(The Turkish Post) – TUNA CEVHER
Youthall’un “Gençlerin Beklenti ve Yönelimleri Araştırması”, Türkiye’nin genç kuşağa sunduğu tabloyu bir kez daha gözler önüne serdi: Üniversite mezunlarının %76,7’si hâlâ aile evinde yaşıyor. Bu oran, sadece ekonomik bir tercih değil, devlet politikalarının ve piyasa koşullarının gençleri köşeye sıkıştırmasının somut bir göstergesi. Türkiye’de genç olmak, artık geleceğe umutla bakmak değil; hayatta kalma mücadelesi vermek anlamına geliyor.
EĞİTİM REFAH DEĞİL YÜK GETİRİYOR
Gençlerin aile evine mahkûm kalmasının başlıca nedeni, kontrolsüz biçimde artan hayat pahalılığı. Kira fiyatlarının astronomik seviyelere ulaşması, asgari ücretin yaşam maliyetlerini karşılamaması, işsizliğin ve güvencesiz çalışmanın yaygınlaşması gençleri bağımlı hale getiriyor. Araştırmaya göre, her beş öğrenciden biri haftalık 1.000 TL’nin altında yaşamak zorunda kalıyor. Üniversite mezunu işsizlerin yarısının aylık 4.000 TL’nin altında gelir elde etmesi, bu ülkede eğitimin artık sosyal adalet ve fırsat eşitliği sağlamadığını açıkça ortaya koyuyor. Eğitim sistemi, gençlere “daha iyi bir hayat” vaat ederken, aslında onları yoksulluğun ve belirsizliğin içine itiyor.
BAĞIMSIZLIK HAYALİ YOK SAYILIYOR
Ekonomik darboğazın en ağır faturası, gençlerin özgürleşme sürecine kesiliyor. Aile evinden çıkamayan gençler, bireysel kararlarını ertelemek zorunda kalıyor; bu da onların toplumsal hayata katılımını sınırlıyor. Evlilikten şehir değiştirmeye, kendi düzenini kurmaktan iş hayatında cesur adımlar atmaya kadar pek çok alan, gençler için erişilmez hale geliyor. Toplum, gençleri “geç yetişkinlik” döngüsüne sıkıştırıyor; yani gençler, bağımsızlığı ve sorumlulukları olması gerekenden yıllar sonra yaşayabiliyor. Bu durum hem bireysel hem de toplumsal gelişim açısından ciddi bir kayıp.
UMUTSUZLUK KUŞAĞINA DOĞRU
Araştırma, sadece ekonomik değil, psikolojik bir krizi de ortaya koyuyor. Öğrencilerin iş bulma umudu bir yıl içinde % 61,5’ten % 41,8’e düştü. Mezunların yarıya yakını geleceğe kaygıyla bakıyor, mutluluk oranı ise % 25,8 gibi utanç verici bir seviyeye gerilemiş durumda. Bu tablo, Türkiye’nin eğitimli gençlerini “umut kaybı kuşağı”na dönüştürdüğünü gösteriyor. Üniversite bitiren gençler, işsizlik ve düşük ücret sarmalına sıkıştıkça, toplum da hızla geleceğini kaybediyor.
BEYİN GÖÇÜ İLE GELECEK ÇALINIYOR
Sonuçlar, aslında yıllardır görmezden gelinen bir gerçeği tekrar hatırlatıyor: Gençler bu ülkeye inanmıyor. Yetenekli ve eğitimli bireyler, çareyi yurtdışına göç etmekte buluyor. Kalanlar ise toplumsal hayattan geri çekiliyor, pasifleşiyor ve yalnızlaşıyor. Bu tablo yalnızca bireysel mutsuzluğun değil, ülkenin geleceğinin çalınmasının resmi. Çünkü gençlerine umut veremeyen bir toplum, sadece bugünü değil yarınını da kaybetmeye mahkumdur.























