(The Turkish Post) – SUNA YAMAN
Türkiye’nin dış politikası son yıllarda “çok yönlü ve bağımsız çizgi” vurgusuyla yürütülüyor. Ancak bu yaklaşım, sahada sık sık dalgalanan ilişkiler, ani yön değişiklikleri ve öngörülmezlik eleştirileriyle karşılaşıyor. Uluslararası aktörlerin güven duymakta zorlandığı, içeride ise toplumun dış politikayı giderek daha az benimseyebildiği bir tablo ortaya çıkıyor. Bu durum, Ankara’nın dış politikasında yeni bir “ihtiyaçlar listesi”ni gündeme getiriyor.
EKONOMİK KIRILGANLIKLAR DİPLOMASİYİ SINIRLIYOR
Türkiye’de enflasyon 2025 sonbaharında hâlâ çift haneli ve yüksek seviyelerde seyrediyor; Reuters anketleri Eylül ayı için yıllık enflasyon beklentisini yaklaşık %32–33 civarında gösteriyor ve hükümetin açıkladığı ekonomik takvimde de yıl sonu için yüksek oranlar öngörülüyor. Bu makroekonomik baskı, dış politikada manevra alanını daraltıyor: maliyetli diplomatik inisiyatifler daha sıkı hesaplama gerektiriyor, ekonomik hedeflerle uyumsuz adımlar siyasi maliyetler yaratıyor.
TUTARLILIK VE ÖNGÖRÜLEBİLİRLİK EKSİKLİĞİ SORUN YARATIYOR
Ankara son dönemde çok sayıda diplomatik girişim ve üst düzey temas gerçekleştirdi; örneğin Cumhurbaşkanı’nın ABD temasları ve Washington görüşmeleri yoğun ilgi gördü ve hangi başlıklarda ilerleme olacağı hem Washington hem Brüksel’de yakından takip edildi. Ancak hem ittifak içinde hem bölgesel aktörler nezdinde Türkiye’nin kısa vadeli yön değişiklikleri dış politika söylemine ilişkin soru işaretleri üretiyor. Bu güven bunalımı, özellikle çok taraflı mekanizmalarda ve stratejik ortaklıklarda Türkiye’nin güvenilirliğini sınırlıyor.
RUSYA, ABD VE BÖLGESEL AKTÖRLERLE DENGELENMİŞ AMA KIRILGAN İLİŞKİLER
Türkiye’nin Rusya ile ticari ve enerji ilişkileri hâlâ önemli; Kremlin yetkilileri karşılıklı çıkarın sürdürülebilir olduğunu vurguluyor. Aynı zamanda Türkiye, NATO içinde savunma katkılarına devam ediyor ve ittifak taahhütleriyle pratikte olanaklı uzlaşı arıyor. Bu “stratejik ikili oyun” Ankara’ya esneklik sağlıyor fakat çelişkiler de beraberinde geliyor. Batı ile yakınlaşma adımları Rusya nezdinde güven sorunu, Rusya odaklı adımlar ise Batı ile ilişkilere gerilim katıyor. Bu denge politikasının sürdürülebilirliği, ekonomik hesaplar ve güvenlik gereksinimleriyle doğrudan bağlantılı.
SURİYE NORMALLEŞMESİ VE BÖLGEDE YENİDEN ENTEGRASYON FIRSATI
2024–2025 döneminde Suriye ekseninde dengeler değişti; büyük göç hareketleri ve bölgesel aktörlerin yeniden konumlanması, Türkiye için hem risk hem fırsat yaratıyor. BM ve saha raporları, Suriye’ye dönenlerin sayısının artmakta olduğunu gösteriyor. Bu durum Ankara’nın güvenlik-fırsat yaklaşımını yeniden değerlendirmesini gerektiriyor. Siyasi normalleşme adımları kısa vadede güvenlik garantileriyle birlikte planlanmazsa hem iç politika hem bölgesel istikrar açısından olumsuz sonuçlar doğurabilir.
YAKIN İLİŞKİLERDE PRAGMATİZM ÖNE ÇIKIYOR
Azerbaycan ile stratejik ittifak, enerji ve ulaştırma koridorları bakımından Türkiye’ye somut avantaj sağlıyor. Bu ilişki 2025’te de çok boyutlu iş birliğiyle devam ediyor. Öte yandan İsrail ile ilişkilerde dönemsel gerilimler ve savaş ortamlarının yarattığı siyasi yük, normalleşme görüşmelerinin kırılgan olmasına yol açıyor. Ankara’nın bu bağlamda izleyeceği yol, pragmatik ekonomik çıkarlar ile bölgesel siyasi beklentiler arasında hassas dengeyi tutturmaya bağlı.
GÜVEN ARTIRICI KURUMLAR VE KURUMSALLAŞMA EKSİKLİĞİ
Tüm bu sorunların ortak noktası şu: diplomasi tek bir liderin hamleleriyle sürdürüldüğünde ortaya çıkan “ani yön değişimleri” dış aktörlerde güven zafiyeti yaratıyor. Kurumsal kapasitenin; Dışişleri, ekonomi-diplomasi koordinasyonu, kriz yönetimi mekanizmaları güçlendirilmemesi halinde sahada sürdürülebilir strateji üretmek zorlaşıyor. Uzun vadeli çıkarlar için profesyonel politika planlama, bağımsız analiz birimleri ve geniş katılımlı strateji belgeleri acil ihtiyaç olarak öne çıkıyor.
POTANSİYEL HALA YETERİNCE KULLANILAMIYOR
Türkiye kültür, eğitim ve insani yardımlarda güçlü araçlara sahip; ancak dış politika söyleminde güvenlik ve jeopolitik öncelikler ağır bastığında yumuşak güç girişimleri geri planda kalıyor. Türkiye’nin uzun vadeli cazibesini güçlendirmek için kültür, eğitim ve ekonomik diplomasi programları somut hedeflerle ilişkilendirilmeli ve kesintisiz kaynak ayrılmalı.
ZAMANLAMA ANKARA İÇİN KRİTİK
2025 Eylül’ünde Türkiye’nin içinde bulunduğu jeopolitik ve ekonomik konjonktür, seçilecek dış politika çizgisinin etkisini hızlıca belirleyecek. Kısa vadede pragmatik, ekonomik faydayı gözeten adımlar atılmalı. Orta vadede ise kurumsal reform ve çok taraflılığa dönüş Türkiye’nin itibarını ve etkinliğini geri kazandıracak. Ankara’nın seçimi, günü kurtaran hamlelerle mi ilerlemek yoksa kurumsal ve öngörülebilir bir stratejiyle etkiyi kalıcı kılmak mı olacağı konusunda belirleyici olacak.























