(The Turkish Post) – ALPER YILDIZ
Farklı varyasyonların ve alternatiflerin farklı sonuçlar verebileceğini bir kez daha gördük. Amerika topa daha fazla sahip olmasına rağmen, daha az şut çekmemize rağmen bu kez kader bize güldü (!) Hani diyor ya Montella; “Kader…”
İşte o çok bahsettiği kader, bu kez sahadaki ezberleri bozunca yüzümüze güldü. Aslında kader gayrete aşıktır; her başarısızlığı kadere yüklemek, kendi acizliğini ve taktiksel eksikliğini görmemektir.
Türkiye, grup liderliğini garantileyen Amerika karşısında adeta bir hazırlık maçı/sokak futbolu havasında geçen karşılaşmadan 3-2’lik galibiyetle ayrıldı. Gerçekçi olalım: Ne Avustralya, ne Paraguay ne de Amerika bizim futbol sıkletimizde rakibimiz olabilir. Ancak yan yana birden fazla yanlış yapınca, normalde rahat geçmeniz gereken maçlar bile birer kabusa dönüyor.
Bu maçtaki galibiyete rağmen sahadaki futbolun arkasında bir teknik direktör aklı aramak beyhude. Bana göre futbolcular, üzerlerindeki aşırı baskının da etkisiyle taktik dışına çıkarak tamamen kendi inisiyatifleriyle oynadılar. Yoksa iş Montella’nın o bildik, katı şablonlarına kalsaydı yine çok farklı ve hüsran dolu şeyler konuşuyor olurduk. Amerika’nın topla oynama oranının daha yüksek olduğu bir senaryoda, Montella’nın ezberleriyle yine galip gelemezdik.
Prangalardan Kurtulmak ve Takım İçi Dengeler
Amerika sahaya tam 9 revizyonla çıkarken, Türkiye de nihayet ayağına pranga vuran bazı isimlerden kurtulmuş bir görüntü sergiledi. Bu maç, aylardır tartışılan bir gerçeği bir kez daha ilan etti: Hakan Çalhanoğlu ve Merih Demiral bu takımın oyuncuları değil. Saha içindeki yetersizliklerinin yanı sıra, takımı baskıladıkları ve takım içinde gruplaşmalara yol açtıkları iddialarının saha yansımalarını da bu değişimle çok net görmüş olduk.
Evet, daha ideal bir kamp yeri seçilebilirdi, organizasyonda farklı eksiklikler vardı, bunlar konuşulabilir. Ancak bahanelerin arkasına saklanmayı bırakmalıyız. Komşumuz İran, her maçtan sonra deport edilme krizleriyle boğuşuyor ve bu şartlarda sahada mücadele ediyor. Bizim ise lüksümüz de sığınacak bir mazeretimiz de yok.
Sahadaki isimlere parantez açmak gerekirse; kadroya neden dâhil edildiği büyük tartışmalara yol açan Salih Özcan ve Oğuz Aydın, eleştirilere inat son derece mücadeleci bir oyun sergilediler. Zeki Çelik yine çok akıllı oynadı. Orkun Kökçü üçüncü bölgeye getirdiği hareketlilikle oyuna çok güzel bir dinamizm kattı. Ancak Barış Alper Yılmaz yine “bal yapmayan arı” modundaydı.
Egoların Kurbanı Koca Adamlar ve Sahanın En Küçüğü
Maçın ardından ortaya çıkan en çarpıcı tablo ise yine zihniyet farkıydı. Sahanın en genç oyuncusu olan Arda Güler, mikrofon karşısına geçtiğinde bu takımın en olgun ismi gibi konuşuyor. Gelen tüm eleştirileri olgunlukla göğsünde yumuşatıyor. Arda maçtan sonra açık yüreklilikle, yapılan bütün eleştirileri kabul ettiğini ve futbolseverlerin bu tepkilerinde sonuna kadar haklı olduğunu ifade etti.
Henüz gencecik bir çocuk bu muazzam karakteri ve özeleştiri erdemini sergilerken; kulübedeki ve yönetimdeki koca koca adamlar maalesef kendi egolarının kurbanı olmuş durumdalar. Ama ne yazık ki bizim ülkemizde ne olursa olsun her şey olabiliyorsunuz, bir tek rezil olmuyorsunuz!
Bu 3-2’lik skorun ardından, alınan galibiyeti bir “zafer” gibi ambalajlayıp sunanlar mutlaka olacaktır; fakat bu çaba tamamen beyhudedir. Bu maçtan çıkarılması gereken en hayati ders; skor tabelasının boyadığı gözleri açıp, bu yetenekli ve genç jenerasyonu gelecek turnuvalara daha sağlıklı, daha analitik ve modern futbol aklıyla hazırlayacak kurumsal bir yapının derhal inşa edilmesidir.






















