(The Turkish Post) – HATİCE BEYAZIT
Türkiye’de yargı süreçleri Avrupa’da yakından takip ediliyor. Özellikle son dönemde AİHM nezdinde verilen ihlal kararları dikkate alındığında, hukuk mücadelesinin değeri ortaya çıkıyor. Çünkü Türkiye’de hukuk mücadelesini kazanamayanlar, son çare olarak Avrupa’nın kapısını çalmakta buluyor. Kaldı ki, bir dönem eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Bey’in eşi Hayrunnisa Gül’ün de AİHM’nde hak mücadelesini düşündüğümüzde, hukukun evrenselliği yeniden ortaya çıkıyor. Bu dönemde AK Parti bünyesinde siyaset yapan Ankara Milletvekili ve Grup Başkanvekili Leyla Şahin Usta’nın da 28 Şubat sürecinde tıp fakültesinde okurken başörtüsü yasağı nedeniyle AİHM’e başvurarak sürecin simge isimlerden biri olduğunun altını çizmek gerekiyor. Ne yazık ki, AİHM başvuruları bu kadar ucuz ve kolay iken, Anayasa Mahkemesi (AYM) başvurusunun da bir o kadar pahalı ve çetrefilli olduğunun altını çizmek gerekiyor. Bugün AYM’ye bireysel başvuru yapmanın maliyeti 6 bin lira civarında. Keşke Leyla Hanım eski günlerin mağduriyeti adına, bu hukuk mücadelesine bir el atsa da, mağdur herkes AYM’ye kolayca bireysel başvuru yapabilseler.
Baştan söylemekte yarar var. Bir devletin en temel göstergesi hukuksal göstergesidir. Hukukun evrensel normlarla işlediği bir ülkede, her şey normal seyriyle devam eder. Yatırımcısından normal vatandaşına kadar herkesin kafasında hukuk güvencesi olduğu için, en ufak endişe hâsıl olmaz. Çünkü, hukuk devletinin en temel ilkelerinden biri, vatandaşın hakkını arayabilmesidir. Bir ülkede adaletin varlığı sadece mahkeme binalarıyla değil, o mahkemelere herkesin ulaşabilmesiyle ölçülür. Kulakları çınlasın… Eski Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un katıldığı her ortamda “Hukuk bağımsız ve tarafsızdır. Dünyanın en bağımsız yargısı Türkiye’dedir.” söylemleri bir şey ifade etmiyor. Hukuk söylemlere değil, uygulamalara bakar. Hukuk evrensel delillerle hareket eder. Yanlış bir hukuki kararda da, üst mahkemelerin varlığı önem taşır. Çünkü üst mahkeme daha evrensel bakar. Yanlışı düzeltmek, yüksek yargıcın sorumluluğu altındadır. Ne var ki 2026 yılı itibarıyla Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru harcının 6 bin 24 TL’ye yükseltilmesi, “hak arama özgürlüğü” ile “ekonomik gerçekler” arasındaki uçurumu bir kez daha gözler önüne seriyor. Kısacası bu ekonomik kıstas, bireysel başvuru yapmayın anlamına gelmektedir.
Düşünün; temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini düşünen bir vatandaş, iç hukuk yollarını tükettikten sonra son umut olarak Anayasa Mahkemesi’nin kapısını çalmak istiyor. Ancak daha kapıyı çalmadan önüne 6 bin lirayı aşan bir mali engel çıkarılıyor. Asgari ücretle geçinen, emekli maaşıyla ay sonunu getirmeye çalışan ya da işsiz olan bir vatandaş için bu rakam, çoğu zaman hakkını aramaktan vazgeçmesine neden olabilecek kadar yüksek.
İşin daha da dikkat çekici tarafı ise Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yapılacak başvurunun yaklaşık 3 bin 250 TL’lik bir maliyetle mümkün olması. Kendi ülkesinin en yüksek hak ve özgürlükler yargısına başvurmak, uluslararası bir mahkemeye gitmekten daha pahalı hale gelmiş durumda. Bu tablo, ister istemez şu soruyu akıllara getiriyor: Vatandaşın kendi ülkesindeki anayasal güvencelere erişmesi neden daha maliyetli?
BİREYSEL BAŞVURULAR, GELİR AMAÇLI DEĞİLDİR
Elbette mahkemelerin belirli harçlarla çalışması anlaşılabilir. Ama bireysel başvuru mekanizmasının amacı gelir elde etmek değil, temel hak ihlallerini denetlemek ve vatandaşın son çare olarak başvurabileceği etkili bir hukuk yolu sunmak olmalıdır. Bu nedenle harç miktarları belirlenirken sadece ekonomik göstergeler değil, hak arama özgürlüğünün özü de dikkate alınmalı değil mi?
AYM’ye bireysel başvuru sistemi, yıllardır binlerce hak ihlalinin giderilmesine katkı sağladı. İfade özgürlüğünden adil yargılanma hakkına, mülkiyet hakkından kişi özgürlüğüne kadar birçok konuda önemli kararlar verildi. Böyle bir mekanizmanın önüne yüksek maliyet duvarı örmek, sadece bireyleri değil, hukuk devletini de zayıflatır.
Adalet, parası olanın ulaşabildiği bir hizmet değildir. Anayasal haklar, ekonomik güce göre kullanılabilen ayrıcalıklar da değildir. Eğer bir vatandaş, hakkını aramadan önce cebindeki parayı hesaplamak zorunda kalıyorsa, ortada sadece ekonomik bir sorun değil, aynı zamanda hukuki ve vicdani bir problem de vardır.
Hak arama özgürlüğü anayasal bir haktır. Yüksek harçlarla fiilen sınırlandırılmamalı. Hukuk devletinin gücü, vatandaşına çıkardığı faturayla değil, ona sağladığı adaletle ölçülür.





















