(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
MHP Lideri’nin Öcalan açılımı, Öcalan’ın çağrısı üzerine PKK biraz ağırdan da alsa kongresini topladı. Fesih ve silahlara veda kararının alındığı kamuoyuna yansıdı fakat nihai açıklama için birkaç gün beklemek gerekti. Cumhurbaşkanı Erdoğan ‘Yakında müjde alabiliriz’ demişti. Erdoğan’ın beklediği ‘müjde’ haftanın ilk günü geldi.
Kongrenin tek bir yerde değil iki farklı noktada toplandığı ortaya çıktı. Örgüt ‘güvenliği’ elden bırakmadı. Kongreye Öcalan’ın nasıl müdahil olduğu açıklanmadı. Bu konuda bildiriye herhangi bir unsur yansımadı. Kongre Öcalan’sız yani tele-konferans veya video olmaksızın mı toplandı yoksa İmralı ile bir iletişim kanalı açıldı mı? Bilmiyoruz. Belki ilerleyen günlerde öğrenebiliriz.
PKK sadece sonuç bildirisini değil ‘fotoğraflar’ da yayınladı. Karelerde kadın örgüt yöneticisinin çokluğu dikkat çekiciydi. Örgütte bu kadar yoğun kadın varlığını bilmiyordum. Şaşırdım. Fesih ve silahın devreden çıktığının duyurulduğu sonuç önemli ve tarihe nitelikte kuşkusuz… Fakat metni okurken bazı soru işaretleri de doğmuyor değil.
‘Harç bitti, yapı paydos’ gibi bir durum yok ortada. Güçlü ve belirgin şekilde yeni bir inşa sürecinin işaretlerini okudum ben. ‘Silah’ yok, şiddete son fakat ‘siyaset’ ve demokrasi talebi var. Öyle satır aralarında falan değil açıkça, herkesin anlayacağı net ifadelerle… Mevcut sisteme, Lozan’a, 1924 Anayasa’sına itirazlar var. Turgut Özal’ın isminin anılarak selamlanması de ilginç geldi bana.
PKK terörünün ortalığı kasıp kavurduğu yıllarda Turgut Özal Kürt sorununun çözümü için kafa yordu. Bazı girişimleri de oldu, PKK nezdinde… Ancak devlet içindeki odakların direnişiyle karşılaştı. Somut adım atamadı. Sadece söz düzeyinde kaldı. Zehirlenmesinin sebeplerinden başta geleni Kürt meselesine bakışı mıydı? Buna inanan çok. İmralı’da DEM heyetiyle konuşurken Öcalan da Özal’dan hayır ve minnetle söz etmişti. Özal çözümde samimiydi fakat yalnızdı.
Sonuç bildirisi diyor ki ‘Pratikleşme süreci Önder Apo tarafından yönetilmek ve yürütülmek üzere…’. PKK yok artık ama Öcalan var. Ve süreç onun üzerinden yürüyecek. Beklenen bir şey… Sürpriz değil. Aynı cümlenin devamında ‘… Kongre PKK adıyla yürütülen çalışmaları sonlandırdı’ ifadeleri gözden kaçmadı. Ve örgütün Suriye’deki uzantısı PYD kapsam dışında kaldı. Çağrının PYD’yi kapsayıp kapsamadığı çok tartışılmıştı. AK Parti ve MHP ‘kapsadığını’ söylerken DEM ve örgüt ‘hayır’ demişti. Net olarak görüldü ki PYD kapsam dışı…
Bahçeli’nin Öcalan açılımını Suriye gelişmeleriyle ilişkilendirenler boşluğa düşmüş oldu. Silah ve tasfiyede PKK’nın Suriye ayağı yok. PYD varlığını devam ettirecek. Hiç tartışmaya mahal bırakmayacak kadar açık bir gerçek bu. Her ne kadar Ankara’dan yükselen sesler ‘olumlu ve pozitif’ olsa da PYD ve Suriye faktörünün can sıkmaması mümkün değil. Erdoğan’ın da Bahçeli’nin de bu konuda itirazları olacaktır. Fakat dozu ne olur, süreci nasıl etkiler kestirmek zor.
Bildiride yer alan ‘PKK’nın inkar ve imha siyasetini parçaladığını, Kürt sorununu demokratik siyaset yoluyla çözme noktasına getirdiği…’ cümlesi de dikkat çekici. Çözüm sürecinin şartlarını ve iklimini hazırlayan PKK mıydı? Terör müydü? Bu ‘kuyruğu dik tutma’ çabası mı? Fakat kamuoyu bu cümleyi farklı şekilde algılayacak ve rahatsız olacağını düşünüyorum. ‘Süreci PKK dayattı’ gibi bir yaklaşım doğru da olmaz, sağlıklı da… Bir sorunu çözerken bir başka sorun doğurmaya da gerek yok. Şimdi de Kürt sorunu biterken Türk sorunu mu başlayacak?
‘Kürt imha ve inkar’ siyasetinin kaynağı Lozan mıydı, 1924 Anayasası mıydı? Yoksa yeni kurulan Cumhuriyet’in politikaları mıydı? Mustafa Kemal Atatürk’ün Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçerken izlediği ‘devrim’ niteliğindeki politikaların çok sert ve kırıcı olduğu doğru. Sadece Kürt konusunda değil… Din ve tarihle ilişki de sağlıklı yürümedi. O sert siyasetin sancıları uzun yıllar yaşandı. Metinde yer alan bu ifadeler acaba Lozan’ı tartışmaya açar mı?
Erdoğan’ın da Lozan’a bakışı ‘pek olumlu’ değil. Kadir Mısıroğlu’nun kaleme aldığı ‘Zafer mi hezimet mi?’ kitabı muhafazakar mahallede çok ses getirdi. AK Parti kadrolarının Mısıroğlu’nun tezine daha yakın durduğu bir gerçek. Yine de bugün bu tartışmanın açılacağını sanmıyorum. Ülkenin yeteri kadar sorunu var. Lozan’ı soruna dönüştürmenin içeride ve dışarıda yeni siyasi krizler doğuracağı da aşikar…
Adı açıkça zikredilmese de 53 yıl önce darağacında can veren Deniz Gezmiş’e de dolaylı ‘selam’ var. Ulusalcı sol kesim buna ne der acaba?
PKK’nın fesih kararı alırken beklentisi nedir? Metinde cevabı var; ‘Kalıcı barışa ve demokratik çözüme güçlü bir zemin oluşturmak…’. Kalıcı barış tamam, peki ‘demokratik çözüm’ nedir? Cümlenin devamında yer alan ‘Kararların uygulanması, Önder APO’nun süreci yürütüp yönlendirmesini, demokratik siyaset hakkının tanınmasını ve sağlam bütünlüklü bir hukuki güvenceyi gerektirir’ ifadeleri fikir veriyor.
Bütün bunlar nasıl olacak? Bildiride adres olarak gösterilen merci Meclis; ‘Bu aşamada TBMM’nin tarihi sorumlulukla rolünü oynaması önemli olmaktadır’. Yeni sistemde Meclis’in görev ve yetkileri çok sınırlı. Evet, yasamanın merkezi… Anayasa değişikliği ve yasal düzenlemelerin adresi TBMM… Meclis’e yönlendiren de AK Parti ve MHP’den oluşan iktidar bloku… Muhalefetin pek esamesi okunmuyor. İktidar ‘sorumluluğu paylaşmak’ için CHP’yi sürece dahil edebilir. Çünkü mesele hassas ve önümüzde de seçim var. Sürecin artıları olduğu kadar siyasi bedeli de var. Erdoğan’ın bu kadar temkinli davranmasının nedeni bu. Süreci sadece ‘Terörsüz Türkiye’ parantezi içine değerlendirmekten yana… Fakat gerçekler öyle değil. Çok boyutlu ve yönlü bir mesele bu…
PKK’nın kendini feshederek silahlı mücadeleyi bitirmesi hem bir ‘son’ hem de ‘yeni’ bir başlangıç… Sonuç bildirisine de yansıdığı gibi Kürt sorununun çözümü için demokratik ve siyasi adımların atılması gerekiyor. PKK artık yok demek doğru değil. Evet, o isimde bir örgüt yok. Fakat varlığı bir başka örgüte evrilecek. Silah yok ama siyaset var. Yeni bir parti de kurulabilir, DEM üzerinden de devam edebilir. Gerçi DEM hakkında Anayasa Mahkemesi’nde bekleyen ‘kapatma davası’ var. Adı çok önemli değil, bundan sonra Kürt varlığı siyasette daha görünür, belirgin ve etkili olacak.
İktidar blokunun yani AK Parti ve MHP’nin ‘Terörsüz Türkiye’ parantezi dışına çıkarak ‘siyaset, hukuk, demokrasi ve özgürlük’ deme zamanı geldi. Fesih metni Ankara’ya, önce iktidara sonra Meclis’e çok şey söylüyor. ‘Halay çekmek, sevinç çığlıkları atmak’ da bir yere kadar… Eski artık muhal… İktidarın ‘demokrasi, hukuk ve özgürlüklere bakışının’ değişmesi bir seçenek değil sürecin dayattığı bir zorunluluk…























