(The Turkish Post) – MEHMET EREN
Eski Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Turkishpost.net’e gündeme ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu. Günay, dün İBB eski Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ekonomiye ve siyasete yansımaları başta olmak üzere sosyal meselelere dair önemli tespitlerde bulunmuştu. Eski Bakan, röportajın bugün ki bölümünde de, MHP lideri Devlet Bahçeli’nin çağrısıyla başlayan yeni çözüm süreciyle ilgili açıklamalarda bulundu.
Günay’ın Turkishpost’un sorularına verdiği yanıtlar şu şekilde:
-Siyasi iktidarın yıllarca ‘eli kanlı terör örgütü’ veya ‘teröristbaşı’ demeden anmadığı PKK’yı ve Abdullah Öcalan’ı muhatap kabul ederken, diğer taraftan ana muhalefetle bütün iletişim kanallarını kapatmasının temel gerekçesi ne olabilir?
Adalet ve Kalkınma Partisi ilk yıllarda diyalog ve danışmaya önem veren uzlaşmacı bir siyasi hareket görünümündeydi. Son yıllarda halka dayalı bir siyasi hareket olmak yerine, destekçilerine imkan dağıtan bir devlet aygıtı görünümü aldı. Bizden olanlar ve olmayanlar gibi bir ayrımı sürdürmekte, kutuplaşma ve gerginlikle taraftarlarını korumaya çalışmakla ayakta durmaya çalışıyor, yanlış yapıyor.
-Prof. Dr. Doğu Ergil, TurkishPost’a verdiği röportajda “İktidar DEM’le değil doğrudan Abdullah Öcalan ile anlaşma yaparak onu yeni ‘sivil’ Kürt siyasal hareketinin tartışmasız önderi ve tek-seçicisi haline getirmiştir” ifadesini kullanıyor. Siyasi muhataplığın DEM Parti’den alınıp Öcalan’a verildiği şeklindeki bu tez için neler söylersiniz?
2013’de de karşı çıktığım bir yöntemdi. Siyasi muhataplar dururken Öcalan sahneye çıkarılmıştı. Bu kez sahneye çıkarılması yetmedi, baş rol verildi. Bunun makul bulmuyorum. Bence baştan beri seçilmişlerin önem ve saygınlığını yükseltecek muhataplıklar oluşturulmalı, Öcalan bu süreci desteklemeye zorlanmalıydı. Siyaset yerine istihbarat birimleri karar sahibi ve sürecin yönlendiricisi olunca böyle yol kazaları kaçınılmaz oluyor. Dilerim HDP/DEM çizgisinden daha uzlaşmaz bir yeni siyasi hareketle karşı karşıya kalmayız.
ÖCALAN KANADI, RAHATLATICI ÖDÜNLER BEKLİYOR
-‘Terörsüz Türkiye’ açılımı ile yeni Anayasa niyeti arasında bir bağlantı görüyor musunuz?
Terörsüz Türkiye söylemi ile eş zamanlı olarak yeniden anayasa tartışmalarının gündemin ön sıralarına çıkarılma gayreti, bu alanda bir yeni oyun kurulduğu izlenimi veriyor. Görünen o ki, Öcalan kanadı anayasada kendileri için bazı rahatlatıcı ödünler beklerken, iktidar kanadı da iktidarını güçlendirecek düzenlemeler isteyecek. Bu sürecin demokrasiyle de, yeni, sivil, özgürlükçü bir anayasa beklentisiyle de ilgisi olduğunu söylemek imkansız.
BAHÇELİ, ERDOĞAN’A MİLLET ADINA ÇAĞRIDA BULUNUYOR!
-Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Benim yeniden aday olma derdim yok” açıklaması ve Devlet Bahçeli’nin buna “Caymaya hakkı yok” şeklindeki “izin vermeyen” açıklamalarını nasıl yorumluyorsunuz?
Sayın Erdoğan, geçen seçimde son kez aday olduğunu söylediği için, bu kez, “Ben istemiyorum, millet istiyor” söylemini tercih ediyor. Sayın Bahçeli de sözüm ona, millet adına konuşuyor. Tv dizileri kadar inandırıcı.
-Yaklaşık 25 yıl içerisinde muhalefet, AK Parti’nin uzun süreli iktidarına karşı neden daha etkili bir alternatif oluşturamadı?
Muhalefet ilk dönemlerde AK Parti’ye karşı kurulu düzen yanlısı, tutucu bir siyaset izledi. Hatırlayınız, yaklaşık 2015’e kadar CHP ve MHP, AK Parti’ye karşı aynı çizgide, AB karşıtı, demokratikleşme karşıtı, çoğulculuk karşıtı söylemde ortaktı. Bu söylem muhalefetin büyümesini engelledi. 2013 sonrası AK Parti makas değiştirir, daha otoriter bir çizgiye yönelirken de edilgen, ürkek bir tavır aldılar. Nice önemli siyasal ve toplumsal kriz dönemimde ana muhalefet partisi görkemli bir miting bile yapmadı.
-Siz geçmişte de bazı girişimlerde bulunmuş bir siyasetçi olarak, AK Parti’den ayrılan DEVA Partisi ve Gelecek Partisi başta olmak üzere İYİ Parti ve diğer partilerin demokrasiye ilişkin görevlerini yeterince getirdiğine inanıyor musunuz?
İyi Parti ve Deva kurulurken toplumda sosyal/liberal yeni bir siyasal oluşum çıkacağı yolunda önemli beklentiler oluştu. Türkiye siyasetinde çok sayıda parti var. Ancak bu parti kalabalığı içinde, Türkiye siyasetinin çok temel bir çizgisi -DP/AP/DYP geleneği- temsil edilmiyor. Yeni partilerden bu boşluğu doldurması beklendi. Ne yazık ki her ikisi de kuruluş sürecinde bu beklentilere cevap veremediler.
İMAMOĞLU’NUN TUTUKLANMASI DEMOKRASİYE ZARAR VERDİ
-CHP kontenjanından TBMM’ye giren DEVA ve Gelecek Partili milletvekillerinin yeniden AK Parti’ye geçmelerini ahlaki ve etik açıdan nasıl değerlendirmek gerekiyor?
CHP listelerinden aday olmaları yanlıştı, şimdi AK Parti’ye geçmeleri ayıp.
– İmamoğlu’nun tutuklanması ve CHP’ye yönelik “yargı kuşatmasının” kısa ve uzun vadede Türkiye ekonomisine, demokrasine ve hukukuna nasıl yansıması olabilir?
Hukukta yaşanan olumsuzluklar uzunca süredir Türkiye’nin sadece demokrasisine değil, ekonomisine de büyük zarar verdi, veriyor. Son on yılda çeşitli kesimlerin maruz kaldığı hukuksuzluklar, şimdi CHP’nin içinde de yaşanmaya ve acısı hissedilmeye başladı. Bir tür musibet/nasihat etkisi yaşanıyor. Bütün bu zorlukların, önümüzdeki yıllarda sabır ve kararlılıkla göğüslenerek, Türkiye’nin ilk seçimde hukuk devletine kavuşacağını umut ediyorum. Ekonominin de. demokrasinin de geleceği buna bağlıdır.




















