(The Turkish Post) – H. AGAH KALENDER
Ey okur! Bir hafta aradan sonra tekrar karşınızdayım. ‘Yeni konu ve konuk’ bekleyenleri hayal kırıklığına uğratacağım. ‘Yıllar, aylar ve günler’ üzerine söyleşimize ‘Bu kadar yeter!’ diyerek son vermiştik. ‘Yetmez, devamını yaz…’ telkinlerine ‘Hayır…’ diyemedim. Hoşuma gittiğini bile söyleyebilirim. Madem öyle, zincirin halkalarını tamamlayalım. Ayları yarılamıştık… Kaldığımız yerden devam edelim.
Ağustos, Temmuz kadar olmasa da sıcağıyla maruf… Aslında yaz mevsiminin ahiri, sonbaharın başlangıcıdır da. Çocukluk yıllarında yaşlı kimselerden çok duyardım; ‘Ağustos’un yarısı yaz, yarısı kış…’ diye. Ama artık mevsimler de değişti. Ne eskisi gibi yaz kaldı, ne de kar kıyamet kış… 2025’e sıcak havada girdik. Ocak ayı bugüne kadar kaydedilen ‘en sıcak ocak’ diye kayıtlara geçti. Söyleyen haberler değil, sadece bizzat yaşıyoruz da. Allah aşkına bu kadar sıcak ocak gördünüz mü? Bırakın karı, yağmur bile yok. Ocak ile kurak kelimesi hiç yan yana gelir miydi? Umarım acısı sonra çıkmaz.
Kış mevsiminin ayrı güzelliği vardır. Kar ‘afet’ değil, aksine ‘bereket’ getirir. Ahh kar yağışlarında büyükşehirlerde, trafikte yaşanan sıkıntıları haberleştirirken medyanın attığı ‘Beyaz afet veya felaket’ manşetleri ne kadar hukukuna girmişti kış güzelliğinin? Acaba küstü mü kar? Şimdi ara ki bulasın. Beyaz kelebekler gibi uçuşan tipi altında yürümek hayal oldu gayri. Kar görmeden büyüyen, karda yürümeyen, düşmeyen çocuklar var. Bu satırları soğuk bir ocak akşamı yazmak isterdim.
Ağustos kelimesi Latince kökenli… Roma’nın ilk imparatoru Ceasar Augustus’a ithafen bu isim verilmiş. Kral Augustus’un adı aslında Gaius Octavius Thurinus… Ancak ‘yüce, yüksek’ anlamından dolayı bu lakabı almış. Oradan da bir ay ismine… Augustus, Temmuz’u kıskanmış ve adını verdiği ayının da ‘31 gün’ olmasını istemiş. Sırf Temmuz ayından geri kalmamak için. Gelişigüzel bir vakte değil, Kleopatra’nın öldüğü zaman dilimine verilmiş Augustus… Ağustos Anadolu’da harman mevsimidir, son derece telaşlı geçen, zorlu bir aydır.
Eylül ise Arapça kökenli… Daha eskilere gidersek Süryanice ve Akatça’ya kadar uzanabiliriz. Sevan Nişanyan’a göre ‘Hasat festivalinin yapıldığı ay’ demek. Sonbaharın hissedilmeye başladığı ve okulların kapısını açtığı ay. Mehmet Rauf’un ‘Eylül’ adını verdiği bir romanı var. Türk edebiyatının ‘ilk psikolojik’ romanı diye bilinir. Acaba romanına neden bu ismi verdi? Yazar, romanın kahramanı Suad’ın psikolojik gelgitlerini Eylül’ye benzetmiş de ondan. İlginç… Eylül’ün neyini gördü ki… Acaba yaz – kış ‘gel giti’ mi kastettiği?

Bu arada bir zamanların hit parçası Alpay’ın ‘Eylül’de Gel…’ şarkısı da fena değildir. Eylül’ün hatırına bu satırları yazarken arka fonda bu romantik şarkıyı dinliyorum; ‘Eylül’de gel / Eylül’de okul yoluna / Konuşmadan yürüyelim / Gireyim koluna / Görenler dönmüş / Hem de mutlu diyecekler / Ağaçlar sevinçten başımıza / Konfet gibi yaprak dökecekler…’. Eylül okul arkadaşlığını sevgiliye dönüştürenlerin visal mevsimidir.
Ekim kelimesi Türkçe kökenli… Toprağa ‘ekim’ yapıldığından dolayı bu isim verilmiş. Peki diğer aylar neden Türkçe isim verilmemiş? Ağustos’a pekala ‘harman’, Eylül’e ‘hasat’ denebilirdi. Ekim kelimesinin ay olarak dilimize girişi çok eskilere dayanmaz. Oldukça yeni… 1945’te çıkarılan bir yasayla, ‘teşrinievvel’ veya ‘birinci teşrin’ adı ‘Ekim’ olmuş. Aynı kanunla ‘teşrinisani’, ‘Kasım’, ‘kanunuevvel’ ‘Aralık’, ‘kanunusani’ de ‘Ocak’ olarak değiştirilmiş. Diğer Salı, Cuma gibi Arapça isimler neden Türkçe’ye çevrilmemiş? Cevabı yok. İyi ki de çevrilmemiş. Güzelim Cuma ne olurdu kim bilir?
‘Kasım’ Arapça’dan Türkçe’ye geçmiş. Kısım, taksim hep aynı kökten. ‘Bölen, taksim eden’ demek. Çok eski zamanlarda Anadolu halkları yılı ikiye ayırmış; Kasım ve Hızır diye… Hızır günleri 6 Mayıs’ta başlar. Ve bugün bile Anadolu’nun birçok yerinde ‘Hıdrellez’ diye kutlanır. Benim doğduğum yerde yemekli ‘büyük hayır’ yapılırdı. Hala bu gelenek biraz biçim değiştirmiş olsa da sürmekte. Hızır günleri, Kasım ayına kadar sürermiş.
Peki ‘Aralık’ niye aralıkta kalmış? Evet, espri falan değil adını tam oradan alıyor. Kasım ile Ocak ayı arasında kaldığı için. Köken olarak Türkçe… ‘İki bayram arası’ diyen de var. Hicri takvime göre bayramlar sabit değil ki… Değişken… Söylenene göre bu ayın adı konduğunda iki bayram arasıymış. Mantıklı, olabilir. Bugün aralık kelime olarak anlamlı hiçbir olayın aralıkı değil. Takvimde yaşıyor sadece.
Nihayet günlere geldik… Hafta kelimesinin üzerinde durmuştuk. Farsça ‘7 – yedi’ demekti. Günleri konuşmaya haftanın ilk gününden başlayalım. Pazartesi tatil dönüşü, okul ve iş günü olduğu için sevimsiz bir gün; ‘Pazartesi sendromu’ diye bir kavram bile var. Adını bir önceki günden alıyor. ‘Pazar’ın ertesi yani. ‘Erte’ kelimesi Uygurca ‘gün’ veya ‘gün doğumu’ anlamına gelir. Eski Türkçe’de ‘sabah’ olarak da kullanılmış. Pazar kelimesi ise Farsça… Bildiğimiz ‘çarşı – pazar’. Canlı, dipdiri bir kelime…
Sait Faik Abasıyanık der ki; ‘Yine çarşamba, yine perşembe, işte cuma!, cumartesi… Hele bu ertesiler yok mu ertesiler? Bu ertesiler o kendilerini bir şey sanan insanlara benzerler…’.
Salı kelimesi ilginç, Arapça’dan dilimize geçmiş. ‘Üç’ demek. Peltek ‘s’ ile yazılır. Haftanın üçüncü gününe isim aranırken nedense Arapça’ya müracaat edilmiş ve ‘selase’ sözcüğü ağız değiştirerek ‘Salı’ya dönüşmüş. Araplar da ‘Salı’ günün üçüncü gün anlamında aynı kelimeyi kullanır. Cuma kelimesi hariç günlerin tamamı rakamla ifade edilmiş. Bizde ise Arapça, Farsça ve biraz da Türkçe’den yararlanılmış.

Çarşamba tamamen Farsça… ‘Dördüncü gün’ demek… Tavla oynayanlar bilir, ‘çahar’ 4 demek. Ve bu kelimeden türemiş o kadar sözcük var ki Türkçede… ‘Şembe’ gün anlamına gelir. Arapça’sı ‘yevm’… Çarmıh; dört çivi… Çardak; dört direk üstünde duran… Çerçeve; dört çubuk… Çarşı; dört yol… Daha bir kelime türetmişiz ‘çahar’ sözcüğünden. Daha doğrusu Farsça’dan almışız. O kadar dilimize alışmış ki, Türkçeden farksız. Cemal Süreya bir şiirinde ‘Bir geceyarısı yazıyorum bu mektubu / Yalvarırım onu okuma çarşamba günleri…’ der. Acaba ne etti ‘çarşamba’ da sevgilisine ‘o gün okuma’ diye tembihle bulundu? Şairler duygu insanlarıdır. Kim bilir çarşamba Süreya’da ne sırlar, ne hisler barındırıyor?
Çarşamba ismine bir başka şiirde de rastladım; ‘Çarşamba gelmeyecek bu hafta / Çarşamba kırılmış / Çarşamba geceleri uykusuz / Çarşamba iştahsız, gülümsemesiz… /Sel almamış Çarşamba’yı ama / Çarşamba gelmeyecek bu hafta…’. Altındaki imzayı ilk kez gördüm; Fatma Özçelik.
‘Çarşamba’ diye bir ilçe var Karadeniz’de, Samsun’a bağlı… Adı nereden geliyor diye baktım, gün olarak ‘Çarşamba’dan… Eskiden bu bölgede çarşamba günleri ‘büyük panayır’ kurulurmuş. Sonradan, panayırdan mülhem bütün ovaya ‘çarşamba’ denmiş… 600 yıldır bu isim kullanılmaktaymış. İşte selin aldığı ‘çarşamba’ burası. Ah ne yanık türküdür o; ‘Çarşamba’yı sel aldı / Bir yar sevdim el aldı / Keşke sevmez olaydım / Elim koynumda kaldı’. Yoksa haftanın gününü alıp götüren yok. O yerinde duruyor. Benim çocukluğumda ‘çıkmaz ayın çarşambası’ diye bir söz vardı. Hiç gelmeyecek olan çarşambaydı. O güne randevu verenler olurdu.
Perşembe’nin gelişi ‘Çarşamba’dan belli… İki isim de Farsça. Penc ‘beş’ demek. Pençe oradan geliyor. Aslanın pençesi 5 tırnaklı olduğu için ‘pençe’ diyoruz. Perşembe de haftanın beşinci günü… ‘Beş’ kelimesi ile ‘gün’ birleşmiş ‘perşembe’ olmuş. Çarşamba bir ilçeye adını verir de Perşembe durur mu? Yine Karadeniz Bölgesindeyiz, Ordu’ya bağlı bir ilçe. Pazar ‘perşembe’ günü kurulduğu için bu ismi almış. Cumanın habercisidir.
Eskiler perşembe akşamına ‘Cuma akşamı’ der. Çocukluğumda bir türlü neden böyle söylediklerini anlayamazdım. Gün ne zaman başlar, ne zaman biter? Güneş’in doğumuyla mı? Yoksa saatlere göre, gece 24.00’ü bulduğunda mı? İkindi vakti bir günün sonu ve diğer günün başlangıcı galiba. Kurban Bayramlarında tekbirin bittiği vakit ikindidir. Modern çağın insanları zamanı, vakti güneşe aya göre değil saatlerine bakarak anlıyor.
Ve günlerin en mübareği ‘Cuma’… Arapça ‘toplanmak’ anlamına geliyor. Cami de, cem de, mecmua da, cemaat de, ictima da, aynı kökten. Cuma günü ahali camide toplanır, bir araya gelir. Cuma namazı kılınır. Bütün bu unsurlardan dolayı güne ‘cuma’ denmiş. Arapçada da aynen kullanılır. Cuma Anadolu topraklarında bir ‘özel ve güzel’ gündür. Haftanın son iş ve ders günü, ertesi tatil. Sezai Karakoç der ki; ‘Sen Cuma gününün hürriyet kadar kutsal olduğunu onlara anlat!’ Cuma’dan söz ederken ‘mübarek’ kelimesi eklenir. Cuma’nın herkes ve bütün insanlık için ‘hayırlı olması, hayırlar getirmesi’ temenni edilir. Cumali ismi de Cuma sözcüğünden türemiş…
Ve geldik günlerin sonuna… Yazının da… Bugün anlamını yitirmiş olsa da haftanın ilk günü olarak kabul edilir. Anlamı bildiğimiz ‘pazar’… Farsça kökenli. Farsça ‘Bazar’ diye yazılır. Bugün de ismiyle müsemma ülkenin dört bir yanında pazarlar kurulur. Gün ismiyle canlı kanlı yaşıyor. Pazar Rize’nin bir ilçesi… Adına da pazar yerinden alıyor.
Pazar üstüne ne çok şiir yazılmış… Nazım’a geleceğim, Didem Madak’ın mısraları yüreğime dokundu; ‘Ve etimoloji Eti’lerden kalma / Bir zaman birimiydi yanılmıyorsam / Ve yanılmıyorsam yalnız insanların / Kahvaltı edip ağladıkları pazar sabahları / yokmuş o zaman / Mesela o zamanlar / Mutsuz olduğundan insanlar / Yok olurmuş bazı dakikalar…’. İbrahim Sadri de ‘Yağmur var, çok sevdiğim rüzgar da / Bugün pazar daha uyanmadı komşular…’ diye yazmış.
Nazım Hikmet’in mahpusluk günlerinden kalma bir şiir; ‘Bugün pazar / Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar / Ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün / Bu kadar benden uzak / Bu kadar mavi / Bu kadar geniş olduğuna şaşarak / Kımıldamadan durdum / Sonra saygıyla toprağa oturdum / Dayadım sırtımı duvara / Bu anda ne düşmek dalgalara / Bu anda ne kavga, ne hürriyet, ne karım / Toprak, güneş ve ben… / Bahtiyarım’.
Ey okur! Nihayet bitti. Umarım kısaca anlam ve önemine değindiğim ay ve gün isimleri ilginizi çekmiştir. Yararlı olabildiysem ne mutlu bana…






















