(The Turkish Post) – H. AGAH KALENDER
Ey okur! ‘Ben bir Hasan Cemal hayranıyım’ desem garipser misiniz? ‘Bir yazar bir başka yazara hayran olur mu?’ diye… Niye olmasın? Aramızda epey yaş farkı da var.
Meslekte yani gazetecilikte ‘üstad’ olarak gördüğüm yazarların başında gelir Hasan Cemal. Mesleki kariyeri kadar ‘fikir namusu’ ve ‘düşünce ahlakına’ sahip biri. Eğer doğru olduğuna inanırsa; çevresinin, mahallesinin hatta kendi iç sesinin tepki ve itirazlarına aldırmadan oturur ve yazar.
‘Namus ve ‘ahlak’ kelimelerini boşuna kullanmadım. Kesinlikle bir ‘siyasi fanatizmi’ yok. Bir gazeteci-yazar için bu vasıflar paha biçilmez. Hele Türkiye gibi her yanı oynayan, rüzgar gülü gazeteci ve yazarların bulunduğu bir ülkede…
Kıblesi bile seyyar olanların çoğunlukta olduğu bir memlekette… Hasan Cemal emsallerinden ayrılır ve farklı bir isim olarak adeta ‘anıt’ gibi yükselir. Neredeyse bugüne kadar yazdığı bütün kitaplarını okudum. Bu yargı ve hüküm cümlelerini laf olsun diye kurmuyorum.
Haftalardır masamın üzerinde son çıkan ‘Zamane Diktatörleri’ kitabı duruyor. Ha bugün, ha yarın derken günler su gibi akıp geçti. Oysa kitap ‘Ekim’ ayında piyasaya çıktı. Hemen aldım ve okudum. Zaten üslubu şiirsel, dili akıcı Cemal’in. Batılı düşünce adamları ve filozoflardan aldığı ‘alıntıları’ o kadar yerli yerinde kullanıyor ki anlatamam… Onları okumak ve öğrenmek bile insana büyük zenginlik ve derinlik katıyor. Tabii kitaba da… ‘Üstad’ demem boşuna değil yani.
‘Amma övdün, yeter gali kitaptan bahset’ diye sabırsızlandığınızın farkındayım. ‘Zamane Diktatörleri’ne geleceğim elbette. Madem ki kendi mahallesini kızdırma pahasına yazdıklarından söz ettim, o eserlerin adını vermeyeyim mi?
Mart ayının içindeyiz. Siyasi olayların yıl dönümlerini barındırır bu ay. 9 ve 12 Mart gibi. Biri ‘cunta’ diğeri ‘muhtıranın’ adı. Hasan Cemal o günlere ilişkin tanıklığını hiçbir sansür ve kayırmaya tabi tutmadan olduğu, gördüğü ve bildiği gibi yazdı. Ve adını da ‘Kimse Kızmasın Kendimi Yazdım’ koydu. Eski tüfekler kızdı tabii. Çünkü bir olayı açık ve deşifre etti.
‘Kimse Kızmasın…’ eskimeyecek bir kitap… Yakın ve siyasi tarihe ilgi duyanların kütüphanesinde mutlaka bulunması gerekir. Zaman zaman karıştırmakta da yarar vardır. Özellikle 9 Mart Cuntası ve sivil uzantılarının ‘iç yüzünü’ öğrenmek için okunması gerekir. Bu ülkede yaşanan hiçbir olay geride kalmaz, mazi olmaz. Benzerleri tekrarlanır, dünün aktörleri bir şekilde yeniden sahneye çıkar. ‘Sivil uzantılar’ hâlâ yaşıyor ve hâlâ siyasi hayatta karşılıkları var.
Hasan Cemal 2018’de ‘anılarını’ yazdı. Kitabı okurken ‘eyvah…’ dedim yazmayı bırakıyor mu? ‘Yazı ömrünü’ bitiriyor mu?’ diye epey endişelendim. Hatıralar genellikle hayatın son demlerinde kaleme alınır. Allah’tan devam etti yazmaya… O güzel ve verimli yazılarından bizi mahrum bırakmadı. Keşke yazabileceği bir gazetesi olsa… Medya alemi o kadar çoraklaştı ki Hasan Cemal gibi bir isme kapılar kapalı… Sayfalar ve ekranlarda ara ki bulasın.
İnternet mecrası olmasa nice gazeteci yazarın ‘sesi, sözü…’ duyulmaz olacak. Hasan Cemal hem internet sitelerinde yazdı hem de düşüncelerini kitaplara dönüştürdü. Hasan Cemal’ın Cemal Paşa’nın torunu olduğunu bilmeyen yoktur herhalde… Soruyorum, çünkü genç kuşaklar unutmuş veya duymamış olabilir.
Cemal Paşa kim? İttihat ve Terakki’nin üç adamından biri… Enver, Talat ve Cemal… Önemli ve tarihi bir ailenin çocuğu…
İttihat ve Terakki demek ‘kaybedenler kulübü’ demek. Atatürk hepsini tasfiye etti, kimini sürgünlerde hayattan kopardı, kimini yönetimden uzaklaştırdı. Hasan Cemal ‘Hayat İşte Böyle Geçip Gidiyor’ kitabında köklerinden de kesitler sunuyor. Hem ailesi hem kendi hikayesini siyah beyaz ve renkli fotoğraflar eşliğinde dokunaklı şekilde anlatıyor. Aslında anlattığı bir Türkiye hikayesi…
Andre Gide “Anı yazmak, ölümün elinden bir şey kurtarmaktır” der. Gabriel Marquez de “Hayat insanın yaşadığı değildir, aslolan hatırladığı ve anlatmak için nasıl hatırladığıdır” diye yazar.
Cemal’ın kitabının hemen başında ‘alıntılar’ var. Anı yazan her yazar daha satırlarının başında bir şekilde Gide’nin sözüne referans yapar. Şu cümleler Hasan Cemal’den: “‘Hatırat yazarı kendi yakınları için bir hain, en azından bir mezar kazıcıdır’ der Amin Maalouf. Bence hatırat yazarının kendisi için de öyledir. Bu kitapta kendimi anlatıyorum. Kendi kendimle kim bilir kaçıncı kez yüzleşirken yalnız dünü değil, bugünü de yazıyorum. Çünkü bu alem memlekette geçmiş bir türlü geçmiş olamıyor. Tarih bir türlü tarih olamıyor. Ve tarih her zaman paçalarımızdan çekmeye devam ediyor. Geçmişi yazarken bugünden kurtulamıyorsun…”
Aynen öyle… Ne güzel anlatmış… Bu topraklar da ‘dünde’ kalmıyor ve ‘bugünün’ yakasını bir türlü bırakmıyor. Mevlana’nın yaşadığı dönem farklı olabilir. Diyor ya o “Düne dair ne varsa / Dünde kaldı cancağızım / Bugün yeni bir gün / Yeni şeyler söylemek lazım…”
Mevlana değil, Hasan Cemal haklı… Bu ülke, insana ‘yeni şeyler’ söyletmediği gibi ‘yeni şeyler’ de yaşatmıyor. Mevlana’ya elbette söz söyleyecek kadar haddimi aşmam fakat bu konuda ben oyumu Hasan Cemal’den yana kullanıyorum.
Ve hararetle Hasan Cemal’in ‘Hayat İşte Böyle Geçip Gidiyor’ anı kitabını okumanızı öneriyorum… Size çok şeyler katacağına eminim. Kütüphanenizde bulunsun, yarın çocuklarınız da okur. Bu da eskimeyen ve eskimeyecek eserlerden biri… Bir Hasan Cemal olduğu kadar, bir Türkiye hikayesi…
Hasan Cemal ‘velut’ bir yazar, doğurgan yani… Zamane Diktatörleri, onun 14’üncü kitabı… Yine kitabın ilk sayfasından bir alıntı. Stefan Zweig’tan… Tanıdınız onu… Hayatını uzun uzun anlatmıştım. Zweig diyor ki: “Günün birinde adaletin kaba gücü yeneceğine ve barış dolu yepyeni bir dünyanın doğacağına inanan insanlar bu inançlarını yitirmediler mi? Bizler, o kadar çok hayal kırıklığı yaşadık ki heyecan ve coşkuyla yeni bir geleceği ümit edemiyoruz…” Zweig’e bunları söyleten Hitler döneminin faşizm uygulamaları…
Ve fakat bu cümleyle bugün ‘özdeşlik kuracakların’ sayısı da az değildir. İflah olmaz bir iyimser ve ümitvar olmasına rağmen yazarınızın ‘duygu ve düşünceleri’ de Zweig’le paralellikler taşıyor. Bu da doğal. Mehmet Akif gibi biri bile “Ya Rab! Bu uğursuz gecenin yok mu sabahı” diye boşuna sızlanmamış. Umut… Umut da bir yere kadar. Bazen karamsarlık gelip çöküyor ve istikbalin ışıklarını yok ediyor. Bugün havaya baktığında, sebeplere takıldığında kim ‘umut ve heyecanla yeni bir gelecek umudu’ taşıyor ki?
Hasan Cemal kitabın ilk sayfasına büyük harflerle şu notu düşmüş: “Eski zamanlarda, askeri darbe günlükleri tutardım. Yıllar geçti, sivil darbe günlükleri tutmaya başladım. Şimdi hepsinin adı, demokrasi günlükleri… Ve soruyorum; Hayat bizi şaşırtmaya devam edecek mi?”
Cevap vermek bana düşmez ama bu soruya ‘evet…’ demeliyim. Bu ülkede ‘Gün doğmadan neler doğar…’ diye herkesin diline ‘pelesenk’ olmuş bir mısra var. Umutsuzluğa, karamsarlığa yer yok Hasan Abi… Bir bakmışsın ‘karanlık ve uğursuz gece’ geride kalıvermiş, pırıl pırıl bir bahar sabahına uyanıvermişsin… Yanında Ayşe Hanım’ın gülümseyen yüzü… Bu ülke ‘şaşırtmayı’ sever. Tarih ve kader de öyle… Böylesi, düz bir hayattan daha iyi değil mi?
Şu satırlar kitabın son sayfalarından: “HC öğren artık hayatta bi şeyler hep eksik kalıyor, baki olan hep hüzün… Nazım’ım dediği gibi; ‘Herhalde ilerdedir, yaşanacak günlerin en güzelleri…’ Ya da tarih baba bizi şaşırtmaya devam mı edecek HC? Unutma, hep eksik bi şeyler var hayatta…”
Varsın ‘bi şeyler’ de eksik kalsın Hasan Abi… Dünya burası… Cennet değil ki… Sürgün yeri. “Hüzün ki en çok yakışandır bize.” Hüzünsüz bir yaşam olabilir mi? Hayat her zaman düğün dernek olmaz. Sonbaharsız veya kışsız mevsim mümkün mü? Yoksa baharın kıymetini nasıl anlayacağız?
Sıkma canını Hasan Abi… İyi, güzel ve hepsinden önemlisi ‘asil’ ve ‘onurlu’ bir hayat yaşadın… Ve de yaşamaktasın. Allah uzun ömürler versin. Daha çok şeyler göreceksin. Çinlilere kulak ver; otur nehrin kenarına bekle… Nehrin suları arasında uğursuzlukların, karanlıkların akıp gittiğini izleyeceğin günler uzak değil.






















