yok mu? Bahçeli’le ile başlayan Öcalan’la biten hikaye sorunun ağırlığı karşısında basit kalmaz mı? Süreci Bahçeli mi başlattı? Şubat’ın başında Ertuğrul Özkök’ün yazısına dikkat çekmiştim.
Özkök diyordu ki; Bahçeli’den çok önce başlayan bir süreç var, ‘5 kişilik devlet heyeti’ Öcalan’la bir yıldır görüşüyormuş, bir metin üzerinde mutabakat sağlanmış… Çağrının nevruzdan önce yapılması istenmiş. Yani anlayacağınız Bahçeli olaya çok sonradan dahil olmuş. CHP lideri Özgür Özel de Özkök’ü doğruladı.
Özel ayrıca hukukçulardan oluşan bir masadan söz etti. Konu üzerine çalıştıkları bir masa… Özel’in iddiası ne yalanlandı ne de doğrulandı. Sükût ikrardan geldiğine göre iddiayı doğru kabul etmeliyiz.
O zaman bu masanın çalışmaları nedir? Siyasi olmadığına göre sürecin hukuki boyutu üzerine çalışmalar yapmış olmalı. Öcalan’a umut hakkı mesala… Genel af ve infaz düzenlemesi örneğin…
Olaya benim gibi ihtiyatlı yaklaşanlar fotoğrafın tamamını görmenin ve ona göre analiz ve yorum yapmanın daha doğru olacağını düşünüyor. Devlet heyeti bir yıl boyunca Öcalan’la ne konuştu. Bir sayfalık metnin yazımını değil herhalde. O metnin müzakerelerinde neler var? Öcalan’ın talepleri yok mu? Bütün mesele Öcalan’ın çağrısından mı ibaret?
Metni okuyan Sırrı Süreyya Önder ‘Silahların bırakılması ve PKK’nın kendini feshi, demokratik siyaset ve hukuki boyutun tanınmasını gerektirir’ diye bir not ekledi. Bu notun ne anlama geldiğini sormak ve cevabını aramak gerekmez mi? Hukuki boyutun tanınması ne demek? Bu konu müzakere edildi mi? Nasıl sonuçlandı? Zamana mı bırakıldı yoksa mutabakata varıldı mı? Cevapsız sorulardan biri bu…
Gazeteci İsmail Saymaz’ın Halk TV sitesindeki yazısında bir ayrıntı var. DEM heyetinde yer alan Ahmet Türk, Saymaz’a o notla ilgili şu anekdotu aktardı: “‘Biz metni hazırlamışız, bunu ilave edemeyiz’ deyince Öcalan dedi ki; ‘Bu önemlidir, mutlaka bilinmesi gereklidir…’. ‘Edemeyiz’ diyen devlet görevlileri mi? Başka kim olacak…” Öcalan o notun metne ilave edilmesini istemiş, devlet heyeti karşı çıkmış. O cümle bir şekilde kamuoyuyla paylaşıldı.
Çağrıdan sonra gerek Kandil’den gerekse DEM yöneticilerinden ‘kafa karıştırıcı’ birçok açıklama geldi.
Kandil, Öcalan’ın kongreye katılmasını ve tasfiye kararının ondan sonra alınmasını istiyor. DEM de iktidardan ‘demokratik adımlar atmasını’ bekliyor. Sürece kötümser yaklaşanlar haklı olarak soruyor; Bunlar nasıl olacak? Öcalan’ın kongreye katılması mümkün mü? Bir yandan hız kesmeden kayyım politikasını sürdüren iktidar demokratik adımları nasıl atacak?
MHP’nin de itibar ettiği Ahmet Türk diyor ki; ‘Bugün binlerce insan haksız ve hukuksuz yere cezaevinde yatıyor. Kürt dilinin özgürce kendisini geliştirebileceği bir ortamın hazırlanması gerekiyor. Bunlar pazarlık konusu yapılacak şeyler değil, olması gerekendir, atılması gereken adımlardır’. Talepler arasında Anayasa’daki Türklük tanımı da var. Binali Yıldırım o kapıyı açtı…
Bu arada Bahçeli, Selahattin Demirtaş’ı telefonla aradı. Başka konuştukları da var; Ahmet Türk, Tuncer Bakırhan gibi…
Fakat Demirtaş’ı aramasını ayrı değerlendirmek lazım. Ayrıca Adalet Bakanlığı, Saray’ın da onayıyla Demirtaş’a ameliyat olan eşinin yanında bulunma jesti yapmış. Telefon görüşmesi hastanede gerçekleşmiş. Mevzuata uygunluğu ayrı tartışma konusu. Mahpuslar aileleri dışında telefon görüşü yapabilir mi? Bugüne kadar ben örneğini görmedim, duymadım. Söz konusu kişi Bahçeli olunca mevzuata takla attırılır.
Bahçeli, Demirtaş’ı denklemin dışında tutmaya özen göstermişti. Şimdi Demirtaş da denklemin içinde… Telefon meyvesini verdi. Demirtaş, ‘Erdoğan, Bahçeli ve Öcalan’ın başarılı olmasını’ istediğini kamuoyuna duyurdu. Demirtaş’sız bir süreç mümkün değildi. Peki Demirtaş Edirne’de yatmaya devam mı edecek? Bahçeli’nin telefonu kapıların açılacağına işaret olabilir. Bu genel af veya geniş çaplı infaz düzenlemesi demek.
AK Parti tarafı başından beri mesafeli tutumunu sürdürüyor. Erdoğan çağrının ardından ‘yeni safha’ dedi. Fakat fazla ayrıntıya girmedi. Yasal düzenlemeler için adres olarak Meclis görünse de asıl muhatap AK Parti… Meclis’i çalıştıracak ve gerekli düzenlemelerin çıkması için ağırlık koyacak parti AK Parti ve MHP… Yoksa Meclis’in partilerden bağımsız olarak inisiyatif alarak irade ortaya koyması mümkün değil.
Süreç çok daha dallanıp budaklanacak… İyimserler için de sebepler çıkacak, kötümserlerin itirazlarını besleyen ve büyüten gelişmeler de yaşanacak, atılacak bazı adımlar benim gibi ihtiyatlı olanlara soru sorduracak… Hepsini de sürece katkı olarak yorumlamak lazım.






















