(The Turkish Post) – ASLI GÜNEY
Bir anda sanki şehrin en görkemli mekanında bir lağım patladı. Gürültünün ve patırtının etkisiyle, yer altına gizlenen metan gazları, bir bulut eşliğinde gökyüzüne yükseldi. Ama o da ne! Ortalığa yayılan pis kokular, bir anda camı çerçeveyi kapattırdı. Koku bir anda şehri esir almıştı. Artık sokakta gezen insanlar, kaçacak delik arıyordu. Koku bir mahpusun esaretinden bile daha ağırdı. Soluk borularına kaçan nefret edici havalar, insanların adım atmasına bile engel oluyordu. Buna rağmen, birileri yine de lağımın patlak verdiği noktada ortaya çıkmış, belediye ekiplerinin çalışmasını yerinden izliyordu. Belediye çalışanlarının bile yüzlerinde maskeler varken, birkaç kişi sanki mis kokusu çevreye yayılıyormuş gibi, pervasızca izliyordu olan biteni. İtfaiye çalışanları bile şaşakalmıştı yaşananlar karşısında. Haliyle kendi aralarında konuşuyorlardı: “Sahi bunların burunları b.. kokusu almıyor mu?”
Bir dönem sevdiğim bir edebiyatçının metaforlarından bir kesitti yaşanan. Ama bazen hayaller gerçeğe kapı aralayabiliyor. Bir haftadır Türkiye ekseninde yaşanan sahte diploma çetesini takip eder olduk. Bir elimiz sosyal medya mecralarında… Daha ne çıkacak diye sormadan edemiyoruz. Vallahi milyonlarca insan burnunu tıkamış, patlayan lağım çukurunu izliyor bilinçsizce. Bir yanda şüphelileri peşin olarak suçlayanlar… Bir tarafta da çetenin pisliğini üzerine sıçratmadan savuşturmaya çalışan bir iktidar var ne yazık ki… Ama şunu uzaklardan görebiliyorum. Bu kadar illegalite varken, bunun içinde kamu personelllerinin olmaması mümkün mü? Tabii ki hayır! İşte o zaman devreye o meşhur kavram çıkıyor. O zaman bu kadar suç yaşanırken, koltuğunda oturanlar ne yapıyorlardı? Haydi, o zaman fark etmediler… Ortaya çıkınca insan onurlu olarak neden istifa etmez?
ÇETEYİ DEVLETE KİM SIZDIRDI?
Bir hukukçu olarak, sosyal medyaya yansıyan iddianameyi detaylıca okumaya çalıştım. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın hazırladığı iddianameye göre; üniversite mezunu olmayan kişilere sahte diplomalar düzenlenmiş. Kamuya atanma süreçleri etkilenmiş. Bazı durumlarda hayatını kaybetmiş kişilerin kimlikleri kullanılmış. Tüm bu işlemler, Türkiye’nin dijital devlet altyapısının temelini oluşturan e-imza sistemi aracılığıyla gerçekleştirilmiş. Yanlış duymadınız… Yapılan bütün işlemler resmi devlet onaylı. Bir bireyin buna sahte demesine imkan yok. Çünkü verilen evrakın e-devlet üzerinden kaydı mevcut. Bu kadarına insan pes diyor. Şeytanın bile aklına gelmeyen şeyler. Muhtemel ki, şeytan bile bu adilik karşısında şapkasını çıkarıp fırlatmıştır. Bu kadarını ben bile düşünemezdim diye! İddianameye göre; 220 şüpheliden 65’i hakkında dava açılmış. Skandal, kamuoyunda “Sisteme nasıl bu kadar kolay sızıldı?” ve “Bu sahtekarlık kimleri kapsıyor?” sorularını beraberinde getirse de, maalesef muhatap yok. Hele hele siyasi iktidar, patlayan kazanın muhatabı olmamak adına tereyağından kıl çeker gibi titiz. Bazılarında da bir kuyumcu hassasiyeti mevcut.
Bu kadar dedikodudan sonra asıl mevzuya gelmek gerekiyor. Çeteyle ilgili yapılan işlemlerin ardından özellikle iktidar kanadına yakın, vekil ve bakan yardımcıları CV’lerini yeniden güncelleme ihtiyacı hissetti. Nasıl güncelleme yapmasın. Bir gün önce özgeçmişinde 8 farklı üniversite olan bakan yardımcının okul sayısı 4’e düştü. Yazık adama! Bir günde başarısı yüzde 50 düştü. Onun adına çok üzüldüm. Sanayi Bakan Yardımcısı Sayın Fatih Sayan’ın özgeçmişinden “sahte” olduğu ortaya çıkan üniversiteleri sessizce silmesi, Türkiye’de uzun zamandır süren bir kurumsal erozyonun çarpıcı bir örneği olsa gerek. Bu vaka, sadece bireysel bir ahlaki zaaf meselesi değil. Liyakat sisteminin tamamen çöktüğünün, kamu yönetiminin şeffaflıktan uzaklaştığının ve toplumun güven duygusunun aşındığının açık bir göstergesi. Şayet Bakan Yardımcısının diplomaları gerçekse, neden silme ihtiyacı hissetti? En can alıcı soruysa… Şayet diplomalar sahteyse, muhtemel ki öyle, Bakan Yardımcısı bu diplomaları çeteden mi aldı? Çetenin varlığından ne zamandan beri haberdar. Çünkü çetenin kullandığı birkaç kurum, Sanayi Bakan Yardımcısı Sayın Fatih Sayan’a direk bağlı. Sayan, yaşadığı girdaptan kurtulmak için, öncelikle istifa etmeli. Soruşturmanın selameti açısında bu çok elzem.
BAKAN YARDIMCISI SAYIN ACİL İSTİFA ETMELİ
Asıl önemli olansa, bir devlet yetkilisinin sahte işlere tevessül etmesi. Bir bakan yardımcısının CV’sinde gerçeğe aykırı bilgiler bulunması, üstelik bu kişinin sanayi, teknoloji ve kalkınma gibi yüksek uzmanlık gerektiren bir alanda görev yapması, “devlet memuriyetinin niteliği” sorusunu gündeme taşıyor. Çünkü diplomasız bir doktor ameliyata giremez, ruhsatsız mühendis köprü inşa edemez; ama Türkiye’de görünüşe göre, sahte akademik geçmişle ülke sanayisine yön vermek mümkün. En azından bakan yardımcısına el insaf demek gerekiyor. Türkiye’de insanlar bir üniversite bile bitiremezken, kendisi 8 tanesini bitirmiş! Üstüne doktora ve lisansını da eklemek gerekiyor. Helal olsun size. İyi ki varsınız. Şayet çete yakayı ele vermemiş olsaydı, muhtemel yıl sonu hedefi 10’du!
Sanayi Bakan Yardımcısı Sayın Fatih Sayan sadece bir örnek. Daha kimler yok ki… 400 akademisyenin de diploma, yüksek, doktora ve profesörlük evraklarının da sahte olduğu iddia ediliyor. Haydi hodri meydan. Hukuku rahat bırakın. Gide bildiği noktaya kadar gitsin savcı. Ama gidemez. Çünkü her adımda bir iktidar yakınına çarpıyor. Umarım birkaç hafta sonra dosyada ciddi soru işaretleri oluşmaz. Burada Sayan’ın CV’sinden üniversite isimlerini sessizce kaldırması, bir özür dilememesi veya istifa etmek yerine “görmezden gelme taktiği, ciddi bir aymazlıktır.
Bu adım, Türkiye’de sorumluluk kültürünün ne kadar zayıf olduğunu, hatanın kabulünden ziyade örtbas etme refleksinin güçlü olduğunun en net göstergesi. Ne yazık ki, Sanayi Bakan Yardımcısı Sayın Fatih Sayan’ın evraklarında oynaması yapması, hukuki olarak evrakta sahtecilik kapsamına giriyor. Sayan’ın attığı adım şüpheleri tamamen üzerine celp etmiştir. Evrakların sahte olup olmadığını, adli ve akademik bir grup incelemek zorunda. Özgeçmişinden silmekle olmuyor.
Maalesef bu skandal, tekil bir vaka değil. Türkiye’deki yönetim krizinin, denetimsizliğin ve ahlaki çözülmenin sembolü olarak kayıtlara geçecektir. Eğer bu gibi vakalar karşısında net tavır alınmazsa, sahte diplomalarla gerçek makamları işgal edenlerin sayısı artacak; devlet, kendi itibarsızlığını kendi elleriyle büyütecektir. Umarım Sayın Cumhurbaşkanı devreye girer de, devletin daha fazla itibar kaybetmesinin önüne geçer.























