(The Turkish Post) – TUNA CEVHER
Yüksek enflasyon, artan hayat pahalılığı ve gelir kaybıyla mücadele eden milyonlarca yurttaş için 2025 yılı borçla ayakta kalma yılı olurken, aynı dönemde bankacılık sektörü tarihinin en karlı yıllarından birini yaşadı. Resmi veriler ve muhalefetin gündeme taşıdığı rakamlar, ekonomik krizin yükünün toplumun geniş kesimlerine yıkıldığını, kazancın ise sınırlı bir alanda toplandığını gösteriyor.
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, bankacılık sektörünün 2025’in ilk 11 ayında 843 milyar TL’yi aşan net kar elde ettiğini belirterek, bu tablonun ekonomik krizin kimler için fırsata dönüştüğünü açık biçimde ortaya koydu. Gürer’e göre bankalar, yurttaşın alım gücü erirken günde ortalama 2,5 milyar TL kâr yazdı.
KAR ARTIYOR, GEÇİM DARALIYOR
Bankaların yalnızca Kasım 2025’te elde ettiği net kârın 91 milyar TL seviyesine ulaşması, finans sektöründeki büyüme ile toplumun yaşadığı ekonomik daralma arasındaki çarpıcı uçurumu gözler önüne seriyor. Bankalar 2023’te 620 milyar TL, 2024’te 660 milyar TL net kar açıklarken, 2025’in henüz bitmeden bu rakamların çok üzerine çıkılması dikkat çekiyor.
Ancak bu büyüme, üretimden ya da refahtan değil; yüksek faiz politikaları ve borçlanmaya dayalı bir ekonomik yapıdan besleniyor. Gürer’in de vurguladığı gibi, artan banka karları, halkın cebine giren paranın çoğalmasından değil, cebinden çıkanın artmasından kaynaklanıyor.
BORÇ SARMALI DERİNLEŞİYOR
Ekonomik tabloyu ağırlaştıran en önemli göstergelerden biri ise vatandaşın borç yükü. 2024’te bankalara olan toplam bireysel borç 3 trilyon 978 milyar TL seviyesindeyken, 19 Aralık 2025 itibarıyla bu tutar 5 trilyon 816 milyar TL’ye yükseldi. Kredi kartı, ihtiyaç kredisi ve bireysel borçlar artık geçici bir destek aracı olmaktan çıkmış, kalıcı bir yaşam biçimine dönüşmüş durumda.
Daha çarpıcı olan ise borçların geri ödenememesi. Takipteki, yani icralık borçlar bir yıl içinde 110 milyar TL’den 235 milyar TL’nin üzerine çıktı. Yüzde 112’yi aşan bu artış, borçlanmanın sürdürülemez bir noktaya ulaştığını ve milyonlarca kişinin icra tehdidiyle karşı karşıya kaldığını gösteriyor.
FAİZ YÜKÜ HALKIN ÜZERİNDE
Vatandaşın bankalara ödediği faiz tutarları da tabloyu daha ağır hale getiriyor. 2024’te toplam 666 milyar TL faiz ödeyen yurttaşlar, 2025 Kasım ayı itibarıyla 1 trilyon 45 milyar TL’yi aşan bir faiz yüküyle karşı karşıya kaldı. Bu rakam, bankaların kar hanesine yazılan her kalemin, toplumun geniş kesimlerinden çekilen bir bedel olduğunu ortaya koyuyor.
Gürer’e göre bu tablo tesadüf değil; mevcut ekonomik sistemin doğal sonucu. Yüksek faiz, düşük gelir ve yetersiz sosyal destek üçgeninde sıkışan yurttaş borçlanmaya zorlanırken, finans sektörü bu sıkışmışlıktan kazanç sağlıyor.
“ZENGİNİ DAHA ZENGİN, YOKSULU DAHA YOKSUL” BİR DÜZEN
Ortaya çıkan veriler, gelir dağılımındaki bozulmanın yalnızca bir algı değil, somut rakamlarla görülebilen bir gerçek olduğunu gösteriyor. Bir yanda yüz milyarlarca liralık kar açıklayan bankalar, diğer yanda borcunu çeviremeyen emekliler, asgari ücretliler ve sabit gelirliler bulunuyor.
Ekonomik krizin yükünün kimler tarafından taşındığı, kazancın ise kimlerin elinde toplandığı sorusu, 2025 verileriyle birlikte yeniden gündeme geliyor. Mevcut tablo, ekonomik politikaların toplumsal refahı değil, finansal kazancı ön plana koyuyor.






















