(The Turkish Post) – ASLI GÜNEY
Türkiye’yi takibi bir türlü bırakamıyorum. Tam kendi dünyamda yaşamaya başladığım hengâmede, ülkede yeni bir skandal patlar veriyor. Ülkenin son gündemi, ünlü sanatçı Haluk Levent’in yardım amaçlı olarak yıllar önce kurduğu, ancak yardımların milyarları bulması üzerine, Levent’in bir nevi yoldan çıktığı AHBAP soruşturması. Baştan ifade etmek gerekiyor. Soruşturmanın başından itibaren kimseyi suçlu ilan edemeyiz. Herkesin kendisini savunma hakkı mevcut. Suç ancak Yargıtay tarafından onaylandığında, kesin bir hüküm verebiliriz. Bu açıdan kamuoyunda ve sosyal medyada, AHBAP Derneği çalışanları ve Haluk Levent hakkında gündeme getirilen her şey sadece iddiadan ibaret. Benim hukuk anlayışım bunu gerektiriyor. Düşene bir de ben vurayım demek bana ve düşünceme yakışmaz. Baştan ifade etmem gerekiyor.
Ama bir hukukçu olarak da, bazı şüpheli gördüğüm durumları dile getirmem gerekiyor. Haluk Levent, emniyet ifadesinde, başta Süleyman Soylu olmak üzere, bazı siyasilerin isimleri geçirmek istedi. Ancak emniyet yetkilileri buna izin vermemiş. Ne anlatacaktı bilmemiz mümkün değil. Ama Haluk Levent gibi bir sanatçının anlatması gereken, siyasilerin isimlerinden ziyade, kamuoyunun kafasındaki soru işaretlerini gidermek olmalı. Çünkü kimse siyasilere güvenerek, AHBAP Derneği’ne yardımda bulunmadı. Haluk Levent’in sanatçı kimliğine güvenerek bir yardım halkası oluşturuldu. Üzülerek söylemem gerekir ki, Haluk Levent de masum insanların duygularını kullandı. Ve yardım amaçlı toplanan paralar, ne yazık ki, kirli bir yapının oyuncağı haline geldi. Çevremde pişmanlık duyan onlarca kişi var. Nasıl bir tuzağı anlamadık diye dövünüp duruyorlar.
AHBAP DERNEĞİ ÜZERİNDEN TEFECİLİK!
Şimdi asıl konuya gelmem gerekiyor. Çünkü hukuki olarak benim dikkatimi çeken ayrıntı burada yatıyor. Bugün Haluk Levent sosyal medya hesabından paylaştı. Sevda Kurt isimli bir kadından 92 milyon TL borç alıyor. Ancak Levent’in avukat huzurunda imzaladığı evrakın ödemesinde 210 milyon lira olarak kayıtlara geçiyor. Bu paranın da 3 eşit taksitle ödenmesine karar veriliyor. Burada benim gördüğüm açıkça bir “TEFECİLİK” vakası var. Kısacası Türkiye ikinci bir “SEÇİL ERZAN VAKASI” ile karşı karşıya. Savcılık birimleri bu aşamadan sonra tefecilik, dolandırıcılık ve kara para aklama sürecini başlatmalıdır. Çünkü bazı şüphelilerin ifadeleriyle, ortaya çıkan evraklar örtüşmüyor. Levent, belli ki bir TEFECİ ağının içine düşmüş. Elindeki AHBAP Derneği’nin gücünü kullanarak da, bu usulsüzlüğü uzun süre sürdürmüş.
Artık şu soruyu rahatlıkla sormalıyız: Acaba yeni bir “Erzan vakası” ile mi karşı karşıyayız? Bu soruyu sorarken önemli bir hukuk ilkesini en baştan hatırlatmak gerekir. Bir kişinin tutuklanması suçlu olduğu anlamına gelmez. Tutuklama, ceza değil; soruşturmanın sağlıklı yürütülmesi amacıyla başvurulan geçici bir koruma tedbiri. Dolayısıyla hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı bulunmayan hiç kimse suçlu ilan edilemez. Bununla birlikte de toplumun sorgulama hakkı mevcut. Kısacası Haluk Levent’in muhalif kimliği ve kamuoyunda oluşturduğu güven profilinden hareketle derneğe para yatıran herkes, hakkını aramalıdır.
AHBAP Derneği, özellikle Kahramanmaraş merkezli depremler sonrasında milyonlarca vatandaşın bağış yaptığı, büyük güven kazanan bir sivil toplum kuruluşu haline gelmişti. Bu güvenin en önemli kaynağı ise Haluk Levent’in yıllardır oluşturduğu dürüstlük ve yardımseverlik imajıydı. İnsanlar çoğu zaman bağışlarını kurumsal denetim raporlarından ziyade o güven duygusuna dayanarak yaptı.
İKİNCİ BİR SEÇİL ERZAN VAKASI DAHA
Seçil Erzan dosyasında da benzer bir psikoloji vardı. Yüksek kazanç vaatleri kadar, insanların tanıdıkları ve güvendikleri bir bankacıya inanması süreci hızlandırmıştı. Güven, en güçlü teminattı parayı teslim edenler için. Kaldı ki, Seçil Erzan’a para kaptıran demiyorum. Erzan’a eliyle milyonlarca dolar parayı teslim edenler, Türkiye’nin yakından tanıdığı yıldız futbolculardı. Tek bir amaçları vardı bu futbolcuların. Seçil Erzan üzerinden kısa vadede daha fazla faiz kazanmaktı. Kısacası parayı verenler de, alanlar da bir nevi tefecilik yapıyordu. Sistemde kaybetmek yoktu. Sadece kazanmak üzerine kurulu bir düzendi. Kaybeden sadece Seçil Erzan olmuştu. Çünkü gücü arkasına alanlar, onu adliye koridorlarında yalnız bırakmıştı. Ama sisteme girmek için kapısında nöbet tutmuştu, o eski futbol yıldızları…
Şayet kamuoyunda büyük güven oluşturan kişiler veya kurumlar hakkında ciddi mali usulsüzlük iddiaları ortaya çıkıyorsa, mesele yalnızca ceza hukuku açısından değerlendirilmemeli. Aynı zamanda toplumsal güven sermayesinin nasıl korunduğu da tartışılmalı. Burada asıl tehlike, kişilerin popülerliği nedeniyle hesap sorulamaması ya da tam tersine popüler oldukları için peşinen mahkûm edilmeleri. Hukuk devleti, her iki yaklaşımı da reddediyor. Deliller konuşmalı, mahkemeler karar vermeli, kamuoyu ise bilgiye dayalı değerlendirme yapmalı.
KURUMLARA NEDEN GÜVENMİYORUZ?
Belki de “Yeni bir Erzan vakası mı?” sorusundan daha önemli olan soru şudur: Toplum olarak neden sürekli kişilere güveniyoruz da sistemlere güvenemiyoruz? Güçlü demokrasiler, kahramanların dürüstlüğüne değil, kurumların denetlenebilirliğine dayanır. Bir dernek başkanının, banka müdürünün ya da tanınmış bir ismin iyi niyetli olması elbette önemlidir. Ancak asıl güvence bağımsız denetim, şeffaflık ve hukukun üstünlüğü olmalıdır. Eğer herhangi bir soruşturma sonucunda suç işlendiği yargı kararıyla ortaya çıkarsa, elbette sorumlular hukuk önünde hesap vermeli. Aksi durumda ise masumiyet karinesine saygı gösterilmeli ve kişilerin itibarları peşin hükümlerle zedelenmemeli.
Sonuç olarak, Seçil Erzan dosyasının topluma öğrettiği en önemli ders, güvenin kişilere değil, güçlü kurumlara emanet edilmesi gerektiği ilkesidir. Bugün AHBAP Derneği ve Başkanı Haluk Levent üzerinden de tartışılması gereken temel soru şu olmalıdır: Kişileri mi denetliyoruz, yoksa yalnızca onlara güvenmekle mi yetiniyoruz? Ne yazık ki cevap hep güvenmek olarak öne çıkıyor. Şayet Seçil Erzan vakasında, Türk toplumu ve kurumları yeterli dersi çıkarmış olsaydı, AHBAP Derneği üzerinden ikinci bir golü kalemizde görmeyecektik. Ama tarih tekerrürden ibaret. Birkaç gün geçtikten sonra, başka bir skandal daha patlak verirse kimse şaşırmasın…
























