(The Turkish Post) – VAHAP AKTAŞ
Hürmüz Boğazı, Basra Körfezi ile Umman Denizi’ni birleştiren, sadece 33 kilometre genişliğindeki dar bir su yolu. Ancak bu küçük coğrafya, küresel enerji ticaretinin kalbi konumunda. Dünya petrolünün yaklaşık %20’si ve sıvılaştırılmış doğal gazın (LNG) önemli bir kısmı bu boğazdan geçiyor. İsrail ile İran arasında 13 Haziran 2025’te başlayan çatışmalar, bu stratejik geçiş noktasını bir kez daha küresel gündemin merkezine taşıdı. Peki, Hürmüz Boğazı’nın olası bir kapanması, ekonomik ve siyasi açıdan ne anlama gelir?
Yazıyı kaleme aldığım gece İran Meclisi Hürmüz Boğazı’nı kapatma önerisini kabul etti ve karar Milli güvenlik Konseyi’ne sunulacak. Konseyin kararı onaylaması halinde İran, Hürmüz Boğazı’nı gemi geçişlerine kapatacak.
Küresel ekonominin kilit taşı olan Hürmüz Boğazı, Suudi Arabistan, Katar, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve İran gibi petrol zengini ülkelerin ürünlerini Asya, Avrupa ve Kuzey Amerika pazarlarına ulaştırdığı bir ana arter. Günlük 17-20 milyon varil ham petrol ve kondensat bu boğazdan taşınıyor; bu, küresel petrol hacminin yaklaşık %70’inin Asya’ya ulaşmasını sağlıyor. Katar’ın LNG ihracatının neredeyse tamamı da bu rotaya bağımlı.
Boğazın coğrafi darlığı, onu hem stratejik hem de kırılgan kılıyor. İran’ın batı kıyılarında, Umman’ın doğu sınırlarında yer alan boğaz, en dar noktasında sadece 3 kilometrelik iki gemi geçiş koridoruna sahip. İran, bu coğrafi üstünlüğünü tarih boyunca bir koz olarak kullandı; özellikle ABD ve Batı’ya karşı. 1980-88 İran-Irak Savaşı’ndaki “Tanker Savaşı” bunun en çarpıcı örneğiydi. Bugün ise İsrail’in İran’ın nükleer tesislerine ve askeri hedeflerine yönelik saldırıları, İran’ın Hürmüz’ü kapatma tehdidini yeniden gündeme getirdi.
Peki Hürmüz Boğazı’nın kapanmasının ekonomik yansımaları nasıl olur? Bir domino etkisi yaratır mı?
Boğazın kapanması, küresel enerji piyasalarında bir deprem yaratır. JP Morgan’ın analizine göre, boğazın geçici bir kapanması bile petrol fiyatlarını varil başına 120-130 dolara fırlatabilir. Uzun süreli bir krizde fiyatların 150 doları aşabileceğini öngörüyorum. Bu, sadece enerji maliyetlerini değil, küresel enflasyonu da körükler.
Avrupa, özellikle Körfez ülkelerinden ithal ettiği LNG’ye bağımlı olduğu için ciddi bir enerji kriziyle karşı karşıya kalabilir.
Türkiye gibi enerji ithalatına bağımlı ülkeler için tablo daha da vahim. Türkiye, petrol ihtiyacının %92’sini dışarıdan karşılıyor ve Hürmüz’den geçen Basra çıkışlı ham petrol, toplam ithalatın %20’sini oluşturuyor. Boğazın kapanması, ithalat faturasını kabartırken enflasyonu tetikler ve cari açığı derinleştirir. Doğalgazda da benzer bir senaryo söz konusu; İran’dan yıllık 10 milyar metreküp gaz ithal eden Türkiye, bu akışın kesilmesi durumunda alternatif kaynak bulmakta zorlanabilir.
Çin ve Hindistan gibi Asya ülkeleri de büyük risk altında. Çin’in petrol ithalatının önemli bir kısmı Hürmüz’den geçiyor; boğazın kapanması, Pekin’in enerji güvenliğini tehdit eder. İran’ın kendisi bile bu boğazdan petrol ihraç ettiği için, kapanma kararı ekonomik bir intihar anlamına gelebilir. Ancak Tahran, stratejik bir hamle olarak bu riski göze alabilir.
Hürmüz’ün kapanması, sadece ekonomik değil, siyasi bir tsunamiye de yol açar. ABD’nin Bahreyn’deki Beşinci Filosu, boğazın güvenliğinden sorumlu. İran’ın boğazı mayınlaması veya ticari gemilere müdahalesi, ABD’yi doğrudan çatışmaya çekebilir. Batı medyası, böyle bir senaryonun “ilan edilmemiş bir savaş” anlamına geleceğini vurguluyor.
Körfez ülkeleri, İran’ın zayıflamasından memnun olsa da Hürmüz’ün kapanmasını istemiyor. Suudi Arabistan ve BAE, alternatif boru hatlarıyla ihracatı sürdürebilir, ancak bu kapasite Hürmüz’ün yerini dolduramaz. Bu durum, Riyad ve Abu Dabi’yi İran’a karşı daha sert bir pozisyon almaya zorlayabilir.
Rusya ve Çin, İran’ı enerji koridorlarının kilit taşı olarak görüyor ve Hürmüz’ün kapanmasına karşı temkinli. Ancak Moskova ve Pekin, İran’ı desteklerken Batı ile açık bir çatışmadan kaçınabilir. Türkiye ise denge politikasıyla hareket etmeye çalışıyor, ancak Hürmüz krizi Ankara’yı taraf seçmeye zorlayabilir. Forbes Türkiye, Türkiye’nin bu krizde arabuluculuk rolü üstlenebileceğini, ancak sivil savunma ve enerji altyapısındaki eksikliklerin bu rolü zayıflattığını belirtiyor.
Batı kaynakları, İsrail’in İran’a yönelik saldırısını “önleyici darbe” olarak meşrulaştırırken, Hürmüz’ün kapanmasını “kabul edilemez” bir tehdit olarak görüyor. ABD ve Avrupa, boğazın açık kalması için askeri ve diplomatik her türlü adımı atmaya hazır. Öte yandan, Doğu kaynakları, özellikle Çin ve Rusya merkezli analizler, İran’ın Hürmüz’ü kapatma hakkını bir “egemenlik meselesi” olarak savunuyor. İran medyası ise boğazın kapatılmasını “düşmanı cezalandırma” stratejisinin bir parçası olarak sunuyor.
Hürmüz Boğazı, sadece bir su yolu değil; küresel güç dengelerinin, ekonomik istikrarın ve jeopolitik hesapların kesişim noktası. İsrail-İran çatışmasının gölgesinde, boğazın kapanması ihtimali, dünyayı stagflasyon, enerji krizi ve bölgesel savaş riskiyle karşı karşıya bırakabilir. Türkiye, bu krizde hem tehditlerle hem de diplomatik fırsatlarla yüzleşiyor. Ancak Hürmüz’ün kaderi, sadece İran ve İsrail’in değil, küresel aktörlerin vereceği kararlara bağlı. Bir satranç tahtasında, Hürmüz’ün hamlesi oyunu değiştirebilir ya da bitirebilir.
Stratejiye karşı tepkinin bir anlam ifade etmediğini anlayana kadar, ders devam edecek.






















