(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
Kemal Kılıçdaroğlu ortaya çıktı. Kabuğuna çekilmişti, ortalıkta görünmüyordu. İsmi etrafında dolaşan iddiaları bile cevapsız bırakmıştı. Ne İstanbul İl Başkanlığı’na kayyım atanmasına tepki gösterdi, ne de kurultay davasına tavır alabildi. Konuşması, kamuoyuna açıklama yapması için ısrar edenler oldu. Solun Hikmet Abisi gitti kapısını çaldı ve rica etti, sessizliğini yine bozmadı.
Partisi ve çevresi tarafından çok eleştirildi. Bazen kantarın topuzu kaçtı. ‘Hain’ diyenler bile çıktı. AK Parti’ye çalıştığını söyleyenlere rastlandı. Bir siyasetçinin sessizliği de mesajdır. Bazen söyleyeceklerini susarak söyler. Derin sessizlik nara etkisi yapar. Kılıçdaroğlu’nun suskunluğunun ‘siyasi anlamı’ vardı. Genel Başkanlığı seçimini kazanan Ekrem İmamoğlu ve Özgür Özel yönetimine tavrın sonucuydu. Oysa Kılıçdaroğlu’nun kurultayda hüsrana uğraması kaçınılmazdı. Mayıs seçilerini kaybetmişti. Hem de öyle böyle değil. CHP kaybetmeye alışkın bir parti… Ama ilk kez kazanmanın eşiğine gelmişti.
Yerel seçimlerde İstanbul ve Ankara’yı kazanmıştı. İmamoğlu Erdoğan’ın AK Parti’sini geriletmişti. Mayıs seçimlerinde CHP rüzgarı arkasından aldı. Kılıçdaroğlu ‘adaylık sürecini’ doğru yönetemedi. Meral Akşener’in son dakika krizini önleyemedi. Kendi ismi dışındaki seçenekleri masaya koyamadı. Ekrem İmamoğlu, Mansur Yavaş veya İlhan Kesici gibi isimleri en azından Altılı Masa’da tartışmaya açabilirdi. Ki AK Parti’nin de en büyük korkusu buydu. Sağ kesimin oy verebileceği bir isim Erdoğan için kötü haberdi. Kılıçdaroğlu’nun ismi tek aday olarak masaya sürüldü. Ve kabul edildi. Bu büyük bir riskti. Hem Kılıçdaroğlu, hem CHP, hem de ülke için…
Riski alınca bedeline katlanacaksın… Hiçbir şey olmamış gibi yapamazsın. Kazanma sürecinde ‘bir kaybeden’ olursan altındaki koltuğu koruyamazsın. Mayıs seçimleri Kılıçdaroğlu’nun siyasi finaliydi. Oraya kadar iyi getirdi fakat ‘nihai sonuç felaket’ oldu. Kurultay, CHP genel başkanlığı falan anlamını yitirmişti. Bütün avantajlara ve rüzgara rağmen ülke iktidarını kaybettikten sonra CHP liderliği neye yarardı.
Kılıçdaroğlu gibi bir ismin kurultay kaybını yüzeysel yorumlamasını ve bir ‘izzeti nefse’ dönüştürmesini anlamakta zorlanıyorum. Üstelik kurultayın üzerinden 31 Mart gibi bir seçim geçmiş… Ve yeni yönetim rüştünü ispat etmiş… Rüzgarı daha da büyütmüş. Hadi, 31 Mart’a kadar itirazı kabul edilebilir diyelim ama bu tarihten sonra köşesine çekilip partisinin başarılı olmasını temenni etmekten başka ne düşüncesi olabilir. Başında kendisi olsa parti daha mı başarılı olacak? 31 Mart’ın üstüne ne koyabilir? Hiçbir şey…
Evet… Kılıçdaroğlu ortaya çıktı. Bir düğün fotoğrafı yansıdı medyaya. Üstelik İBB iddianamesinin partinin üzerine kabus gibi çöktüğü bir süreçte… Hapishaneler CHP’li belediye başkanlarıyla doluyken… CHP en alttan en üste yastayken… Kılıçdaroğlu ‘nikah şahidi’ olarak boy gösterdi. Eski CHP’li Mehmet Sevigen’in oğlunun düğününde… Sevigen kim? AK Parti’ye yakın medyanın ekranlarından düşmeyen biri… Mayıs seçimlerinde ‘PKK’ya göz kırpıyor…’ diyerek kendisini eleştirmiş bir isim. Siyasette küslük olmaz. Doğru… Ama böyle dostluk da olmaz.
Sevigen siyasi olarak nerede duruyor? Bülent Ecevit ve Deniz Baykal’la birlikte siyaset yaptı. Uzun süre siyasetin içindeydi. Kemal Bey döneminde CHP’den uzaklaştı. Bariz şekilde AK Parti’ye yaklaştı. Bir magazin notu da paylaşayım… Yakışıklı biri… Vaktiyle yarışmalara katılmış ve derece almış biri… İkinciliği var. Birinci kim mi? Kadir İnanır…
Sevigen siyaset yerine sinemayı tercih etseydi başarılı bir oyuncu olabilirdi. Kılıçdaroğlu’nun AK Parti’ye yakın duran bir ismin düğününe katıldığı için eleştirilmesi ve tartışılması doğal. Hemen yanı başında duran nikah şahidi arkadaşlarından bazıları şunlar; Binali Yıldırım, Süleyman Soylu, Davut Gül, Doğu Perinçek… Normal zamanlarda olsaydık böyle bir fotoğraf siyasi sentez olarak yorumlanabilirdi. ‘Farklı siyasi çizgiden isimleri bir araya getiren bir düğün’ denirdi. Mehmet Sevigen’in herkes tarafından sevilen bir isim olduğuna vurgu bile yapılırdı. Zaman normal değil. Siyasete olağanüstü iklim egemen. CHP büyük sorunlarla boğuşuyor. Partinin kapatılma riski bile söz konusu…
Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu’nun yanında duramayan, birlikte poz vermeyen Kılıçdaroğlu’nun Binali Yıldırım ve Süleyman Soylu’yla yan yana fotoğraf çektirmesi siyasi açıdan elbette çok konuşulur ve tartışılır. Şimdi bu
‘düğün fotoğrafı’ solun gündeminde… Her iki tarafa da gidebilseydi belki bu kadar eleştirilmezdi. Derin sessizlikten sonra böyle bir düğünde ortaya çıkmasının tepki görmesi doğal.






















