(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
Bahçeli’den sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan da ‘CHP demek, cunta demektir. Cunta demek, CHP demektir…’ dedi. Cunta tartışmasını başlatan CHP Lideri Özgür Özel’di. İmamoğlu operasyonunu ‘darbe girişimi’ olarak niteleyen Özel, AK Parti iktidarına ‘cunta yönetimi’ yakıştırması yaptı. Kurultay konuşmasında Erdoğan’a da ‘cuntanın başkanı’ dedi. Ve ‘cunta tartışması’ bir anda siyasetin gündemi oluverdi.
Konu aslından saptı. Hangi partinin geçmişte asker ve ordu ile ilişkisi değil, ‘İmamoğlu operasyonuydu’. Siyasi kazı yapılırsa her partinin mazisinden ‘utanç görüntüleri’ çıkar. Demokrasi sınavından ‘yüz akıyla’ çıkmış parti bulmak zordur. 100 küsur yıllık geçmişe sahip bir partinin yani CHP’nin ‘demokrasi günahları’ hiç de az değil. ‘CHP artı ordu eşittir iktidar’ formülü doğru…
Tek parti uygulamaları ‘cunta asker ilişkilerinden’ daha sorunlu. Siyaset tarihine ‘tek parti dönemi’ diye geçen İsmet Paşa’nın CHP iktidarı toplumun değerleriyle kavgalıydı, tarihiyle barışık değildi, din ile ilişkileri problemliydi. Ezanı Türkçeye çevirmek bile halkın CHP’yi mahkum etmesine yetti. ‘Geldi İsmet, gitti kısmet…’ sözü Anadolu’da boşuna darbı mesel olmadı. CHP o dönemin siyasi bedelini de ödedi. 1950 seçimlerinde büyük bozgun yaşadı. Ve çok partili hayatta tek başına iktidar olacak çoğunluğu elde edemedi. 1977 genel, 1989 ve 2024 yerel seçimlerinde ancak birinci parti olabildi. Halk faturayı tek dönemlik falan değil oldukça ‘uzun ömürlü’ kesti.
CHP, İSMET İNÖNÜ, DARBE..
Sağ partiler özellikle de muhafazakar kesimler CHP’yi ‘siyaseten dövmek’ için sık sık tek parti dönemini hatırlatır. O dönemin uygulamalarından örnekler verir. ‘Ezan der, Kur’an der, jandarma der…’ Siyasetin ezberlerinden biri bu. Doğrusu halkta da karşılığı var. Çünkü tek parti zulmünü ve dramatik hikayeleri kendisini yaşamasa bile büyüklerinden dinleyerek geldi. Zulüm öyküleri nesilden nesile aktarıldı ve toplumun bilinçaltına işledi.
İsmet Paşa ‘çok partili hayata’ geçerken ‘demokrasi’ yönünde irade koydu. Yoksa halktan gelen yoğun bir talep değildi. Tamamen o dönem devletlilerinin eseriydi. İnönü’nün hakkını teslim etmek lazım. Eşi Mevhibe’ye ‘Kızılay’a otobüsle gitmeye hazır mısın?’ diye sorduğu dilden dile anlatılır. 27 Mayıs askeri darbesinde CHP’nin ayak izlerini bulmak mümkün. Solun pek sevdiği darbedir 27 Mayıs. 28 Şubat da öyle. Ama bütün darbelerin faturasını CHP’ye kesmek de haksızlık olur. 12 Mart muhtırasını sağ siyaset kabullenir. 12 Eylül’e de pek itirazı olmaz. Tabii vakti zamanında… İş işten geçtikten sonra konuşan darbecilere karşı konuşan çok oldu.
Bahçeli ve Erdoğan’ın CHP’ye geçmişini hatırlatması siyasetin ezberini tekrarlamaktan başka ve tartışmayı haklı olduğu zemine çekme çabasından başka bir şey değil. O köprünün altından çok sular aktı. Tek parti zulmü hikayelerinin yerini başka öyküler aldı. Hem bugün ‘tek parti iktidarı’ deyince sadece CHP anlaşılmıyor. AK Parti de yıllardır tek başına iktidar… CHP’den daha uzun sürdü iktidarı ve bugün de devam etmekte. ‘Zamanın ruhu’ diye bir şey var. 1940’ların dünyası ile bugünlerin dünyası kıyaslanamaz. Demokrasi yeni yeni filizlenmekteydi. Dünya savaş yorgunuydu ve yeni bir savaşın eşiğindeydi. Rüzgarlar demokrasi yönünde esmiyordu.
AK PARTİ DEMOKRASİ SINAVINDAN GEÇER NOT ALIR MI?
CHP’nin ‘zulüm politikaları’ tarihi bir gerçeklik… Toplumun kutsallarıyla kavgası da… Ezanla uğraşması, jandarmayı Kur’an kurslarının üzerine salması da… İnkarı mümkün değil. Cumhuriyetin kuruluşu ile başlayan ‘yanlış politikaların’ sonucuydu bu. İsmet Paşa’nın CHP’si ‘tarihi yanlışı’ daha da abarttı ve büyüttü. Erdoğan’ın tek parti dönemini, cunta ilişkilerini hatırlatması iyi de…
AK Parti iktidarı ‘demokrasi sınavından’ geçer not alabilir mi? Demokrasinin yerleştiği ve kökleştiği bir dönemde üstelik… Türkiye’nin demokrasi notu kaçtır? Hak ve özgürlükler sınavı var daha… Çok dana önemlisi ‘adalet sınavı’ ne olacak? Acaba Erdoğan ve AK Parti sözcüleri geçmişi kurcalarken birgün kendi iktidarları için de ‘aynı siyasi kazıların’ yapılacağının farkında mı? Tarih AK Parti iktidarı için de ‘tek parti dönemi’ nitelemesi yapmayacağından kim emin olabilir? AK Parti’nin anti demokratik hikayeleri kuşaktan kuşağa anlatılmayacak mı? Kitaplar yazılmayacak mı? Filmler, belgeseller çekilmeyecek mi? Tarih AK Parti dönemi için ‘adil ve demokrat…’ diyebilecek mi? Aslında tam da bir özeleştiri zamanı…
Mesele ‘cuntacı’nın kim olduğu, asker parti ilişkileri değil. İmamoğlu operasyonunda siyasetin gölgesi var mı yok mu? Diplomasının iptal edilmesinde aynı şekilde Ankara’nın eli var mı yok mu? İmamoğlu ‘cumhurbaşkanı adayı’ olmasaydı, başına bunlar gelir miydi? 35 yıl öncesi yatay geçişteki usülsüzlükten diploması geçersiz sayılır mıydı? Toplum bütün bu operasyonları ‘siyasi olarak’ görüyor. AK Parti onca medyasına rağmen kamuoyunu ikna edemedi. Bahçeli ve Erdoğan da ‘yüksek perdeden’ konuşsa bu gerçek değişmiyor.
Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı seçiminde ciddi 3 rakibi var; Ekrem İmamoğlu, Selahattin Demirtaş ve Ümit Özdağ… Üçü dü hapiste… Tesadüf mü bu? Peki bunu tarih nasıl yazacak?
Evet, Bahçeli de, Erdoğan da ‘CHP’yi mazisiyle’ dövdü. Peki bugün…? Milletin yaşadığı, gördüğü ‘demokrasi ve adalet gerçekleri’ ne olacak? Dünün çamaşırları bugünün güneşiyle kurutulur mu?
























