(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
Peşinen söyleyeyim ki; bu satırların yazarı darbe karşıtıdır. Hayatının hiçbir döneminde siyasete doğrudan veya dolayı müdahaleye destek vermemiş ve hep karşısında yer almıştır. 28 Şubat veya 27 Nisan gibi ‘postmodern müdahele ve muhtıra’ dahil. 15 Temmuz’a da ilk andan itibaren tavrını koymuştur.
Ülke yönetimi sivillerin işidir. Ve bunu siyasetle yaparlar.
15 Temmuz darbe girişiminin üzerinden 8 yıl geçti. Bu süreye rağmen bütün yönleriyle aydınlatılabildi mi? ‘Evet’ cevabı vermek zor. Hâlâ karanlıkta kalan birçok yönü var. 8 yıl gibi uzun bir zaman dilimi içinde 15 Temmuz’un tüm çıplaklığıyla aydınlatılamaması ciddi bir sorundur. Darbe girişiminde rol alan figüranlar az çok ortaya çıktı. Peki onlara yol veren ve rol dağıtan iç ve dış odaklar kimlerdir?
Türkiye’de hiçbir darbe veya müdahale ve muhtıra sadece ‘iç dinamiklerin’ işi değildir.
12 Eylül’ün ardında ABD’nin bulunduğu gün gibi aşikâr. Başkan’a darbeyi aktaran danışmanının ‘Bizim çocuklar başardı’ sözü arşivlerde. ‘Bizim çocuklar’ dediği 12 Eylül paşaları. 27 Mayıs, 28 Şubat da incelendiğinde dış izler açıkça görülür.
15 Temmuz için bir ara ‘Amerika’ dendi, en yetkili ağızlardan finansörünün ‘BAE’ olduğu söylendi. Ne ABD’nin üzerine gidilebildi ne de Birleşik Arap Emirlikleri’nin. Darbe girişiminde birçok ülkenin parmak izi var. İngiltere gibi, Rusya gibi hatta İran gibi. Tabii burada ‘Hangi 15 Temmuz?’ diye sormak lazım.
Çünkü herkesin 15 Temmuz’u farklı. Ve birden fazla ‘15 Temmuz’ var.
İktidar blokunun AK Parti’nin 15 Temmuz’u farklı, muhalefet partilerinin 15 Temmuz’u farklı. Erdoğan’ın ‘şanlı direniş’ dediğine Akşener, ‘halkın devleti sokaktan topladı’ diyerek karşılık verdi. Yani iktidarın dağıttığı devleti millet toparladı demeye getirdi. Bugün koltuğunu yitirmiş olsa da Kılıçdaroğlu’nun ‘tiyatro’ demesi de tarihe mal oldu.
Gerek CHP’nin içinde gerekse toplumun bir bölümünde bu düşünce varlığını hâlâ korumakta. Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘15 Temmuz’ anma programlarında darbe girişimine ‘Tiyatro ve danışıklı döğüş diyenleri’ kıyamete kadar affetmeyeceğiz’ dedi.
Toplum da tek yekvücut değil 15 Temmuz konusunda…
Farklı bakış ve yaklaşımların olduğu aşikâr. Darbe girişimi boyutunu aştı, bir çok istismarın konusu oldu. Siyasete sermaye yapanlar çıktı. Belli gruplara karşı geliştirilen psikolojik savaşla propaganda aracına dönüştürenlere rastlandı. Bir ‘lütuf’ olarak değerlendirilip ‘başka hesapların’ gerekçesi yapanlar da görüldü. Kafa karışıklığının sebebi bu.
Kafa karışıklığı bizzat AK Parti içinde ve mahallesinde de var. AK Parti’de siyaset yapan kimi isimlerin ‘15 Temmuz aydınlatılmadı’ dediğine tanık oluyoruz. ‘AK Parti 4 ay öncesinden biliyordu’ diyen bile var. 15 Temmuz’u ‘oyun içinde oyun’ olarak gören ve yorumlayanlar var. Ben böyle düşünenlere katıldığım veya hak verdiğim için yazmıyorum bunu. Benim de zihnimde soru işaretleri var elbette. Kimde yok ki… Eşini ve oğlunu 15 Temmuz’a kurban veren Nihal Olçok ‘Bu bir devlet projesiydi ve herkes muradına erdi’ dedi. Olçok’un 8 yılın sonunda geldiği nokta bu.
Darbelere karşı net ve keskin duruşa sahip biri olarak 15 Temmuz’un içinde ve yanında ve arkasında kim varsa hepsini lanetliyorum. Ve ‘darbeleri başlarını yesin’ diye de dua ediyorum.
Ama üzülerek Türkiye’nin 15 Temmuz öncesinden daha demokratik ve özgürlükçü olduğunu da söyleyemiyorum. Darbeye karşı hayatlarını ortaya koyarak direnenlerin mirası bu olmamalıydı. 15 Temmuz karşıtı herkes ‘demokrasi ve özgürlükler’ için meydanlara çıktı. Fakat sonuç ne yazık ki pek iç açıcı değil. Meselenin en can alıcı noktası bu.
15 Temmuz’u anmak kadar anlamlandırmak da önemli değil mi?























