(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
Türkiye darbelerle örselenmiş bir ülke… O yüzden demokrasisi kemale eremedi. Sık sık kesintiye uğradı. Darbe Osmanlı’dan miras… Cumhuriyet döneminde ‘zenginleşerek’ devam etti. Hükümet devrildi, Meclis kapatıldı. Başbakan ve bakanlar asıldı. Ülke yönetimine askerler oturdu. 27 Mayıs bir cunta hareketiydi. 12 Eylül ise emir komuta altında gerçekleşti. Her darbenin ülkeye bedeli çok ağır oldu. Faturayı toplum ödedi. Sadece ekonomik değil, siyasi olarak da… Sistem oturmadı.
Arada muhtıra gibi müdahale ve darbe girişimleri de var. 12 Mart onlardan biri. Bir muhtıraydı fakat siyaseti öyle bir vurdu ki ülke yıllarca toparlanamadı, sonunda 12 Eylül duvarına çarptı. ‘Albay’ rütbesiyle Talat Aydemir iki defa ‘girişimde’ bulundu. İlkinde affedildi. İkincisinde iki arkadaşıyla birlikte darağacına gönderildi. Darbe ve müdahalelerle de çağa uydu. Milli Görüş hareketini hedef alan 28 Şubat klasik bir darbe değil ‘postmoderndi’. Ama hükümeti koltuğundan etmeye yetti.
Her şey MGK bildirisinden ibaret gibi görünse de kesinlikle basit bir müdahale değildi. Siyasi sonuçları bugün bile sürmekte… Merkez sağın son nefesini vermesinde 28 Şubat günahı etkili oldu. Oysa siyasetin ana damarıydı. Önce ikiye bölündü. Ardından basiretsiz ve beceriksiz liderlerin elinde can verdi. Ve yeni partilere alan açıldı. Bunu en iyi değerlendiren de Milli Görüş hareketinden kopan AK Parti kadroları oldu. Ve ülkenin en uzun iktidarına imza attılar. Hala devam etmekte…
Peki 15 Temmuz neydi? Bir ‘tiyatro’ falan değildi. Öncekilerin hiçbirine benzemiyor. Bir darbe girişimi miydi? Görünüşe göre öyle… Başarısızlığı başından kabullenmiş bir girişim gibi… Akşam saatlerinde askerin köprüyü tutmasıyla başladı her şey… Tarihinde ilk kez Meclis bombalandı. Halka ateş açıldı. Hiçbir darbede yaşanmadı bu. Evet, Meclis kuşatıldı, halka silah doğrultu fakat 15 Temmuz’a kadar ateşlenmemişti. 15 Temmuz’un tanımlanmaya ihtiyacı var. Tam anlamıyla aydınlatılmaya da…
Meclis komisyon kurdu, araştırdı, yüzlerce kişiyi çağırıp dinledi. Gelmeyenler de oldu tabii. Komisyon benzerleri gibi İktidarın politikaları doğrultusunda çalıştı. Muhalefet azınlıktaydı. Sadece şerh koyabildi. Bir rapor hazırlandı. Meclis Başkanı İsmail Kahraman’a teslim edildi. Fakat yayınlanmadı. Kamuoyuyla paylaşılmadı. Nelerin olduğu dışarı sızdı elbette fakat resmi nitelik kazanmadı. Belli ki AK Parti’nin çekinceleri vardı. Yayınlanmasını istemedi. Bu da tarihte ilk…
15 Temmuz girişimi halkın sokağa çıkmasıyla önlendi. Demokrasi kurtuldu. Meclis açık kaldı. Hükümet görevini sürdürdü. Toplumun demokrasiyi sahiplenmesi takdire şayan… Ama sonrası var tabii. Hükümetin darbe girişimine karşı yargıyı harekete geçirmesi doğal. Kısa süreliğine ‘ohal ilanı’ da anlaşılabilir bir hamle… Fakat olağanüstü halin yıllarca uzaması olağan değildi. 15 Temmuz gerekçesiyle yargı operasyonlarının genişlemesi ve büyümesini de normal görmek zor. 390 bin kişi hakkında soruşturma açılmış. Büyük çoğunluğu sivil… Burada sıkıntı var.
Darbelerin panzehiri demokrasi ve olağan siyasettir. Askeri darbeler, sıkıyönetim, olağanüstü hallerle ülkeyi yönetti. Diyarbakır hapishanesi ve Mamak gibi izler bıraktı. İşkence olağan bir uygulamaya dönüştü. Gözaltı süreçleri uzun tutuldu. Kaybolanlar ve hayatını kaybedenler oldu. Hiçbir askeri darbe yönetimi ‘normal ve olağan’ dönem istemedi. Darbe ve müdahalelerin ruhunda baskı, şiddet ve işkence gibi insanlık dışı her türlü yöntem mevcut. Ve bu politikaların sonuç vermediği yaşanarak görüldü. Baskı ve zulüm mağduriyetler doğurdu ve karşıyı büyüttü.
15 Temmuz’la nasıl mücadele edilir? Daha fazla demokrasi ve özgürlükle… Siyaseti ve hayatı olağanlaştırmakla… Hiç şüphe yok ki Türk toplumunun tercihi ‘demokrasiden’ yana. Kaç kez sınandı bu konuda. Her defasında demokrasi ve sivil siyaseti tercih etti. Darbe dönemlerini uzatacak siyasi partilere yüz vermedi. Günün sonunda hep demokrasi kazandı. Halkın dediği oldu. Toplum sandıkta çok net mesajını verdi. Darbe girişiminin üzerinden 9 yıl geçti, seneye 10 olacak. Artık hamasetin dozunu biraz düşürerek sonuçlarını konuşmakta bir sakınca yok. Fakat ‘15 Temmuz’u anlamak ve değerlendirmek’ üzerine çalışma o kadar az ki…
9 yıl soğukkanlılıkla konuşma ve tartışma için yeterli süre… 15 Temmuz ve sonrasını analiz etmenin, ibretler, dersler ve sonuçlar çıkarmanın zamanı gelmiş olmalı. Kanlı 15 Temmuz darbe girişimi ne tür siyasi miras bıraktı? Üzerinde düşünmeye değmez mi? Derdimi anlatabildim mi bilmem…























