(The Turkish Post) – TUNA CEVHER
Tarım Ülkesi… Bu ifade yıllardır tekrar ediliyor. Ancak gerçekler, bu iddianın altını hızla oyuyor.
Türkiye’de tarım öyle bir noktaya geldi ki; binlerce kilometreden gelen muz, ülkenin kendi topraklarında yetişen elma ve ayvadan daha ucuza satılıyor. Böyle bir çelişkiyi ancak tarım politikalarının çöktüğü ülkelerde görmek mümkün.
ÇİFTÇİ YAŞLANIYOR, GENÇLER TARLADAN UZAKLAŞIYOR
Türkiye Ziraat Odaları Birliği’ne göre 2025 itibarıyla çiftçilerin yaş ortalaması 59’a yükseldi. Genç nüfusun tarımla bağı azaldıkça, üretimin sürdürülebilirliği tehlikeye giriyor. Tarlada harcanan emeğin karşılığını alamayan üretici, ağır borç yükü altında üretimden çekiliyor. Tarlaların başındaki insanlar hızla yaşlanırken, gençler ise şehirlerde asgari ücret ararken tarım geriye doğru koşuyor. Çünkü tarım “emek isteyen”, fakat artık emeğin karşılığını vermeyen bir alana dönüştü.
TARIM TOPRAKLARI BETONUN GÖLGESİNDE
Tarımsal üretimin en büyük varlığı olan toprak her yıl daha fazla kaybediliyor. Verimli tarım alanları imara açılıyor, betonlaşma hız kazanıyor. Toprağın kaybedildiği her yıl üretim hacmi biraz daha küçülüyor, gıda arzı daha fazla dışa bağımlı hale geliyor.
ÜRETMEK DEĞİL İTHAL ETMEK DAHA KÂRLI HALE GELDİ
Mazot, gübre, tohum, su ve enerjide yaşanan maliyet artışları yerli üreticiyi rekabet dışı bırakıyor. Üretimin pahalı, ithalatın ise daha kârlı hale gelmesi; ekonominin tarım ayağında ciddi bir bozulma yaşandığının açık işareti olarak görülüyor. Yerli ürün masraflara yenilirken, ithal ürünler tüketiciye daha erişilebilir hale geliyor. Ülke kendi ürününü üretemez hale geldikçe, ithalata sarılan bir yapıya sürükleniyor. Bu bağımlılık, sadece fiyatlara değil, geleceğe de ipotek anlamına geliyor.
PAHALILIĞIN SEBEBİ SADECE ENFLASYON DEĞİL
Market fiyatları yükseliyor, pazarda ürünler cep yakıyor. Tüm yük yine tüketicinin omzunda. Oysa fiyat artışlarının ardında yalnızca ekonomik kriz değil, yıllardır geri plana itilen üretim politikalarının sonuçları bulunuyor. Üretim zayıfladıkça gıda fiyatları kaçınılmaz şekilde tırmanıyor.
DIŞA BAĞIMLILIK GIDA GÜVENLİĞİNİ TEHDİT EDİYOR
Bugünün hatalı tarım politikaları, yarının gıda krizinin kapısını aralıyor. Ülkeler dünyada tarım alanlarını korumaya çalışırken Türkiye, imar projelerine kurban verdiği topraklarıyla geleceğini de riske atıyor. Tarımın çökmesi, ekonomik bağımsızlığın da çökmesi anlamına geliyor.
Yerli üretici artan mazot, gübre, elektrik, su maliyetleri altında ezilirken; market raflarında ithal ürünlerin fiyatı daha cazip halde sunuluyor. Üstelik çiftçi para kazanamadığı için üretimi bırakıyor; devlet de çözüm olarak ithalata yükleniyor. Bu kısır döngü tarımın tabutuna çakılan çivilerden biri.
BU SADECE BUGÜNÜN SORUNU DEĞİL
Bir zamanların kendine yeten Türkiye’si, ithalata bağlı bir gıda rejimine sürükleniyor. Tarımı, çiftçiyi ve toprağı savunmayan her yaklaşım, sofralardaki her ürünü daha pahalı ve ulaşılmaz kılıyor.






















