(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
Aralarında Selahattin Demirtaş’ın da bulunduğu 108 sanıklı Kobani davasında ceza yağdı. HDP’nin eşbaşkanları Demirtaş’a 42, Figen Yüksekdağ’a ise 30 yıl hapis cezası verildi. Mahkeme tutukluluklarının devamına hükmetti. Partiyle yollarını ayıran Altan Tan ve Ayhan Bilgen gibi isimler beraat etti.
Liste çok uzun. Cezaları tek tek yazacak değilim. Ancak ‘cezaların çok ağır olduğu’ tespitini yapmak zorundayım. Dava baştan sona siyasidir. Kararlarda siyasetin etkisini görmemek için kör olmak lazım. Maalesef yargı siyasetin gölgesi altında. Bu gölgenin Kobani’ye düşmemesi mümkün mü? Değil elbette. Toplumda ‘adalet’ duygusu çok zedelendi.
Dolasıyla Kobani kararlarını hukuki açıdan yorumlamanın bir anlamı yok. Ben de daha çok davanın sonuçlarını siyasi yönden değerlendirmeye çalışacağım. Kobani kararlarının siyasete etkisini kaçınılmazdır.
Demirtaş hakkında verilen cezayı duyduğumda aklıma grup toplantısında Erdoğan’ı kastettiği ‘Seni başkan yaptırmayacağız’ mesajı geldi. Acaba bu sözü söylemesiydi başına bunlar gelir miydi? Bu çıkıştan sonra siyasetin rotası değişti. AK Parti’yi MHP’ye doğru itildi. Ve Erdoğan cumhurbaşkanlığı için ittifakı MHP ile yaptı.
HDP ve türevlerinde siyaset yapan isimlerin PKK ile ilişkilerinin sorunlu olduğu muhakkak. Terörle ve örgütüyle aralarına keskin sınırlar çizmekte sıkıntı çektiklerini bilmeyen yok. Ama her şeye rağmen ‘siyasi zeminde’ bulunmaları terör ve Kürt meselesinin çözümü için bir fırsat ve imkan. Nitekim AK Parti çözüm sürecini HDP’lilerle birlikte yürüttü.
90’LAR POLİTİKASINA DÖNÜŞ
90’lı yıllarda siyasi Kürt hareketi Meclis’ten uzaklaştırıldı, Leyla Zana gibi gibi önde gelen isimleri hapse gönderildi. Bu şahin politika ne sonuç verdi. Bölge partisinin tabanı mı zayıfladı? Politikaları mı değişti? Hayır. Aksine güçlenerek devam etti. Batıdaki Kürtlerin de desteğini arkasına aldı. Oylarını yüzde 13’e kadar çıkardı.
AK Parti’nin MHP ile ittifakı 90’ların politikasına dönüşü beraberinde getirdi. Şimdi onun sonuçlarını yaşıyoruz. Kobani davasında yağmur gibi yağan cezalar işte bu sürecin bir neticesi. Kararlardan en çok memnun olan MHP’liler…
İronik bir durum vardı; Sırrı Süreyya Önder Meclis’i yönetirken aynı zamanda Kobani sanıklarından biriydi. AK Parti sıralarından kendisine laf atan milletvekiline verdiği cevap sadece Meclis’in tutanaklarına değil tarihin de hafızasına kaydedildi: ‘Kobani davasında 38 kez ağırlaştırılmış müebbet istemiyle yargılanıyorum. Ben parmak sallanacak insan değilim’.
Hem Meclis’in başkanlık kürsüsünde hem de mahkemede sanıklar listesinde… Doğrusu ilginç bir manazara. Çok geçmeden Meclis’in renkli ismi Önder’in tüm suçlardan beraat ettiği haberi geldi.
SİYASETTE YUMUŞAMA İHTİMALİ KALDI MI?
Kobani kararlarının siyasete etkisi ne olacak? 31 Mart seçimlerinden yenilgiyle çıkan Cumhurbaşkanı Erdoğan, CHP lideri Özel’le görüştükten sonra ‘yumuşama’ mesajı vermişti. Yumuşamanın görüleceği alanların başında yargı kararları geliyor. Mahkemeler AİHM kararlarına uyacak mı? Yargı siyasi hesapların alanı sahası olmaktan çıkacak mı? Normalleşme veya yumuşamanın ilk görüleceği yer burasıydı.
Erdoğan, Yargıtay Başsavcılığı’na Muhsin Şentürk’ü atadı. Şentürk, Can Atalay krizinde Yargıtay ile Anayasa Mahkemesi arasında yaşanan gerilimde önemli rol oynadı. CHP Lideri Özel bu atamayı ‘Demek ki siz mevcut Anayasa’yı ihlalde ısrarsınız demektir. 31 Mart’tan sonra gelişen diyalog ve normalleşme anlayışına uygun değil’ dedi. Yuşumaşamanın politikalarla gösterilmesi lazım. Atamanın hemen öncesinde de Osman Kavala’nın yeniden yargılanma yönündeki başvurusu reddedildi.
Kobani kararları daha çok siyasette yeni bir dönemin açılıp açılmayacağı açısından ölçü olarak alınacak. Bu ceza yağmurundan sonra bir yumuşamadan veya normalleşmeden söz etmek çok zor. 31 Mart’tan sonra AK Parti cephesinde değişen bir şey yok. İktidar eski alışkanlığını kaldığı yerden aynen devam ettirmenin peşinde. Bu kadar ağır cezaların ne terörle mücadeleye ne de ülkenin barış ve birlik ruhuna bir yararı olur. Aksine sorunu daha da derinleştirir.






















