(The Turkish Post) – HASAN BABA
“Birazdan papa vurulacak ve biz bunu ilk veren olacağız sayın seyirciler!”
Eskiden bu tarz SON DAKİKA haberciliği, fıkra olarak anlatılırdı. Şimdi bizim medyada gerçek oluyor. En son örnek Halk TV’de yaşandı.
Bayramın birinci günü, 6 Haziran’da, havuzunun elektrik aksamını kontrol etmek isteyen Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek akıma kapılarak çarpılmıştı. Ağır yaralanan Başkan Zeyrek’ten herkes iyi haber bekliyordu. 9 Haziran Pazartesi günü canlı yayında konuyla ilgili haber veren Halk TV muhabiri Yağmur Beril Varol ise aynen şunları söylüyordu: “Az önce acı haber geldi ve Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek’in vefat haberini aldık. Ve bu haberi Halk TV ekranlarından ilk kez SON DAKİKA olarak biz verdik. Şu anda, kaldırıldığı hastanenin önündeyiz…”
Güzel haberi beklenen başkan hayatını kaybetmiş ancak muhabir ‘ölüm haberini ilk biz verdik’ diye övünüyor. Buna ne demek gerekiyordu? Aferin size büyük haberciliğe imza attınız, sevenlerinin acısı hafiflemiştir mi diyeceğiz?
Kıdemli sunucu Gülgün Feyman da bu skandala tepki göstererek, “Muhabirlere etik yayıncılık, kalite eğitimi verseniz… Ferdi Zeyrek’in vefat haberini ilk duyuran kanal biz olduk ne demek? Yahu ne ayıp şey bu!” açıklamasında bulunuyordu.
AKİT GAZETESİ ŞAŞIRTMADI
CHP’li Ferdi Zeyrek’in vefatı ile gündeme Akit gazetesi de girmiş oldu. Akit’in internet sitesinde haberin ‘çarpıldı’ başlığıyla verilmesi etik bulunmadı. Ancak asıl tepki ‘geberdi’ yazdığı iddiasıyla oluştu. Sosyal medyada Akit’in internet sitesinde başkanın ölümünün ‘geberdi’ ifadesiyle verildiği iddiası ortalığı ayağa kaldırdı. Lakin daha sonradan bu iddianın asılsız, haber görselinin de montaj olduğu ortaya çıktı. Yani ‘çarpıldı’ başlığı kullanılmıştı ancak ‘geberdi’ ifadesi montajdı.
‘GEBERDİ’ DİYEN MÜFTÜ
‘Geberdi’ kelimesi akla, Sanatçı Volkan Konak için bu çirkin kelimeyi kullanan müftüyü getirdi. KKTC’de 31 Mart 2025’te çıktığı sahnede kalp krizi geçirerek hayatını kaybeden sanatçı Volkan Konak’ın ölümüne ilişkin sosyal medyadan ‘Sahnede gebermiş’ ifadelerini kullanan eski Çatalca Müftüsü Ahmet Mehmetalioğlu’nun açıklamaları infial oluşturmuş, Diyanet İşleri Başkanlığı müftü hakkında soruşturma başlatıldığını duyurmuştu. Tepkilerin ardından önce Kocaeli’ye vaiz olarak atandığı belirtilen müftü Mehmetalioğlu, daha sonra İstanbul’a tayin edildi.
OLMAZ OLSUN BÖYLE HABERCİLİK!
Canlı yayın kazalarının en korkuncu Kanal D’de 18 Kasım 2010’da yaşanmıştı.
İstanbul Sultanbeyli’de oturan Emine Coşkun, Kurban Bayramı’nın birinci günü, 3 yaşındaki oğlu Berat’la Şile’nin Oruçoğlu Köyü’ndeki yakınlarını ziyarete gitti. Anne bayramlaşırken minik Berat evin önünde oynamaya başladı. Bir süre sonra oğlunun yokluğunu fark eden anne, akrabalarından yardım istedi. Anne ve yakınları Berat’ı bulamayınca, jandarmaya bilgi verildi. Camiden anons yapılarak köylülerden de yardım istendi. Jandarma ve köylülerin akşam saatlerine kadar yaptıkları aramalarda Berat’a ulaşılamadı. Bunun üzerine arama çalışmalarına katılmak üzere Şile itfaiyesi ve AKUT’tan ekipler köye gitti. Minik Berat’ın, düşmüş olabileceği ihtimali üzerine evin yakınındaki fosseptik, itfaiye tarafından arandı. Ancak sonuç alınamadı. Aramalara Alemdağ Jandarma Komando Taburu’ndan gelen bir grup asker de katıldı. Özel eğitimli köpeklerle yapılan aramalar gün boyu sürdü. Her yer didik didik edildi.
KAN DONDURAN ANLAR
İşte kan donduran canlı yayın kazası o akşam yaşandı. Reyting iştahıyla annenin yanına giden Kanal D muhabiri Özay Erad, akşam haberlerinin arasında yayına bağlandı. Muhabir Özay Erad’ın mikrofonu uzattığı anne devlet yetkililerini göreve davet ediyordu. Acılı ve endişeli anne, sırayla herkese uzun uzun sitem etti, yardım istedi. O sırada muhabir Erad’ın yüzü endişe ile gerildi. Ardından, odada bulunan Berat’ın kardeşinin dışarı çıkarılmasını istedi. Anneye dönerek, “Ben de bir anneyim. Ama şimdi bu haberi nasıl vereceğimi bilemiyorum. Bir SON DAKİKA gelişmesi oldu. Bana kulaklığımdan bildiriyorlar. Ormanda bir çocuğun CESEDİ bulunmuş. Jandarma ekipleri şimdi o bölgeye gidiyorlar” deyince anne çığlığı attı: “Yapmayın bunu! Yapmayın bunu!!!”
Anne feryatlar ederek, koltuğa yığıldı. Sinir krizi geçirmeye başladı. Bir süre sonra muhabir Erad, telaşla düzeltme yapmaya koyuldu: “Yok, hayır, çocuk cesedi değilmiş. Canlı yayındayız, ben yanlış anlamışım. Çocuk cesedi değil, çocuk sesi. Ceset değilmiş, hayır, hayır…” Ve canlı yayında odayı panik havası kapladı. Kimi kamerayı kapatmaya çalışıyordu, kimi kendini yerden yere atan anneyi sakinleştirmek için çırpınıyordu…
Stüdyoya geri dönüldüğünde spiker Serdar Cebe hiçbir yorum yapmadan sıradaki habere geçti.
Evet, anne fenalık geçirmişti lakin SON DAKİKA şehvetiyle verilen haber yanlıştı. Çocuk cesedi bulunmamış, çocuk sesi duyulmuştu.
Bir süre sonra Şile’deki eve yeniden canlı bağlantı yapıldı. Muhabir Özay Erad perişandı: “Bu bir canlı yayın, tabii ki hepimiz Berat’ın bulunması için uğraşıyoruz. Ben de bir anneyim. Kulağıma gelen bilgiyi yanlış anlamışım. Buna sebebiyet verdiğim için çok özür diliyorum. Ormanda Berat’ın kıyafetleri bulunmuş. Ben yanlış anladım. Özür diliyorum…”
İlerleyen saatlerde ise minik Berat sağ salim bulunuyordu. Muhabir kötü niyetli değildi elbette ama ya anne o feci (yanlış) haberle bir kalp krizi geçirseydi, ne olacaktı? Bu olay da ibretlik yayın olarak medya tarihimizin kayıtlarına geçmişti…
























