(The Turkish Post) – TUNA CEVHER
Bugün Türkiye’de de “Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü”. Ancak Türkiye bugünü, her yıl daha ağırlaşan bir tabloyla karşılıyor.
Kadınlar, sokakta, evde, iş yerinde, hatta koruma talep ettiği devlet dairesinde bile güvende değil. Şiddet yalnızca rakamlarda değil, gündelik hayatta, sosyal medyada, haber bültenlerinde, mahkeme salonlarında… Kısacası yaşamın her alanında kendini hissettiriyor.
ŞİDDETİN EN KARANLIK HALİ: TANIDIK ELİ
Türkiye’de kadınların büyük bölümü, tanımadığı kişilerden değil; en yakınındaki erkeklerden şiddet görüyor. Eşi, eski eşi, sevgilisi, aile bireyleri… Kadınlar çoğu zaman kendi evlerinde öldürülüyor. Bu gerçek, şiddetin “ani bir öfke” değil, toplumsal ve yapısal bir sorun olduğunu açıkça ortaya koyuyor.
KAĞIT ÜSTÜNDEKİ GÜVENCE, GERÇEKTE KIRILGAN
Türkiye’nin koruyucu yasaları var. Kâğıt üzerinde güçlü görünen maddeler, uygulamada çoğu zaman etkisiz kalıyor. Şikâyet üzerine verilen uzaklaştırma kararlarının uygulanmadığı, kolluğun zamanında müdahale etmediği, kadınların defalarca başvuru yapmasına rağmen korunamadığı vakalar her yıl artıyor.
Koruma altındaki kadınların bile öldürüldüğü bir ülkede, “şiddet önlenebilir” cümlesi, kadınlar için hâlâ gerçek bir güvenceye dönüşmüş değil.
CEZASIZLIK ALGISI VE TOPLUMSAL KABULLENİŞ
Kadına yönelik şiddetin önünde duran en büyük engellerden biri, cezaların caydırıcı biçimde uygulanmaması. İyi hâl indirimleri, tutuksuz yargılamalar, kişisel “tahrik” gerekçeleri… Toplumun bir kesimi hâlâ kadınlardan “sabretmesini” beklerken, adalet mekanizması çoğu zaman yeterince güçlü bir mesaj veremiyor. Bu da şiddeti normalleştiriyor, hatta kimi zaman teşvik ediyor.
BİR ÜLKENİN DEMOKRASİ BAROMETRESİ
Kadın hakları yalnızca kadınların meselesi değil. Bir ülkede kadınların yaşadığı özgürlük, o ülkenin demokrasisinin ve hukukun üstünlüğünün en net göstergelerinden biri. Kadınların sesinin kısıldığı, yaşam hakkının korunamadığı bir yerde, diğer tüm haklar da kolaylıkla eriyor.
MÜCADELE SÜRÜYOR
Türkiye’de kadın cinayetleri ve şiddet vakaları, artık münferit olaylar olarak nitelendirilemeyecek kadar yaygın. Buna rağmen, mevcut mekanizmaların güçlendirilmesine yönelik somut ve kararlı adımlar henüz görülmüş değil. Tüm eksikliklere rağmen, kadınların mücadelesi bu ülkenin en kararlı toplumsal hareketi olmaya devam ediyor.
Kadın hakları mücadelesi, yalnızca kadınların yaşam güvenliğini değil; demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan haklarının genel sağlığını da koruyor. Bu nedenle, “kadın haklarına sahip çıkmak”, aslında “insan haklarına sahip çıkmak” demek.






















