(The Turkish Post) – TUNA CEVHER
Türkiye, 2025 su yılında yalnızca olağanüstü bir yağış düşüşüyle değil, iklim krizinin tarım, su yönetimi ve ekonomi üzerindeki etkilerinin aynı anda görünür hale geldiği yapısal bir kırılmayla karşı karşıya. Resmi veriler, yağışların son 52 yılın en düşük seviyesine indiğini, kuraklığın başta hububat, zeytin ve meyve üretimi olmak üzere tarımsal verimi aşağı çektiğini ve yeni su yılında da bu eğilimin tersine dönmediğini gösteriyor.
SU KRİZİ TARIMDAN EKONOMİYE YAYILIYOR
Türkiye, 2025 su yılında yalnızca bir meteorolojik rekorla değil, çok katmanlı bir kuraklık kriziyle karşı karşıya. Tarım ve Orman Bakanlığı Tarım Reformu Genel Müdürlüğü’nün Ekim 2024–Eylül 2025 dönemini kapsayan su yılı bülteni, ülke genelinde ortalama yağışın 422,5 milimetre ile son 52 yılın en düşük seviyesine indiğini ortaya koyuyor. Bu seviye, uzun yıllar ortalamasının yüzde 26, bir önceki su yılının ise yüzde 29 altında.
Ancak veriler, sorunun yalnızca “az yağmur” başlığıyla açıklanamayacağını gösteriyor. Kuraklık, tarımsal üretimden gıda fiyatlarına uzanan bir ekonomik risk zincirine dönüşmüş durumda.
KURAKLIK ARTIK TARIMSAL BİR ŞOK
Bakanlık bültenine göre buğday, arpa, ayçiçeği, zeytin ve meyve üretiminde birçok bölgede verim düşüşleri yaşandı. Marmara, Ege ve Akdeniz’de kalite kaybı ve rekolte azalması resmî kayıtlara girdi. Bu tablo, Türkiye tarımının yağış rejimine ne denli bağımlı olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.
Uzmanlara göre kuraklık, özellikle kuru tarım yapılan alanlarda çiftçinin üretim kararlarını doğrudan etkiliyor. Ekim alanlarının daralması, girdi maliyetlerinin yükselmesi ve ürün kayıpları, önümüzdeki dönemde gıda fiyatları üzerinde ek baskı oluşturma potansiyeli taşıyor.
YENİ SU YILI UMUT VERMEDİ
Kuraklığın geçici olmadığına işaret eden bir diğer veri ise yeni başlayan su yılından geliyor. 1 Ekim–30 Kasım 2025 döneminde Türkiye genelindeki yağışlar, uzun yıllar ortalamasının yüzde 19 altında kaldı. Yağışlar geçen yılın aynı dönemine göre sınırlı bir artış gösterse de normallerin belirgin biçimde altında seyretti.
Kasım 2025’te tablo daha da ağırlaştı. Türkiye genelinde yağışlar uzun yıllar ortalamasına göre yüzde 43, geçen yılın aynı ayına göre ise yüzde 39 azaldı. Karadeniz’de son 15 yılın, Akdeniz’de ise son 10 yılın en düşük seviyeleri kaydedildi. Bu durum, kış aylarında su kaynaklarının yeterince beslenememesi riskini artırıyor.
TEORİDEN GÜNDELİK HAYATA
İklim krizi alanında çalışan Doç. Dr. Ezgi Kovancı’nın DW Türkçe’ye yaptığı değerlendirme, bu sürecin daha geniş bir çerçevede okunması gerektiğine işaret ediyor. Kovancı’ya göre Türkiye, iklim krizini artık raporlar ve uzun vadeli projeksiyonlar üzerinden değil, doğrudan yaşanan afetler üzerinden deneyimleyen bir ülke haline geldi.
Bu yaklaşım, kuraklığın yalnızca tarımı değil; su yönetimini, enerji üretimini, kırsal istihdamı ve ekonomik istikrarı da etkileyen yapısal bir sorun olduğunu ortaya koyuyor. Uzmanlar, yağış rejimindeki düzensizliğin kalıcı hale gelmesi durumunda Türkiye’nin su politikalarını ve tarımsal destek mekanizmalarını yeniden düşünmek zorunda kalabileceği uyarısında bulunuyor.
ÖNÜMÜZDEKİ DÖNEM NE SÖYLÜYOR?
Mevcut veriler, kuraklığın kısa vadeli bir sapma olmaktan çıkıp yeni bir normal haline gelme riskini barındırdığını gösteriyor. Yağışların zamansal ve mekânsal dağılımındaki bozulma, üretim planlamasını zorlaştırırken, tarım ve gıda fiyatları üzerinden toplumsal etkilerin daha görünür hale gelmesi bekleniyor.
Bu nedenle 2025 su yılı verileri, yalnızca bir istatistik değil; Türkiye’nin iklim krizi karşısındaki kırılganlığını gözler önüne seren stratejik bir uyarı niteliği taşıyor.






















