(The Turkish Post) – EŞREF RÜYA
İslam alemi önceki gün mübarek Kurban Bayramı’nı idrak etti. Türkiye başta olmak üzere, dünyanın farklı ülkelerindeki milyonlarca Müslüman, kestikleri kurbanları pay ederek, ihtiyaç sahiplerine ulaştırdı. Özellikle de ülkemizde, bazı vakıf ve dernekler de, topladıkları yardım hisselerini, gerekli noktalara ulaştırarak bu mutluluğa aracılık etme fırsatı yakaladı. Ben de bayram sürecince, bu yardımların ulaştığını gördükçe büyük bir mutluluk duydum. Özellikle kurban bayramının en güzel yanı bu olsa gerek. Şayet toplanan yardımlar, gerçekten de ihtiyaç sahiplerine ulaşıyorsa, işte bayram o olsa gerek…
Ben de bayram tatili için ülkeme geldim. Yaklaşık iki yıldır vatanımdan uzak olmanın verdiği heyecanla, İstanbul’a ayak bastım. Havaalanından kiraladığımız bir araçla, Ege sahillerine doğru yola koyulduk. Diyorum ya… Ülkemin gerçekten de, taşı toprağı altın değerinde. Tabii ki eleştiriye açık onlarca konusu var. Ben bu yazımda size siyasi mülahazalarda bahsedecek değilim. Zaten sitemizde siyaset üstü yazılar yazan çok değerli kalemler mevcut. Ben sadece yaşadığım bir travmayı kaleme almak istedim. Örneğin; yaşadığım ülkede her şeyin bir kuralı var. Devlet, sosyal hayatından kamusal alana kadar her şeyi bir nizama ve kurala bağlamış durumda. Bir vatandaş, öncelikle trafikte kural hatasının cezasını bilir. Ondan dolayı kurallara sonuna kadar riayet eder. Çünkü kural, toplumda yaşayan bütün bireyleri kapsar. Siyasilerine de normal vatandaşına da aynı kuralı işletir. Bunun adı da toplumsal eşitliktir. Ya da, şehirler arasında hız limiti bellidir. Belirlenen rakamlar arasında seyir halindeyseniz, tek kuruş ceza ödemezsiniz. Aksi durumda, kameralar sizi belirleyerek cezanızı adresinize kargo ile gönderir. Son olarak da; devlet asla vatandaşına tuzak kurmaz. Kurmak isteyen bürokratlar hemen görevden el çektirilir. Çünkü Batı toplumunda, “İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın” anlayışı hakimdir. Doğu kültürlerinde ise devleti kutsama mantığı hakimdir. Devletin konforu vatandaşından önce gelir. Bundan dolayı da; devlet ve bürokratları, vatandaşlarının hayatlarını bazen yaşanmaz ve çekilmez kılabiliyor haliyle.
HER 500 METRE ARALIKTA RADAR OLUR MU?
Ben de hem ailemi görmek hem de sevdiğim dostlarımla, bir haftalık hasret gidermek maksadıyla yola koyuldum. İstanbul’a ayak bastığım ana kadar, neredeyse her şey yolundaydı. Aracı kiralayıp yola koyulduk. Malum; kiralama şirketleri radar cezaları ve kural ihlallerinin faturasını sürücüye havale ediyor. Özellikle Türkiye’de başka çareleri yok sanırım. Ben de büyük bir heyecanla gaza bastım. İstanbul’dan çıktığım andan itibaren, her 500 metre aralıkta karşıma, bir polis çevirmesi çıktı. İnanır mısınız, şehirden dışarıya kendimi attığımda, yeniden geldiğim ülkeme dönme ihtiyacı hissettim.
Anlamadığım o kadar çok şey mevcut ki… Tamam, İçişleri Bakanlığı bayramdaki kaza oranını düşürmek isteyebilir. Bu da en doğal hakkı. Zaten Bakan Bey’in son açıklamasını görünce, işin özetini daha net anladım. Türkiye’de yaşam sadece matematiksel hesaplardan ibaret. Örneğin bu yıl bu kadar kaza oldu. Geçen yıl bu oran şundan ibaret gibi… Tamam insanın hayatı ve varlığı çok önemli. Bunda şüphe yok. Ancak bayramda Ankara, İstanbul ve İzmir gibi şehirlerden Anadolu’ya giden insanların rahatsızlığına şahit oldum. Hem de yüzlerce kez. En fazla rahatsızlık konusu ney miydi? Tabii ki, kurulan tuzak radarlar ve kesilen ağır cezalar. Varış noktasına ulaştığında, e-devletten ceza kesilip kesilmediğini kontrol etmeyen tek bir vatandaş görmedim ne yazık ki.
Diyorum ya; yollardaki güvenlik kontrollerinden kimsenin şikayeti olamaz. Ancak yol boyunca, her 500 metre aralıklarda, yol çevirmesi ve ardından tuzak radar kurulması büyük bir ayıp olarak kayıtlara geçti. Devlet asla vatandaşına tuzak kuramaz, kurmamalı da. Türkiye’nin her bir noktasına yüzlerce radar sistemi kurup, hız limitini aşan sürücülere yol boyunca 3-5 ceza kesmenin bir mantığı ve ahlakı olmalı. Hatta yol boyunca, hız limitlerinin 120 ile başlayıp devamında 30 ile neticeye varmasını nasıl izah edeceksiniz? Kaldı ki, 120 ile giden bir aracın hızını bir anda nasıl 30’a düşüreceksiniz? Bunun cevabını da İçişleri Bakanlığı vermeli bence!
ŞAMİL TAYYAR TEPKİ GÖSTERDİ; TUZAK RADARLAR ÇEKİLDİ
Şunun da altını çizmem gerekiyor. İktidar kanadında tabii ki, Şamil Tayyar gibi vicdanlı ve toplumun sesine kulak veren siyasilerde yok değil. Eski vekil Tayyar, sosyal medya hesabından sadece benim değil, milyonlarca vatandaşın sesi olmayı başardı. Eski AK Parti Milletvekili Şamil Tayyar bir paylaşım yaptı. Tayyar, 30 km hızla geçilmesi gereken yerin, ‘ya oradan bir çocuk fırlarsa’ metaforuyla savunulmasını örnek göstererek, “Vatandaş o yoldan hız sınırına uymazsa birinin hayatını riske ediyor ama protokol eşrafı 180 km hızla ve onlarca çakarlı araçla geçerken bu risk bir anda ortadan kalkıyor, öyle mi?” diye sordu. Sayın Tayyar haklı değil mi? Benim 30 ile geçtiğim yeri, şehrimin vekili ya da çakarlı araç kullanan ayrıcalıklı bir seçkin, 180 ile geçtiğinde sorun olmuyor. Demek ki, burada iyi niyet aramak asla mümkün değil. Yukarıda izah ettim. Batı kültüründe seçilmiş de, vatandaşta aynı haklara ve kurallara tabii. Bizde “insanlar eşit, ancak bazıları daha eşit” ne yazık ki.
Neticede ne mi oldu? Radar sistemini kim ya da kimler akıl ettiyse, bayramın ilk iki günü, devlet adına ciddi bir gelire imza attı. Anlayacağınız Maliye ve Hazine Bakanlığı’na milyarlarca lira ek gelir akışı sağlandı. Ancak Şamil Tayyar, ara kovanına çomak soktuğu için, kurulan radar sistemleri ve hız tabelaları bir gün sonra apar topar toplandı. Olan kime oldu biliyor musunuz? Tabii ki, “seçilmiş ve seçkin” vatandaşlarımıza değil! Üç kuruşla geçimini sağlamak zorunda kalan masum vatandaşlarımız mağdur edildi. Aslında insanımızın bayram heyecanı ve zevki, kurulan radar ve hız tabelaları tuzaklarından dolayı uçup gitti. Ben bayramı bayram tadında kutlayan kimse görmedim maalesef. Her bir sürücü, memleketine döndüğünde tuzlu faturayı nasıl ödeyeceğinin hesabını yapıyordu.
Son olarak şunu sormam gerekiyor. Şayet radarları ve hız tabelalarını tepkiler üzerine topladıysanız, cezaları da iptal etmeniz gerek mi? Ayrıca sistemin kurulu olduğu noktalardan geçiş üstünlüğünü kullanan araçları da bakanlık acilen açıklamalı. Çünkü Batı’da vatandaş Türkiye vari bir ayrıcalıkla karşılaşmış olsaydı, kesinlikle sorardı. Devlette buna çekinmeden cevabını verirdi. O zaman bir vatandaş olarak ben de soruyorum: Tuzak cezaları vatandaşlar ödemek zorunda mı?























