(The Turkish Post) – TUNA CEVHER
Son yıllarda dünyada ve Türkiye’de yeme bozukluklarında ciddi bir artış gözlemleniyor. Özellikle pandemi sonrası dönemde ergenlerde ve genç yetişkinlerde bu rahatsızlıkların görülme sıklığı belirgin şekilde arttı. Uzmanlar, bu artışta sosyal medya etkisi, beden algısı üzerindeki toplumsal baskılar ve aile içi tutumların önemli rol oynadığını vurguluyor.
YEME BOZUKLUKLARI NE KADAR YAYGINLAŞTI?
Türkiye’de yapılan çalışmalar, yeme bozukluğu görülme oranını yaklaşık %3, ergen kızlarda ise %4 olarak gösteriyor. Bu oranlar, her geçen yıl daha da artan bir eğilime işaret ediyor. Dünya genelinde ise her 10 kişiden en az birinde yeme bozukluğu görülüyor. Pandemi süreciyle birlikte bu oran daha da yükseldi. Özellikle gençler arasında yeme bozukluğu şikayetleri nedeniyle yapılan başvurularda %514 gibi dramatik bir artış kaydedildi. Covid-19 sürecinde yaşanan ruhsal izolasyon, belirsizlik ve kaygı, özellikle ergenlerde ve genç erişkinlerde yeme bozukluklarının ciddi şekilde artmasına neden oldu.
AİLE VE ÇEVRENİN ROLÜ
Aile içi iletişimde sıkça karşılaşılan “fat-talk” yani kilo ve bedene yönelik eleştiriler, ergen bireylerde yetersizlik hissine ve kontrol ihtiyacına yol açabiliyor. Bu psikolojik baskı, zamanla yeme alışkanlıklarının bozulmasına ve yeme bozukluğu riskinin artmasına neden oluyor. Özellikle “Kilo mu aldın?” gibi masum görünen sorular bile, duygusal olarak hassas bireyler üzerinde ciddi bir tetikleyici etki yaratabiliyor. Aile içindeki iletişim eksikliği, yüksek stres ortamı ve ebeveynlerin kendi beden algılarına olan takıntılı yaklaşımları da ergenlerin bedenleriyle olan ilişkilerini olumsuz yönde etkileyen çevresel faktörler arasında yer alıyor.
SOSYAL MEDYA VE “FİT OLMA” KAYGISI
Sosyal medya platformlarında her gün karşılaşılan “ideal” beden algısı, özellikle genç bireylerde bedenlerinden memnuniyetsizlik duymalarına ve mükemmel görünme baskısı hissetmelerine neden oluyor. Bu da zamanla, aşırı diyet yapma, kontrolsüz egzersiz uygulama ya da yeme krizlerine girme gibi sağlıksız davranış biçimlerini beraberinde getiriyor. Pandemiyle birlikte artan ekran süresi ve sosyal medya kullanımı, çocukların ve gençlerin beden odaklı kaygılarının artmasına yol açtı. Bu platformlarda sürekli olarak kusursuz ve “fit” bedenlerin öne çıkarılması, beden algısını zedeleyen bir başka etken olarak öne çıkıyor.
UZMANLAR VE YAKLAŞIM
Uzmanlar, yeme bozukluklarının sadece fiziksel değil, aynı zamanda ruhsal ve sosyal etkilerle şekillenen çok katmanlı psikiyatrik rahatsızlıklar olduğuna dikkat çekiyor. Bu rahatsızlıkların tedavisinde en yaygın önerilen yöntemlerden biri Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) olarak öne çıkıyor. Ayrıca aileyle birlikte yürütülen uzman destekli psikoterapi programları, bireyin hem beden algısını hem de yeme davranışlarını yeniden yapılandırmasına yardımcı olabiliyor. Erken teşhis ve müdahale ise sürecin en kritik aşamasını oluşturuyor. Özellikle ergenlik döneminde başlayan yeme bozukluklarının tedavi edilmediği takdirde yaşam boyu sürebildiği vurgulanıyor.
AİLE VE YAKIN ÇEVREYE ÖNERİLER
Ailelerin bu süreçte çocuklarına karşı empatik bir yaklaşım sergilemesi, onları yargılamadan dinlemesi ve bedenle ilgili konuşmalardan uzak durması büyük önem taşıyor. Sofra düzeninin olumlu bir atmosferde kurulması, yemek yeme davranışının stresli bir olay olmaktan çıkarılması gerektiği vurgulanıyor. Ayrıca ailelerin gerektiğinde bir uzmandan profesyonel yardım almayı ihmal etmemesi öneriliyor. Yakın çevrede yer alan akraba ve arkadaşların da bu hassas konuda dikkatli olması gerekiyor. Eleştirici tutumlar yerine destekleyici ifadelerle yaklaşmak, bireyin kendisini güvende hissetmesini sağlayabilir.
TOPLUMSAL DEĞER ÖLÇÜTLERİ YENİDEN TANIMLANMALI
Toplumsal olarak da kilo odaklı yaklaşımın yeniden düşünülmesi gerekiyor. Her bireyin bedeni farklıdır ve değer ölçütü yalnızca dış görünüşle belirlenemez. Sağlıklı yaşam, yalnızca zayıf olmakla değil; ruhsal, sosyal ve fiziksel açıdan dengede olmakla mümkündür. Bu nedenle hem aileler hem de toplum, gençlerin içsel değerlerini ve benlik saygılarını besleyecek bir dil ve yaklaşım geliştirmeli.






















