(The Turkish Post) – ASLI GÜNEY
Siyaset yazmak tarzım değil. Çünkü ne alanım ne de ilgi duyduğum bir dal. Ancak uzaklardan da olsa, siyasi hareketlilikler bazen sizi de cezbedebiliyor. Özellikle de İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun Çağlayan Adliyesi önünde yaptığı şovdan sonra… Türkiye’deki siyasetin yeniden yapılanması üzerine muhtemelen sitemizin yazarları Mümtaz’er Türköne ile Hüsnü Yusuf Turabiç beyefendiler ciddi kafa yoracaklardır. Ben onların alanına hücum etmek istemem! Ancak bir dönem Ankara’da mesai harcamış biri olarak, birkaç kelam da ben etmek istiyorum.
Gelelim Türkiye’deki siyasi hareketliliklere. Yıllardan beri uzaklarda yaşıyorum. Ancak gündemin bu denli hızlı ve değişken olduğu ikinci bir ülke görmedim ne yazık ki. Türkiye ile ilgili her an, bir son dakikaya baksanız, patlama, çatlama, cinayet, yangın, aile dramı ya da bir kişinin gözaltına alınmasıyla ilgili bir haber önünüze düşüyor. Aslında bu Avrupa standartlarında hiç normal değil. Ne var ki güzel ülkem için bunlar sıradan hale gelmiş durumda. Keşke gelmeseydi… Ancak gelinen süreçte tek başına iktidarı suçlamak da hakkaniyete uygun değil. Bu aşamada muhalefet partilerinin ve yöneticilerinin de etkisi çok fazla. Bazen sessiz kaldığınız bir düzenleme, yıllar sonrasında sizleri de esiri yapabiliyor ne yazık ki… İBB Başkanı İmamoğlu’nun ifade için çağrıldığı süreç de bunun sonucu. Bu kapsamda sosyal medyayı ve toplumsal desteği arkasına almayı başaran İmamoğlu için, önceki gün yapılan çağrı, büyük bir gol pasıydı. İmamoğlu’na adliye binası önünde toplanan binlerce insana miting yapma fırsatı verildi. İktidar bunu nasıl hesaplayamadı havsalam almıyor!
Şunu açıkça ifade etmek gerekiyor, kabul edin ya da etmeyin, Türkiye’nin siyasetindeki gelecek 10 yıl içerisinde mutlaka İmamoğlu ve Yavaş var. İki başarılı belediye başkanı da bunun farkında. Kimin önde olacağıyla ilgili bir değerlendirme yapmam ahlaki olmaz. Ancak miting arabası üzerinde verdikleri pozu gördüğümde, birlikte çalışmaktan zevk alacaklarından şüphem yok. Muhtemel bazı muhalif çevreler, aralarına “kara kedi” sokmak isteyebilir. Ancak iki tecrübeli siyasetçi, hırslarının kurbanı olmazlarsa, birlikte çok güzel şeyler yapacakları muhakkak.
EREN ERDEM VE BARIŞ YARKADAŞ’TAN GARİP ÇIKIŞ!
Ancak otobüs üzerinde verilen pozun bazı CHP tabanında rahatsızlık yaşatmadığını söylemek de mümkün değil. Çünkü hem İmamoğlu hem de Yavaş, CHP’nin tabanından yetişme değil onlara göre. CHP’nin ana eksenini oluşturan ve kendini Kemalist ve Atatürkçü ilan eden bazı çevreler, ‘kaybedilmiş’ olsa dahi, her zaman kendi adayını görmek ister sandık başında. Bu açıdan İmamoğlu ve Yavaş’a yeşil ışık yakmış olsalar da, içlerini kemiren bir kurdun olmadığını söyleyemem. Bunu şundan dolayı yazmak zorunda hissediyorum. Kendilerini yakından tanıdığım eski CHP’liler Eren Erdem ve Barış Yarkadaş, bu mutluluk pozundan rahatsızlık duymuş olacak ki, CHP’nin Cumhurbaşkanı adayının Özgür Özel olması gerektiğini söylemişler. Bu ifadeler onların siyaseti çok iyi okuduklarından değil ne yazık ki, tamamen iki isimden duydukları rahatsızlıktan ileri geliyor. Bu tarz çıkışlarla belediye başkanı ile genel başkan arasına husumet sokmak istiyor olabilirler. Kaldı ki, bir önceki seçimde de Kemal Beyin seçilmesi yönünde bazı çevreler baskı kurmuştu. Neticesi malum…
Cumhurbaşkanı Erdoğan, her zaman olduğu gibi, o dönemki CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’na bir sandık travması daha yaşattı. Yeni bir travma daha yaşamak istiyorlarsa, hodri meydan. CHP Genel Başkanı Özel’i aday göstersinler. Boylarının ölçülerini alsınlar. Dünkü adliye çıkışındaki halkın teveccühünü görmezden geliyorlarsa, bunun tek bir izahatı olabilir: O da siyaseti bilmemezlik.
ÖZGÜR ÖZEL, ERDEM VE YARKADAŞ’IN GAZINA GELMEMELİ
Evet, Özgür Özel şu anda CHP Genel Başkanı koltuğunda oturuyor. Ancak Genel Başkan olamadı henüz. Göreve geldiği günden bu yana ciddi bir savrulma yaşıyor. Kaldı ki, İmamoğlu ve Yavaş gibi iki önemli figür arasında genel başkanlık yapmak kolay olmasa gerek. Bunun önüne geçmek istiyorsa, Eren Erdem ya da Barış Yarkadaş gibi isimlerin gazına gelmeden, dümeni doğru ufuklara çevirmelidir. Aksi durumda Yavaş ve İmamoğlu’nun bu kadar etki aldığı bir dönemde, “Cumhurbaşkanı adayı benim” demek, ikinci bir Kemal Kılıçdaroğlu vakası yaşatmaktır. Bizden uyarması.
Burada temel bir sorun devreye giriyor: “Özgür Özel’in gölgedeki liderliği.” Bu sorunu aşmak da tabii ki Özel’de bitiyor. Özel’in önünde yukarıda ifade ettiğim gibi iki güçlü aday figürü var. İmamoğlu ile Yavaş’ı görmezden gelmesinin mümkünatı yok. Türkiye’de taraflı tarafsız her kesimin aday olarak görmek istediği, belediye başkanlarını yok sayıp, kendi adaylığını öne sürmek gibi bir hata asla yapamaz. CHP bunu bir önceki seçimlerde yaptı zaten. Artık toplumsal olarak yeni bir masa kurmaya bile hacet yok. Adliye çıkışı yapılan miting bunu gösterdi. Özellikle iktidarın bütün adımlarını İstanbul üzerine yoğunlaştırmasının da temelinde bu yükseliş var. CHP’nin yönetim kadrosu da bunu görmezden gelemez. Gelmemeli de zaten…
CHP’nin siyasi bakışına bakarsak, Özel’in genel başkanlığı, partideki asıl güç figürleri olan Mansur Yavaş ve Ekrem İmamoğlu’nun gölgesinde şekilleniyor. Bu durum, hem CHP’nin kurumsal yapısı hem de Türkiye’deki muhalefet siyaseti açısından bazı bakış açıları sunuyor. Özel, parti içi dengeleri gözeterek ve örgüt tabanına hitap eden bir siyaset dili geliştirerek genel başkanlık koltuğuna oturdu. Ancak kamuoyu nezdinde, CHP’nin gerçek liderinin kim olduğu konusunda bir belirsizlik algısı var ne yazık ki. Gerek medya gerekse seçmen algısı açısından, Yavaş ve İmamoğlu, Özel’in önüne geçen figürler olarak önde duruyor. Özel’in en büyük sorunuysa, güçlü bir siyasi kimlik oluşturamaması ve kamuoyunda “karar verici” değil, “uygulayıcı” gibi algılanması. Zaten Özel, Kılıçdaroğlu’ndan bayrağı devralırken bunun çoktan farkındaydı. Aksi durumda CHP Genel Başkanlığı koltuğuna oturmasının imkanı yoktu. Artık Özel ve çevresi bu travmadan çıkmalı. Çünkü İmamoğlu ve Yavaş, yerel yönetimlerdeki başarılarıyla sadece CHP içinde değil, Türkiye genelinde muhalefetin en güçlü isimleri haline geldi. 2023 seçimlerinden sonra CHP’nin cumhurbaşkanı adayının kim olacağı sorusu, doğrudan bu iki isim üzerinden tartışılıyor. Özel ise bu tartışmanın tam ortasında, ama etkisiz bir pozisyonda duruyor.
Parti teşkilatlarında ve kamuoyunda, asıl stratejik kararları İmamoğlu’nun ve Yavaş’ın verdiği, Özel’in ise bunları uyguladığı yönünde bir algı bulunuyor. Kaldı ki, toplumsal ittifak açısından da, bu algı satın alınmış durumda. Ancak Yavaş ve İmamoğlu, gelinen süreçte Özel’in hem genel başkanlık hem de siyasi kimliğine zarar verecek hiçbir girişimde bulunmadı. Ahlaki nezaketle yürütülen siyaset de bunun göstergesi zaten. Ancak Özel’in de CHP Genel Başkanı olduktan sonra, kırdığı potlar ve siyasi söylemlerine dikkat etmemesi, kendisi açısından sorunlu bir strateji olarak kayıtlarda yer alıyor. Özel’e düşen bundan sonra çevresinde kendini Kemalist ve Atatürkçü olarak addeden siyasilerin gazına gelmeden, ortak bir dili konuşması. Aksi durumda bir sonraki seçimde de benzer siyasi fiyaskonun yaşanmayacağını kimse garanti edemez. Partinin büyük başlarının değil de, toplumun siyasi olarak teveccüh gösterdiği isimlerin kazanması için gerekli adımı atması gerekir. İmamoğlu ya da Yavaş’ın adaylığına verdiği destek, onu hem siyasi hem de genel başkan olarak yüceltir. Aksi durumda, kendi adaylığını dayatması yönündeki bir girişim, sadece CHP’ye değil, toplumsal mutabakata zarar verir.






















