(The Turkish Post) – TUNA CEVHER
Bir zamanlar bilimsel üretimin ve akademik liyakatin simgesi olan üniversiteler, bugün kamuoyunun gözünde giderek daha fazla “akraba kadrolaşması” ve “adrese teslim ilanlar” ile anılıyor.
Akademik dünya, şeffaflıktan uzak atamalar, kayırmacılık iddiaları ve yargıya taşınan usulsüzlüklerle sarsılıyor. Rektörlerin keyfi uygulamaları, denetimsiz kadro dağıtımı ve siyasi referansla yapılan atamalar, akademik dünyayı içten içe çürütüyor.
REKTÖR İSTERSE ALINIR, İSTEMEZSE DIŞARIDA KALIRSINIZ
Son yıllarda birçok üniversitede, akademik kadroların objektif kriterlerle değil, rektörlerin veya üst yönetimin tercihleri doğrultusunda şekillendiğine dair eleştiriler artıyor. Yüksek lisans ve doktora sürecini başarıyla tamamlayan, bilimsel yayınlarıyla öne çıkan akademisyen adayları, sadece “doğru kişilerin yakını” olmadıkları için eleniyor.
Buna karşın, üniversite yönetimine yakınlık veya siyasi referans gibi unsurlar bazı adayların önünü açıyor. Birçok ilana sadece tek bir kişinin uyabileceği şekilde özel şartlar konuluyor. Böylece, yarış başlamadan sona eriyor.
AYNI SOYADLAR, AYNI FAKÜLTELER
Bazı üniversitelerde, aynı soyadı taşıyan akademisyenlerin aynı fakültelerde toplandığı, sülale kadrolaşması diye adlandırılabilecek bir yapının oluştuğu dikkat çekiyor.
İddialara göre, kimi rektörler görev süresi boyunca hem eşini hem çocuklarını hem de diğer yakın akrabalarını üniversitenin çeşitli birimlerine yerleştirebiliyor. Bu durum, liyakatin açıkça göz ardı edildiği bir tabloyu gözler önüne seriyor.
İstanbul, İzmir, Aydın, Konya ve Sakarya gibi birçok şehirdeki üniversitelerden gelen iddialar; bu yapının bireysel vakaları değil, yaygın ve sistematik bir sorunu işaret ettiğini gösteriyor.
YÜKSEK PUANLILAR MÜLAKATTA ELENİYOR
Özellikle öğretim görevlisi ve araştırma görevlisi alımlarında yazılı sınavdan yüksek puan alan adayların, mülakatta düşük puan verilerek elendiği vakalar raporlara yansıdı.
Mülakatın şeffaf yürütülmemesi, torpil iddialarını daha da güçlendiriyor. Birçok aday, sınavdan tam puan almasına rağmen ismi listede bile yer almayan kişilerin kadroya alındığını belirtiyor.
KPSS veya ALES gibi sınavlardan yüksek puan alan adayların bile, mülakatta “gerekçesiz düşük notlarla” elenmesi, sistemin nasıl işlemediğini açıkça gösteriyor. Denetleyen bir merci olmadığında, üniversiteler kendi kurallarını kendi koyan özerk adacıklara dönüşüyor.
DENETİM MEKANİZMALARI ZAYIF
Sayıştay raporlarında birçok üniversiteye dair usulsüzlük ve etik dışı atama tespitleri yer alırken, YÖK bu durumlara karşı sadece genelge yayımlamakla yetiniyor. Üniversitelerde bağımsız iç denetim sistemleri ya çalışmıyor ya da siyasi baskıdan etkileniyor. Üniversite özerkliği adı altında yaratılan alan, zamanla hesap sorulamayan bir yapıya dönüşmüş durumda.
KADRO BEKLEYEN NİTELİKLİ GENÇLER UMUTSUZ
Binlerce genç akademisyen, yıllarını vererek yüksek lisans ve doktora yaparken, aynı dönemde daha az donanımlı ama bağlantılı kişilerin kadroya girdiğini görerek mesleği bırakıyor. Bu durum yalnızca bireysel mağduriyet yaratmakla kalmıyor, Türkiye’nin bilimsel potansiyelini de törpülüyor.
BİLİM YERİNE SADAKAT: AKADEMİK ÇÖKÜŞÜN EŞİĞİNDE BİR SİSTEM
Üniversiteler, eleştirel düşüncenin, özgür tartışmanın ve yenilikçi fikirlerin yeşerdiği alanlar olmalı. Ancak bugünkü sistemde bu ortam giderek daralıyor. Çünkü atamalarda tercih edilen kişiler genellikle akademik üretimiyle değil, sadakatiyle ön plana çıkıyor.
Bu da bilimsel rekabetin yerini, “itaat kültürüne” bırakmasına neden oluyor.
Yükseköğretim Kurulu’nun (YÖK) bu konuda yeterince etkin olmadığı eleştirileri sıkça dile getiriliyor. Sayıştay raporlarında yer alan usulsüz harcamalar, denetimsiz bütçeler ve etik dışı atamalar karşısında YÖK’ün sessiz kalması, güvensizliği daha da artırıyor.
AKADEMİ NEREYE GİDİYOR?
Türkiye’deki üniversiteler, sadece eğitim veren kurumlar değil; aynı zamanda toplumun adalet, liyakat ve fırsat eşitliği algısının barometresi. Ancak bugünkü gidişat, bu değerlerin hızla erozyona uğradığını gösteriyor. Üniversiteler bilimle, üretkenlikle, sorgulamayla anılmalı; referansla değil.






















